Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > T Dağarcık

Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi

T

Sözlükte: 8 Bu harfle başlayan girdiler.

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Tabelalardaki Türkçe Yanlışları [Makale]

[color=CC0000][b]Tabelalardaki Türkçe Yanlışları[/b][/color] Tabelalarla ilgili yazılar, etkinlikler çoğunlukla “tabelalarda yabancı sözcüklerin kullanılmasını önlemek” amacına yönelik oluyor. Peki Türkçe yazılanlarda hiç sorun yok mu? Türkçe olduğu halde dilbilgisi kurallarına aykırı yazılanları ne yapacağız? Yoksa, [i]“Aman, adamlar hiç olmazsa Türkçe yazmışlar. Dokunmayalım.”[/i] diyerek bu yanlışlıkları görmezden mi geleceğiz? Tabelalar konusunda bütün dikkat [i]“Yabancı dilde yazılan tabelalara hayır!”[/i] söylemi üzerinde yoğunlaştığından dolayı Türkçe olduğu halde dilbilgisi kurallarını alt üst eden tabelalar gözden kaçıyor. Dediğimiz gibi, belki de bunlar görmezden geliniyor. Kurum, kuruluş, dernek, vakıf, işyeri, tv ve radyo kanalları gibi birçok yerin adı çoğunlukla [b]belirtisiz ad tamlaması[/b] biçimindedir: [i]Nüfus Müdürlüğü, İş Bankası, Dil Derneği, Gökçe İşhanı, Eylül Eczanesi, TRT Radyosu...[/i] gibi. Bunlar tamlama kurallarına uygun örneklerdir. Kural: [color=CC0000][b]1.[/b][/color] Türkçedeki tamlamalarda tamlayan önce, tamlanan ise sonra gelir. [color=CC0000][b]2.[/b][/color]Belirtisiz ad tamlamalarında tamlayan (birinci öge) “[b]-in[/b]” ilgi ekini almaz. Tamlanan (ikinci öge) ise üçüncü tekil kişi iyelik ekini alır: \"[b]-i [ -ı, -u, -ü; -(s)ı, -(s)i, -(s)u, -(s)ü].[/b]\" Örnekler: [i]bahçe kapısı, çocuk odası, çay kaşığı, kravat iğnesi, masa örtüsü…[/i] Yukarıda belirttiğimiz bu iki madde, Türkçenin en önemli kuralları içinde yer alır. Böyle olduğu halde kimi tabelalarda bu kurallar çiğnenmektedir. İşin kötüsü bu tür kullanımların yanlış olduğu bilinmemektedir. Bunun temelinde yatan üç neden vardır: Birincisi, Türkçenin tamlama kurallarının bilinmemesi; ikincisi, İngilizcenin Türkçe üzerindeki olumsuz etkisi; üçüncüsü ise bu tür örnekler çoğaldığı için yanlışlıkların fark edilememesidir. (alışkanlık) [color=CC0000][b]Belli Başlı Yanlışlıklar: [/b][/color] [color=CC0000][b]A.[/b][/color] İlk öbekte ele alacağımız örnekler yukarıda [u]2. maddede[/u] açıklanan kuralın çiğnendiği örneklerdir. Özellikle kimi banka adlarında görülen bu yanlışlık giderek yaygınlık kazanmıştır. Belirtisiz ad tamlaması biçimindeki birleşik ad değerinde olan [b]Akbank[/b], [b]Vafıfbank[/b] gibi örneklerdeki ilk yanlış “banka” yerine “bank” yazılmasıdır. Burada “banka” sözcüğü tamlayandır ve kural gereği üçüncü tekil kişi iyelik eki [–(s)i] almalıdır. Bu kuruluşların adı, [b]Ak Bankası[/b]; [b]Vakıf Bankası[/b] biçiminde olmalıydı. Bunun gibi yüzlerce, binlerce örnek vardır. İngilizce tamlamalarda tamlayanın alması gereken bir ek yoktur. Yabancı dildeki bu özellik sanki Türkçede de varmış gibi düşünülerek kurallara aykırı yazımlar çoğaldıkça çoğalıyor: [b]Çiçek Pastane, Doğan Otel, Yaprak Sokak, Güleryüz Kuaför, Bursa İşkembe…[/b] Bunlar [b]“Çiçek Pastanesi, Doğan Oteli, Yaprak Sokağı, Güleryüz Kuaförü, Bursa İşkembecisi”[/b] biçiminde yazılmalıydı. Kulak alışkanlığından ötürü bunların yanlış olduğu fark edilemiyor. “Çay kaşığı” yerine “çay kaşık”, “çocuk odası” yerine “çocuk oda”, “yemek tabağı” yerine “yemek tabak” dediğinizde buradaki yanlışlığı bir çırpıda fark edenler aynı yanlışın yapıldığı “Doğan Otel” sözünü doğru sanıyorlar ve bunu yadırgamıyorlar. [color=CC0000][b]B.[/b][/color] İkinci öbekte İngilizcenin olumsuz etkisinin daha da yıkıcı olduğunu gördüğümüz örnekleri ele alacağız. Yukarıda [u]1. maddede[/u] belirttiğimiz kurala göre Türkçe tamlamalarda tamlayan önce, tamlanan sonra gelir. İngilizcedeki “[b]Radio Blue[/b]” gibi tamlamalardan örnek alınarak bu kural alt üst ediliyor; tamlanan öne, tamlayan ise sona alınarak bir ters yapı oluşturuluyor: [b]Radyo Tatlıses, Kanal D… [/b]gibi. Doğrusu: [b]Tatlıses Radyosu, D Kanalı.[/b] Böyle olunca tamlananın alması gereken ekin kullanılmadığı örnekler bir de tersine çevriliyor ve ortaya “katmerli yanlış” çıkıyor: [b]Otel Doğan, Kuaför Güleryüz, Stüdyo Pazar… [/b] Bu örnekler her iki bakımdan da yanlış olanlardır. Aynı olumsuz etki bugün yanlış olduğu fark edilemeyen örneklerde de görülüyor: [b]Kat 3, Daire 18, Bölüm 12, Sayfa 85…[/b] gibi. Burada ise sıfat tamlamalarındaki kurallar alt üst ediliyor. Türkçede sıfat her zaman addan önce gelir. Yukarıdaki örneklerde ise addan sonra gelmiştir. Yine Türkçenin önemli bir kuralı çiğnenmiştir. Doğrusu: [b]3. Kat, 18. Daire, 21. Bölüm, 85. sayfa.[/b] A öbeğindeki örnekleri sıralarken sözünü ettiğimiz alışkanlıklar burada da etkili oluyor ve bu tür örneklerin yanlış olduğu fark edilemiyor. Oysa, “masa örtüsü” yerine “örtü masa” dediğimizde ortaya çıkan yanlışlık (ve garipsenecek anlatım) “Radyo Tatlıses” sözünde de var. Ancak ikincisinin yanlış olduğu ne yazık ki anlaşılamıyor. Türkçemizi yabancı sözcüklerin işgalinden kurtarmak için çabalarken bir de bunlarla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Bu yanlışlıkların engellenmesinde de belediyelere çok iş düşüyor. Yalnızca tabelaların yabancı olup olmadığına bakılmamalıdır. Türkçe olanların da tamlama kurallarına uygun olup olmadığına bakılmalıdır. Yoksa bu yanlışlıkların sonu gelmeyecek, dilimiz daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacak. Bu kirliliğe artık \"Dur!\" denmelidir. [b]Ozan AYDIN[/b]

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Tarihle ilgili anektodlar [Tarih]

ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslararası antlaşma Türkçedir. Bu antlaşma George Washinton ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı tarafından imzalanmıştır. ( 5Eylül 1795) Bu antlaşmayla ABD, tarihinde vergi vermeyi kabul ettiği tek ülke Osmanlı İmparatorluğu\'dur. ABD Başkanı George Wasington, Osmanlı İmparatoru tarafından muhatap görülmemiş ve antlaşma Cezayir Beylerbeyi tarafından imzalanmıştı. İnsanın \" Vay canına!\" diyesi geliyor.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Televizyon Tutsaklığı [Deneme]

Televizyon son yıllarda ülkemiz insanlarını tutsaklaştırdı.Yayın başlar başlamaz evdeki bütün etkinliklerin durduğunu,tüm ev halkının televizyonun etrafını kuşattıklarını görmüşsünüzdür. Televizyon adeta onları esir eder. Eskiden komşular ,akrabalar bir araya gelir ,görüşüp konuşurlardı. Öldü bütün bu görüşmeler, dertleşmeler. Onların yerini bilmem hangi dizideki kahramanın serüvenleri alıyor.İnsanlarımız kendilerinden çok onların dertlerine üzülüyor, onlara acıyor. Televizyonun insanları aşırı derecede büyülediğini ,bağımlı kıldığını gören uzmanlar ona “aptal kutusu” diyorlarmış. Eğer bu ad bir gerçeği yansıtıyorsa insanlarımızın büyük bir bölümüne aptal demek gerekir. Çünkü insanlarımızın televizyona karşı aşırı düşkünlüğünü hepimiz biliyoruz. Televizyonun karşısına geçince adeta büyülenmiş gibi program ayrımı yapmadan ne verilirse büyük bir merakla izliyorlar Televizyon büyük bir buluştur. Bu gerçeğe kimse itiraz etmiyor. Ama ülkemizdeki kullanımı yanlış. Bu gerçeğe bakınca televizyonun yarardan çok zarar getirdiğini görüyor ve keşke bu aptal kutusu bulunmasaydı diyesim geliyor.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Televizyon Tutsaklığı [Soruluk Metinler]

Televizyon son yıllarda ülkemiz insanlarını tutsaklaştırdı.Yayın başlar başlamaz evdeki bütün etkinliklerin durduğunu,tüm ev halkının televizyonun etrafını kuşattıklarını görmüşsünüzdür. Televizyon adeta onları esir eder. Eskiden komşular ,akrabalar bir araya gelir ,görüşüp konuşurlardı. Öldü bütün bu görüşmeler, dertleşmeler. Onların yerini bilmem hangi dizideki kahramanın serüvenleri alıyor.İnsanlarımız kendilerinden çok onların dertlerine üzülüyor, onlara acıyor. Televizyonun insanları aşırı derecede büyülediğini ,bağımlı kıldığını gören uzmanlar ona “aptal kutusu” diyorlarmış. Eğer bu ad bir gerçeği yansıtıyorsa insanlarımızın büyük bir bölümüne aptal demek gerekir. Çünkü insanlarımızın televizyona karşı aşırı düşkünlüğünü hepimiz biliyoruz. Televizyonun karşısına geçince adeta büyülenmiş gibi program ayrımı yapmadan ne verilirse büyük bir merakla izliyorlar Televizyon büyük bir buluştur. Bu gerçeğe kimse itiraz etmiyor. Ama ülkemizdeki kullanımı yanlış. Bu gerçeğe bakınca televizyonun yarardan çok zarar getirdiğini görüyor ve keşke bu aptal kutusu bulunmasaydı diyesim geliyor.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Tik Tak [Şiirler]

TİK TAK Kulağım uğulduyor bu karanlık odada. Esrarlı bir yalnızlık dönüyor etrafımda. Beynimde şah damarımın gürüldeyen sesini, Damarlarımda sıcak bir kanın gezdiğini, Duyuyor,biliyorum;onları dinliyorum. Şu buz gibi duvarda gölgeler görüyorum. Kafamda sayısızca”niçin”ler dolaşmakta, Yalnız bir tik tak sesi beni cevaplamakta. Sorduğum her soruya verdiği cevap aynı. Hep aynı sesler ile tüketmekte zamanı. Onun elinde değil.O hiç çalışmasa da, Batıp doğacak güneş,hayallerin ufkunda. Biraz mağrur yine de aldığı vazifeden, Ruha dokunan sesi yumuşak kadifeden. Otursan da,yatsan da,gayretle çalışsan da; Beklemez seni diyor,zaman kendi yolunda. Dünyanın mayası bu,hak yazdı fani diye, Zaman yalnız vesile,varmak için ereğe. Kesenize cüz’i bir sermayeyi vermiş Hak. Ben olmasaydım yine bitecekti muhakkak. Yalnız hatırlatırım sermayeden kalanı, Savurmasınlar diye uyarırım insanı. Zamandan kendim bile değilim ben azade, Elbet ben de susarım zamanım geldiğinde. Kimse inanmaz bana böyle yavaş dönmeden, Asırlar nasıl geçer bu tik tak seslerinden. Büyütmemeli gözde şu kısacık hayatı, Altı günde yaratmış hak bütün kainatı. Nihayetinde ömür o binlerce nefesin, Biriyle bitecektir derin uzun ve kesin. Anlamadınız sizler hayatın esrarını, Sayısız işareti,kulluğun idrakını. Her gün ayağınızla ezdiniz özünüzü, Dünyanın hevaları kör etti gözünüzü. Hiç kimse döndürmekle saatin akrebini, Geriye döndüremez şu akşam güneşini. Toprak açmış bağrında bak ebed kapısını, Ne kadar tutsan da boş geçen ömrün yasını. Adımların yavaşça yaklaştırıyor seni. Her gün az biraz daha yıpratıp bedenini. Bir gün emanet eder seni kendi mayana. Şu ebed kapısından Rahman’ın huzuruna. Abdurrahim Güneş

3 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder TÜRGLISH [Berceste]

Şimdi Türglısh zamanı! Benden duymuş olmayın ama Türglısh bilmeyen ele güne rezil olur, derdini anlatamaz da cahil yerine konur maazallah! O da neymiş yahu, demeyin. Aslında az çok hepimiz Türglısh biliyoruz. Türglısh bir dil, yaşayan bir dil, hem de Türkiye’de yaşayan bir dil! Yeni icat edilmedi ama pek de eski sayılmaz. Hepimiz Türglısh biliyoruz dediysek de her konunun olduğu gibi bunun da uzmanları var. Bu dilin uzmanları öyle kelli felli profesör falan da değiller üstelik. Bu müstesna dilin uzmanları aramızda yaşıyor. Gazete ve televizyonlarda da sık sık boy gösterip vatandaşlara bedavadan telaffuz, tonlama, vurgu, mana incelikleriyle dolu hitabet örnekleri sunuyorlar ki yeme de yanında yat. Kulaklarımızın pası siliniyor yahu! “İyi güzel de bugüne kadar bu dili biz niye duymadık?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben şimdi birkaç örnek sununca; bu dili biz de biliriz hem az çok uzmanı da sayılırız evelallah, deyip kendinizle gurur duyacaksınız. Gelelim dilimizin kurallarına ve bu kuralların örneklerine: Türglısh öğrenmesi kolay bir dildir. Genel kuralı şöyle formüle edebiliriz: TÜRKÇE+İNGİLİZCE/2=TÜRGLİSH Yani önce biraz Türkçe öğreniyoruz. (Televizyonlardan da öğrenebilirsiniz.) Sonra da yabancı dizilerden sağdan soldan az biraz İngilizce öğreniyoruz. Edindiğimiz engin bilgileri harmanlayıp (biz buna iki dilin birbirine karıştırılması, pardon sentezlenmesi diyoruz.) başlıyoruz konuşmaya! Ortaya çıkan aslında pek bir şeye benzemiyor ama olsun. Korkmayın, çok zorlanmazsınız, zamanla dilinize yapışır –pardon- yani diliniz alışır. Haydi başlayalım. Yalnızca Türkçe bilen -cahil demeye dilimiz varmıyor- okuyucularımız için diyaloglardan sonra parantez içinde Türkçe karşılıklarını da veriyoruz. İki öğrenci sınıflarının kapısında bekleşmektedir: -Bizim Türkiş tiyçır geliyor oğlum, kızcak şimdi bak. Gir sınıfa! Kam on! Kam on! (Sevgili arkadaşım. Türkçe dersi öğretmenimiz geliyor. Sen hala koridorda olduğun için sana kızabilir. Sınıfa girmelisin.) -No panik! Kuul ol kızım, bizim ders mat… (Sakin ol arkadaşım. Bizim dersimiz Matematik olduğu için benim kapıda olmam Türkçe öğretmenimizi ilgilendirmez.) Bir başka örnek: Bir öğrenci sınavdan çıkmıştır, arkadaşıyla sınavı değerlendirmektedir: -Kanki kağıdı karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, bay dedim yâni. (Sınav kağıdındaki sorular çok zordu. Biraz göz gezdirince soruları çözemeyeceğimi anladım ve soruları çözmeye çalışmaktan vazgeçtim.) Sokaklardaki konuşmalardan, televizyondan, internetten kısacası hayatımızdan örneklerimizin birkaçına daha binlercesini ekleyebiliriz fakat bu kadar gülümseme şimdilik yeterli. Konuşulan bu bozuk Türkçe genel olarak İngilizcenin cümle yapısıyla Türkçe konuşmaya çalışmaktan, yabancı sözcüklerin –anlamı pek bilinmese de- çokça kullanılmasından ve yabancı dile özentiden kaynaklanıyor. Özellikle gençlerimiz bu bozuk Türkçeyle konuşuyor görünse de hepimizin dilinde az çok yer edindiği de bir gerçek. Sokaklarda, caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip içtiğimiz pek çok şey aslında bize yabancı olan bu dilden bir şeyler taşıyor. Türkçeyi bu hale sokup öyle konuşanların en büyük mazereti de şu: “Çağımız internet çağı, bu çağda zaman ve evrensellik çok önemli! İngilizce evrensel bir dil, her şeyden önce teknolojinin dili…” Birincisi; biz dilimizi kısaltarak daha çok bilgiye ulaşmak için zaman kazanmıyoruz, yalnızca daha az sayıda sözcükle konuşup daha çok taklit ediyoruz. Bu da açıkçası daha az düşünmemize neden oluyor. Sözcüklerle düşünceler arasında sıkı bir bağ vardır. Siz düşüncelerinizi kaç sözcükle ifade edebiliyorsanız aslında o kadar da düşünebiliyorsunuz demektir. İkincisi; yabancı bir dili taklit etmek veya –evrensel olarak gördüğünüz- yabancı bir dille konuşmak sizi evrensel-entelektüel bir birikime ulaştırmaz. Medeniyet dili diye gösterilen bu dilleri konuşmak yeterli olsaydı sömürgeleştirme sonucunda ana dili yerine İngilizce, Fransızca gibi dilleri konuşan Afrika ülkeleri iyi bir noktaya yükselmezler miydi? Bu örnek, yabancı bir dili tam olarak benimsediğimizde ulaşacağımız büyük yeri göstermesi açısından çok manidar... Son olarak belirtmeliyiz ki; “Yabancı Dillere Düşman Olanlar Cemiyeti!” falan kurmadık. Yabancı dil öğrenmeye de karşı değiliz. Hatta en az bir yabancı dilin öğrenilmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Fakat siz anadilinizi öğrenmeden yabancı bir dil öğrenmeye kalkarsanız bunu başaramazsınız. Ortaya ancak iki şey çıkabilir. Ya tamamen yabancılaşır öğrendiğiniz bu dilde düşünmeye ve bu dilin kültürüyle yaşamaya başlarsınız. Böylece Türkçeden, öz kültürünüzden tamamen kurtulmuş olursunuz! Ya da iki dil konuşacağım diye yola çıkar ama yukarıda verdiğimiz örneklerdeki gibi bir dili dahi tam anlamıyla konuşamaz, anlayamaz bir duruma düşersiniz. Bu ikincisi çok onur kırıcıdır sizi yalnızca taklit ederek yaşayan canlılar sınıfına sokar. Her şeyden önce kendimize saygı göstermeliyiz. Biz bir başkasını taklit edecek kadar aciz durumda insanlar mıyız ki başkaları gibi konuşmaya, yaşamaya çalışıyoruz. Öncelikle kendi dilimizi, tarihimizi, kültürümüzü öğrenmeliyiz. Unutmayın kendini tanımayan hiç kimseyi tanıyamaz. Yalnızca aldanır, aldatılır. Aldananların sonu hüsran olur. Kültürümüze ve kültürümüzün en önemli belirleyicisi dilimize sahip çıkabilmek temennisiyle…

1 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Türk Olmak [Tarih]

Atatürk, kendisine insanüstü bir varlık muamelesi yapılmasından hiç hoşlanmazdı. Bir gün sofrasındakilerden biri: _ Paşam, demişti, kim bilir çocukluğunuzda ne müstesna bir insandınız. Kim bilir ne eşsiz anılarınız vardır... Atatürk güldü ve Nuri Conker\'e döndü: _ Nuri anlatsın, dedi. Nuri Bey her zamanki şakacı diliyle: _ Bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi, yanıtını verdi.Deminki soruyu soran kişi, sözün bu yola dökülmesinden fena halde ürktü. Soruyu ortaya attığına bin pişman oldu. _ Aman efendimiz, diyecek oldu, Atatürk hemen sözünü kesti: _ Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye çalışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Türkçenin Hüzünlü ve Gururlu De'Sİ [Etkili Öğretim]

Okul gazetesi için yazdığım yazı. Merhaba benim adım De. “Hangi De?” mi dediniz? Doğrusu birden fazla olduğumu bilmenize şaşırdım. İnsanlar kardeşim De ile beni sürekli karıştırır. Bu dertten arkadaşım Ki de yakınır. Oysa bizi ayırt etmek çok kolay! Ben, kelime olan de, ayrı yazılırım. Cümleden çıkarılırsam anlam bozulmaz, birazcık değişir sadece. “Buraya gel de görürsün!” cümlesinden ayrılmak istersem, bahsedilen kişi yine gününü görecektir. Oysa kardeşim ek olan De, ait olduğu cümleyi çok sever. Ordan ayrılırsa cümle allak bullak olabilir. Sözgelimi “Burada olduğunu bilmiyordum” demek istiyorsanız kardeşimle ters düşmemeye bakın. Yoksa cümleniz “Bura olduğunu bilmiyordum” olur ve sanırım, derdinizi layıkıyla anlatmaz. Benim marifetlerim çok çeşitlidir. “Arasan da bulamazsın” derseniz cümleleri bağlarım, “Anlamıyorum da anlamıyorum!” diye isyan ederken cümlenizi pekiştirir, “Sen de gel” dediğinizde başka birilerinin de gittiğini ima ederek cümlenize gizli anlamlar katarım. Bir düşünürseniz de ve da’larınız -ki o da ben oluyorum- olmadan cümlelerinizin pek renksiz, tekdüze olduğunu görürsünüz. İlla gerekmiyorum diye beni küçümsemeyin, lütfen her daim ayrı yazın ve kendinize iyi bakın. Gül Yardım

7 Yorumlar

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç