Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > S Dağarcık

Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi

S

Sözlükte: 26 Bu harfle başlayan girdiler.

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Sabah [Şiirler]

Sabah Gün güne kavuştu Ben yine ayaktayım. Şafak kızıllığını yitirirken Ben umudun gergefindeyim. Seyrederken alemi dalıp dalıp Bir gündöndünün uyanışındayım. Benliğimi kaptırmışken ötelere Tüm dünyanın uzağındayım. Dert tasa ve kederlerin Amansız tuzağındayım. Düşünce denen soyutun Kor kor olmuş sıcağındayım. Gözümü araladığımda gördüm ki Hayat denen gerçeğin kucağındayım. Sinan SAYILIR

3 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Sahte İnsanlar... [Güzel Sözler]

Bir memlekette küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa;o ülkede güneş batıyor demektir.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder SANA BORÇLUYUZ ATAM [Şiirler]

SANA BORÇLUYUZ ATAM Doğum günün kutlu olsun atam! İşte artık 125 yaşındasın. Seni yıllar eskitemedi, eskitemezde. O başak renkli saçların,o deniz mavisi gözlerin. Seni tarif edemiyorum; sen atasın, sen öndersin! 1881\' de Selanik\' te bir Türk doğdu. O Türk Türklüğe güç kazandırdı. Seni hala yıllar eskitemedi Atam. Sen bizim kalbimize taht kurdun. Seni cümlelerle ifade edemiyorum. Doğum gününde Kalbime 125 mum diktim. Aylar, yıllar, günler eskir;ama sen hala sensin. Sana olan borcumuz bitmedi, bitemez. Söyle bana Atam! Seni kim eskitebilir? İlker ÇAPRAZ

1 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Sarıkamış(Beni Unutmayacaklar) [Roman Notları]

\" - Unutulmayacağım! Beni unutmayacaklar. Faik Çavuş öfekeyle dizlerinin üstüne çöktü.Ellerini açıp haykırdı: - Beni unutmayacaklar! Ne beni ne bizleri!Sarıkamış\' a yürüyenleri akibetimiz ne olursa olsun untmayacaklar.Sarıkamış\'a girsek de girmesek de bizi unutmayacaklar! Mezarımız olsa da olmasa da bizleri unutmayacaklar. Erler donup kalmışlardı.Çavuşlarına büyümüş, hayret dolu gözlerle bakıyorladı.Çavuşları ne diyordu böyle? Kimler unutacak kimler unutulmayacaktı?Donup kalmışlardı.Faik çavuş ise hala haykırıyor, unutulmayacaklarını söylüyordu.Sonra yerdeki karları alıp nefret ve öfke içinde sıktı. - Unutmayacaklar...Bizi unutmayacaklar, dedi.Unutmayacaklar! Her dem, bu dağlar , bu tepeler, ve bu yollar, sarıçam ağaçları her geçene bizi hatırlatacaklar.Bu kar, umarsızca yağan bu kar her yağdığında onların akıllarına biz geleceğiz.Onlar, bu ıssız tepelerde yüzlerce belki de binlece erin yürüdüğünü bilecek ve hatırlayacaklar.Çiçeğe durmuş her KARDELEN gördüklerinde, bizim çiçeklenen hayatlarımızı hatırlayacaklar...\" Ne dersiniz, unuttuk mu?

1 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Savaş / Savaşmak [Etimoloji Notları]

[b]SAVAŞ / SAVAŞ-(MAK)[/b] Sözcüğün kökü [b]“sav-“[/b] eylemine dayanıyor. “Sav-\" ise [i]“vuruşma, dövüşme, çarpışma”[/i] anlamlarına gelen eski bir eylemdir. “Savaş” sözcüğünü bugün ortak kök sayıyoruz: 1.Savaş (ad), 2.Savaş-(mak) (eylem). [b]Savaş: sav-a-ş > savaş.[/b] Sözcükteki ekle ilgili geniş bilgi bulamadım. Buradaki [b]“–a”[/b], eylemden eylem yapan ek olmalıdır. Zeynep Korkmaz’da [i]“eklendiği eylemden pekiştirme eylemleri türeten ek”[/i] olarak geçiyor. Savaşmak, çarpışmanın çok şiddetlisi olduğuna göre buradaki \"-a\"nın pekiştirme eylemi türeten ek olması mantıklıdır. 1. Ad olan “savaş” sözcüğündeki “-ş” eylemden ad türeten ektir. 2. Eylem olan “savaş-”taki “-ş” ise işteşlik ekidir (eylemden eylem türeten ek). (Bugün bu sözcüğü kök sayıyoruz.)

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Saymakla bitmez [Fıkra (Mizahi)]

Ali ile Hasan birgün okuldan çıkarken birbirlerine dün ne yedin diye sormuşlar.Ali ben adana kebap yedim demiş.Ali Hasana sen ne yedin demiş.Hasanda ooooh benimkisi saymakla bitmez ki demiş.Ali demişki ne yedin peki.Hasan da pilav demiş.:) :-D

1 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Şeker [Fıkra (Mizahi)]

ŞEKER Öğretmen,bir gün Ahmet\'i tahtaya kaldırır ve içinde \"şeker\" kelimesi geçen bir cümle kurmasını ister.Ahmet,hemen cevap verir: -Ben,sabahleyin süt içtim. Öğretmen şaşırır: -Oğlum,şeker bu cümlenin neresinde,diye sorar Ahmet,hiç istifini bozmadan cevap verir: -Sütün içinde öğretmenim.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Selamlar [Şiirler]

ARKASI SÜRPRİZLİ KAPALI PERDELER PENCERE DİBİNDE YILDIZLARA BAKIP HEM DİLEĞİNİZE YOL AÇARSINIZ. HEM DE HAYAL UFKUNUZU GENİŞLETİRSİNİZ. ÖLÜM ARKANIZDADIR BELKİ O AN. AMA GÖREMEZSİNİZ. PERDELER AÇILIR TEK TEK. İŞTE GERÇEKLER KARŞINIZDA. NE HAYALLERİNİZ,NE DE İSTEKLERİNİZ VAR. ‘SÜRPRİZ!’ DER PEMBELİ KAPALI PERDELER. KENDİLİĞİNDEN TESBİH EDER DİLLERİNİZ ‘ALLAH’ DİYE. YAHYA ASLAN 08.03.2010

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Sen [Şiirler]

SEN Sen, Karlı dağlarda inadına açan bir gül, Sen, Azrail\'den amansızca kaçan Zavallı,korkak bir ölümcül, Açmamış Güller Sokağı\'nın En acımasız goncasısın, İnsanların eline batar, Ama yüreğini kanatırsın. Kan durur,yara geçer, Dikenlerin neden hep beni seçer? Kan,yara,diken değil benim derdim, Bana bir kerecik gülseydin, Gülmeyi daha çok severdim. Gülmek şu an acı bir ot tadında, Kalbim yaralı,o yüzden bakımda, Senin resmin var kalbimdeki yara bandında, Umarım beni hatırlarsın, Eline her diken battığında.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Sen Böyle Olmalısın [Deneme]

Özlemini duyduğum Yokluğunda kaybolduğum Sen... Ekmeğim gibi olmalısın. Acıkmalıyım kokunda, varlığında doymalıyım. Suyum gibi olmalısın. Hayatım sende saklı, dörtte üçüm seninle kaplı olmalı. Nefesim olmalısın. Olmazsa olmazım gibi... Hala çok seviyorum...

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder SENDEN SONRA [Şiirler]

SENDEN SONRA Ne beklentim vardı bir şeylerden Ne de beklediğim... Ama bu sadece sen gelene kadarmış. Beklentim de senmişsin, beklediğimde... Geldin ve aldın beni karanlıktan. Güneşim oldun,aydınlattın, ısıttın beni... Üstüne bir de sevdin. Senden önce yalnızlığa alışmıştım, Ama senden sonra sensizliğe alışamadım. Alışamam da... Bir parçam oldun benim. Yokluğunda, öleceğim bir parça... Kadir YILDIRIM

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder SENDEN SONRA HİÇ ACIM OLMADI [Şiirler]

SENDEN SONRA HİÇ ACIM OLMADI Senden sonra hiç acım olmadı Ne deliliğim kaldı sevdadan yana ne de aşka inancım bir damla Oysa ben seni severken hiç acı çekmemiştim Ne olduysa, sen beni sevince oldu Bir zaman varlığını arzulayan gönlüm Yeri geldi yokluğunu aradı durdu Yazık, sevilme süreni kendin kısalttın Artık dönmesen de olur Hem sen, yokken daha güzeldin Hem sen, varlığında tanıdığım sen değildin Yine sevilirdin bu kadar İnan dönüşüne bağlı değildi sevdamın ağırlığı Yokluğuna ve imkansızlığına direnmek, Herşeyden daha anlamlıydı Eğer dönmeseydin, ne yapar ne eder gözlerini tedarik ederdim biryerlerden Elini en karanlıklarda bulup tutardım En azından oyuncağıyla oynayan çocuk gibi kırmadan, kırılmadan Kendi kendime severdim seni, Artık dönmesende olur, Herşeyin ikincisi yenilgidir, Her dönüş ispatıdır biraz da kaybetmişliğin Maluptur ileriye bakamayan Bakamaz ki bir türlü pişmanlığından Onu tutar geride bıraktığı her neyse Daha da bağlanır ardında kalana Terkedilen çabuk büyür, hüzün kalana düşsede Pişmanlık hep gidenin payına Ayrılık zor zanaat, kimse yüzde yüz gülemez Kimse yüzde yüz gidemez Giden dönüyorsa, sevdiğinden değil kaybettiğindendir Ve aradığını bulamadığından Dönene kapıyı açmayın Sevseydi o, gitmezdi hiç bir zaman İşte bu yüzden dönene kapılarınızı birdaha asla açmayın Ve sen Gelme O kapı hiç açılmayacak sana Eski rüzgarların sözü geçmez terkettikleri dağlara Geceye yeni şiirler gerek, gemiye yeni fırtına Her eylüle başka yağmur Kalana taze baharlar lazım Ve gidene biraz yürek Kaçanlar pişman şimdi Kalanlar, sevmeye devam edecek. Şimdi biz ayrıldık ya Birkaç gün sendeleyerek yürürüm Ayağım takılsa da düşmem Yine doğrulurum biliyorum, Yaşadığım tüm aşkların üzerine yemin ediyorum Ben artık senden vazgeçiyorum.

3 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder SENİ SEVDİĞİM GÜN DEĞİŞTİ HAYAT [Deneme]

SENİ SEVDİĞİM GÜN DEĞİŞTİ HAYAT UÇAR OLDU KELEBEKLER YILLARCA KARLAR ERİMEZ OLDU GÜNEŞ DOĞUNCA KEDİLER DÖRT MEVSİM NEŞELİ ARTIK AĞLAYAN ÖZLERLE BAKMAMAKTA BEBEK KORKTUĞUNA SEVİYORUM SENİ DİYE ERKEN DOĞMAKTA GÜNEŞ PENCEREME YOK OLMAKTA KASVETİ AKŞAM DALGALARININ YÜREĞİM SAKLAMAKTA SENİ EN ORTA YERİNDE SEVİLDİĞİNİ BİLMEKTESİN BENDEN UZAKTA UYURKEN BİLE

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Seni Seviyorum [Şiirler]

Seni Seviyorum Seninle kırıldı aynadaki siyah boşluk. engin hayallerin maviliğini içince yüreğim nerede olduğunu bildi yüreğinin. ilk kez seni seviyorum derken kanamadı içim. ellerine dökmek isterdim bütün pembe gülleri... vurgun yemiş bedenim dirildi bir bakışınla; ilk kez yaşıyorum hayallerin bahar rengini. ozan oldum kalemimle seni anlatmak için. rüzgâra verdim sensiz günlerimi. uçmak gözlerinin yemyeşil semalarında masmavi bir Anka misali senin. [i]Ozan Aydın[/i]

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder SENSİZİM [Şiirler]

SENSİZİM Seni sensiz yaşamak, En büyük acıymış meğer. Saat gecenin ikisi... Yat uyu der gibi. Ama bilmez ki o Sensiz geçen gecelerin Benden neler alıp gittiğini... İLk ayrılışımızdı bu. Ne sen istiyordun ne de ben. Ama mecburduk buna. Düzen böyleydi. Hiçbir zaman, Yanımızda olmayan bu düzen! Olmasın da! Tek düşündüğüm, Sensin... Ve ben şimdi sensizim... Kadir YILDIRIM

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder SEVGİSİZLER YÜZYILI [Deneme]

Pulitzer ödülü sahibi Chris Hedges yaşadığımız yüzyılı “Anlık Hazlar Çağı” olarak adlandırıyor. Son 10-15 gündür gazeteye, televizyona baktıkça, yollardaki reklam panolarını gördükçe Hedges’in “Anlık Hazlar Çağı” tanımlaması geliyor aklıma. Malumunuz bu yıl da modern çağın kutsal bayramlarından olan “Sevgililer Günü”nü idrak ediyoruz. Her yerde, günümüzün her anında bu münasebetle yapılan propagandalara yani reklamlara maruz kalmaktayız. Bana Hedges’in tanımlamasını hatırlatan işte bu reklamlar… Sevgililer Günü’nün tarihi gelişimi ya da bu günün bizim kültürümüzle olan münasebeti üzerinde durmayacağım. Bu günün bizim kültürümüzle alakası olmadığını düşünen ve onu reddedenlerin aksine “Sevgililer Günü” ifadesi bana olması gerektiğini hissettiğim olumlu, güzel şeyler çağrıştırıyor. Fakat yalnızca ismiyle!.. Bilindiği üzere “sevgi” sözcüğü maddi olmayan yani soyut olarak adlandırdığımız manevi bir şeyi ifade eder. Zaten TDK da sevgiyi “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.” olarak tanımlamış. Oysa çağımız; dokunulabilecek, görülebilecek, tadılabilecek, elde edilebilecek olana yani somut-maddi olana kıymet veren bir çağ. Bu çağda soyut-manevi olanın yani beş duyu organıyla algılanamayan, somut olarak elde edilemeyen şeylerin pek bir kıymeti de yok. Çağımızın zihniyeti bu olduğu için veya manevi olanı anlayamadığımızdan soyut olanı somutlaştırma yoluna gidiyoruz yani manevi olanı küçük maddi hazlara dönüştürüyoruz. Bu, davranışlarımıza, yaşam tarzımıza hatta söylemlerimize kadar işlemiş durumda. Bu nedenle artık telaşlanmıyor ‘panik yapıyoruz’, âşık olmuyor ‘aşk yapıyoruz’ , hoşlanmıyor daha somut olan ‘elektrik almayı’ tercih ediyoruz. Çağımızın gereği olarak “sevgi” kavramına da böyle yaklaşıyoruz ve bakın ortaya ne çıkıyor: Eğer ki “sevgi” sahibi iseniz karşınızdaki kişiye sevgi sahibi olduğunuzu mutlaka somut olarak göstermek zorundasınız. Çünkü bu çağda dokunulamayanın, elde edilemeyenin “değeri” yoktur. Dolayısıyla değeri olmayanın varlığı da bir şey ifade etmez. Efenim, yüzyıllardır soyut olanı göstermeyi başaramayan âdemoğullarının yapamadığını siz nasıl mı yapacaksınız. Düşündüğünüz şeye bakın bundan kolay ne var! Sevgilinizin sizi hatırlaması için sevgiliye özel dijital takvimli çerçeve, Sevgi dolu anlar için beş yıldızlı tatil, Aşkınızda pürüz kalmasın istiyorsanız epilasyon aleti, Aşkınızı ölümsüzleştirmek için fotoğraf makinesi- kamera, Sizi daima hatırlasın, sevdiğinize tek taş yüzük alın ona tek olduğunu hissettirin, Siz susun bırakın çiçekler konuşsun, sevdiğinize çiçeği taze taze … kargoyla gönderin, Bütün bunları yaparken Sevgililer Günü’ne özel altı taksit yapan şu kartı kullanın! Bütün bu ifadeler birkaç gündür bizi her taraftan kuşatan on binlerce reklamdan yalnızca birkaçı. Reklamlar, çağımız insanına –yani bize- kısaca şunu söylüyor: Eğer bunları yaparsanız “sevgi” sahibisiniz aksi halde sevdiğiniz kişi sevginizi hissedemez ve azıcık paraya kıyamamanız dolayısıyla bir çuval inciri berbat etmiş olursunuz. Diyeceksiniz ki hediyenin nesi kötü, insanlar sevdiklerini göstermek istiyorlar. İşte tam ben de onu söylüyorum. Göstermek, dokundurmak, tadına baktırmak zorundasınız hem de sevginin bile! Acaba içinizde “sevgi” sözcüğünün soyut(maddi olmayan) bir kavram olduğunu hatırlayan var mı? Geçenlerde ülkemizin şair-filozoflarından(!) biri şöyle diyor: “Bu çağda platonik aşk diye bir şeye inanmıyorum. Çünkü elde edilemeyecek, ulaşılamayacak bir şey yok!” Beyefendi ne platonik aşkı “aşk” diye bir şey var mı? Sayın Okuyucu, Aşkın var olduğunu düşünüyorsanız “VAR” yazın, yok olduğunu düşünüyorsanız “YOK” yazın bilmem kaça gönderin. Oylamanın sonucu ne işe mi yarayacak, aşkın var olduğunu ispatlayacağız. Tıpkı sizin sevginizi ispatladığınız gibi!

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Sevsem (Seni seviyorum demenin yolu) [Şiirler]

Seni seviyorum demenin şiirsel yolu. Akrostiş olarak yazmaya çalıştığım bir karalamaydı bu da SEVSEM Su olsam, aksam Ellerine ulaşsam. Nazlı nazlı essem rüzgar olsam, İpek saçlarında gezinsem Sonra kuş olsam, uçsam gökyüzünde Enginleri dolaşsam uçsuz bucaksız... Ve yorulsam sonunda İnsem pencerene, haykırsam sevdiğimi. Yol olsam, hep sana çıksam Okyanus olsam, hasretinle taşsam. Rüya olsam, uykularına girsem Umut olsam hayellerinde yaşasam Mesut olsam, seni sevsem, sevsem... SiirseL ( Murat DURAN )

16 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Seyrani [Şairlerimiz]

Kaynak: www.turkuler.com Seyrani XIX. yüzyıl gizemci halk şiirinin büyük ustası, kuşkusuz, Seyrani\'dir(1807-1866). Dahası, yergiciliği, taşlamacılığı, bir bakıma, gizemciliğini bastıran, haksızlığa, rüşvete, kıyıcılığa, toplumsal denge­sizliklere, kaba sofuluğa, ahlaksızlığa karşı gözünü budaktan esirgemeden, korkmadan, çekin­meden savaşım veren, bu arada inancının gereklerini de bir yana itmeden, şiirsel yapıdan, söyleyişten uzaklaşmadan, etkin, kalıcı şiirlerini sazıyla halk içinde sôyleyen güçlü bir ozan Seyrani. Şiirlerinin çoğunun bugün de güncelliğini yitirmemiş olması, halk katında büyük saygınlık kazanması, Seyrani\'nin gücünü belirlemesi bakımından ilginçtir. Seyrani, Kayseri\'nin şimdiki adı Develi olan Everek ilçesinde doğmuş, gene doğduğu yerde ölmüştür. Yoksul bir mahalle imamı olan Cafer Hocanın oğludur. Asıl adı Mehmet\'tir. Bir saptamaya göre, 1807 yılında doğmuş, 1866 yılında ölmüştür. Ancak, bu tarihlerin doğruluğu üzerinde kuşkular da vardır. Medresede birkaç yıl okuduktan sonra ayrılmış, İstanbul\'a gitmiştir. İstanbul\'da yedi yıl kaldığı anlaşılıyor. İstanbul\'da \'\'bilimsel ve kültürel öğrenim\'\' gördüğünü şiirlerinde söylüyor. Bir yandan da Alevi-Bektaşiliği seçmiş, tekkelere gitmiştir. Yergici, taşlamacı yanını acımasızca kullanmaktan çekinmemiştir. Anlaşılan odur ki Seyrani, doğasal olarak her türlü. yanlışlı­klara karşı çıkmadan, olayları, kişileri yermeden edememektedir. Bu yüzden olacak İstanbul­\'da seçkinleri yerdiği için hakkında kovuşturma açılmış, o da bir dostunun yardımıyla İstanbul­\'dan kaçıp Develi\'ye gelmiş, bir daha da İstanbul\'a gitmemiştir. Özellikle Orta Anadolu\'da gezdiği anlaşılan Seyrani\'nin \'\'Aşık Toplantıları\'\'na katıldığı, düzenlenen türlü sazlı sözlü ya­rışmalarda hep önde gittiği anlaşılıyor. Yaşamının sonuna doğru bir sinir hastalığına da tutulan Seyrani\'ye son döneminde \"Deli\'\' dendiği saptanıyor. Seyrani\'nin yaşamı acılarla, yoksulluklarla geçmiştir. Yaşamı böyledir de Seyrani, bütün bunlara karşın yaşama sevincini hiçbir zaman yitirmemiştir. Direncini yitirmemiştir. Yoksulluğunu, çektiği acıları, dik kafalı bir ozan oluşuna bağlamak da, pek yanlış olmaz. Seyrani\'nin yaşadığı dönemde ülkede de birtakım değişiklikler, yenilikler başlamıştır. Çağdaş okullar açılmaya,yeni mahkemeler kurulmaya başlamış, Ülkeye telgraf gelmiş çeşitli yenileşme çabaları gözlenir olmuştur. Bütün bunları Seyrani\'nin yakından izlediğini, halkın üzerindeki etkileri gözlediğini, şiirlerinden, çıkarma olanakları vardır. Bu bakımdan Seyrani, kendisinden önceki Ozanlar gibi alışılmış konu sınırlarını aşan, çağdaş olayların, oluşumların içine girmeye çalışan, bunları eleştirel gözle değerlendirmeye yönelen bir ozan olarak özellikle dikkati çekmektedir. Seyrani\'nin bu yergici, taşlamacı tavrının yanı sıra içtenlikli, duyarlılıklı bir yanı olduğu da görülüyor. Herhalde Seyrani, çağının da tüm halk şiirimizin de üzerinde önemle durulması gereken en güçlü, en ilginç ozanlarından biridir. Güncelliğini yitirmeme başarısını göstererek, diliyle, deyişiyle, konusuyla, deme ustalığıyla güçlü, saygın bir ozan Seyrani.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Şiir Türleri Öğretimi [Etkili Öğretim]

Her şiir türü için öğrencilerin aklında kalacak bir açıklama verilir ve bunlar biraz espirili olursa daha dikkat çekici ve kalıcı olur. Örnekler : Didaktik şiir : \"taktik\" kelimesi ile; öğretici taktik verici... Lirik şiir : \"ayrılık\" keimesi ile; ayrılık ,özlem, sevgi, üzüntü gibi duyguları işlediği için... Satrik şiir : \"saftirik\" kelimesi ile; alay konusunu işlediği için... Pastoral şiir : \"pasta\" kelimesi ile; pasta sütten yapılır, süt köyden gelir... Epik şiir : \"efe\" kelimesi ile; karamanlık konusunu işlediği için...

5 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder şiirler [Şiirler]

ne hız ellerini üzdün dünyadan balanı tek koyup nereye gittin? nasıl yok oluyormuş bir anda insan sanki bu dünyada hiç yok imişsin.. güneş gurup etti... oda karardı... bir anda yok oldun sen hayal gibi. şimdi düşünürüm senden ne kaldı.. gönlünde hatıran kara hal gibi... beni boya başa yetirdin anne bize borçlu bildik her zaman seni sen beni dünyaya getirdin anne bense yola saldım dünyadan seni... sen bana beşikte ninni çalmışsın bugün ninni çalsam sana ben de mi? senin şirin şirin ninnilerini sana gaytarayım cenazende mi?

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ŞİMDİ SAYIN HOCAM [Berceste]

Sınav olmak, başka bir deyişle birileri tarafından ölçülüp tartılmak, işe yarayıp yaramayacağına karar verilmek şüphesiz çok sıkıcı durumlardan biridir. Çok basit sayılan sınavlarda dahi insanın içinde ister istemez bir gerilim peydahlanıverir. Sınavı kazanamamak korkusu bir nevi beğenilmemek demektir. İnsanın en zor kabullenebileceği şeylerdendir beğenilmemek. Lakin çare yok. Popüler deyimle “Hayatımız sınav!”dır. İnsan hayatı boyunca sayısız sınava tabi tutulur. Uzun öğrencilik yıllarımda ve öğretmenlik yaptığım yıllar süresince epey sınav anısı biriktirdim. -Anlatsam roman olur fakat şimdi konumuz bu değil!- Konumuz öğrencilerin sınav kâğıtlarına yazdıkları enteresan cevaplar. Birkaç örneğini aşağıda sıralayacağımız bu cevapları alan öğretmen önce tam olarak ne okuduğunu anlamadığını sanır ya da gözlerine falan inanamaz! Bir kez daha okuyunca acı gerçeği öğrenir. Maalesef doğru okumuştur. İlk şoku atlattıktan sonra bu cevaba kızması mı yoksa gülmesi mi gerektiğine karar vermeye çalışır. Bocalar, kararsızlık içerisinde: “Bu çocuk da bi âlem yahu!” der. Tam olarak adını koyamadığı bu durumda denilecek başka söz yoktur zira. Hadi açık konuşalım hoca öğrencisine kıyamadığı, onun zekâ seviyesiyle ilgili açık ve anlaşılır yorum yapmak istemediği için bu cümleyle işi kapatmak zorunda kalmıştır. Burada çeşitli derslerin sınavlarına ait, öğretmenini dumura uğratan cevaplardan küçük bir seçki sunacağım. İşte “Bi âlem” öğrencilerden cevaplar: Soru: Yukarıdaki şiirin ölçüsü nedir? Cevap: Yaklaşık dokuz santimetredir. Soru: Temel anlamda bir cümle yazınız. Cevap: Temel Dursun’un en iyi arkadaşıdır. Soru: Şiirin ana duygusunu yazınız. Cevap: Ana duygu her anada olan duygudur. Bu duygu olmazsa ana, ana olmaz. Soru: DNA nedir? Cevap: DNA bir hayvandır hocam ama siz A\'yı yazmayı unutmuşsunuz. Soru: Ahmet Haşim\'in tüm eserlerinin toplandığı kitabın adı nedir? Cevap: Best of Ahmet Haşim Soru: Ormanların faydalarını sayınız. Cevap: Ormanların faydaları saymakla bitmez. Soru: Hücre nedir? Cevap: En küçük yapıdır. gözle görülmez. mikroskopla dikkatli bakmak lazım. eğer bizim baktığımızı görürseler kaçarlar. Soru: Canlıların ortak özellikleri nelerdir? Cevap: Yol, su, camii, mezarlık. Soru: what is your mother\'s telephone number? Cevap: Annemin telefonunu veremem. Soru: where are you from? Cevap: i am from İstanbulluyum. Soru: Akıl ile ilgili bir hadis-i şerif yazınız. Cevap: Akıllı ol, canımı ye... Soru: Başına buyruk deyimini cümle içinde kullanın. Cevap: Babam başına büyük bir buyruk aldı. Soru: Okulunuzdan diplomanızı alabilmeniz için bir dilekçe örneği yazınız. Cevap: Sayın çok kıymetli ve değeli okul müdürü, Bana çok acil bir diploma lazım. Gereği bir zahmet yapılsın. İnsan çaresiz kaldığı veya paniklediği durumlarda mantıklı kararlar vermekte zorlanır. Dahası o anda aklına gelen her şey ona çok mantıklı gelir. Yeter ki bir an önce sıkıntılı durumdan kurtulsun da varsın ne olursa olsun. Gülümseyerek okuduğumuz yukarıdaki cevaplar ve bunlara benzer milyarlarcası hep bu psikoloji altında yazılmıştır, diye düşünüyorum. Kendi sınav kâğıtlarımız bugün önümüze konulsa, “Bunu ben mi yazmışım, olamaz!” diyeceğimiz pek çok cevabımızla karşılaşacağımıza eminim.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder SİTÂRE [Deneme]

SİTÂRE Seni sevmek istiyorum Sitâre!..Sevmek ve bir anlamda maziyi paylaşmak;yeni,yepyeni bir sayfa açmak; toprak olup,bastığın yer olup ayaklarına kene misâli yapışarak gittiğin yere gitmek,aşkından sürgün olmak istiyorum!.. Acı dolu bir sayfaydı özgeçmişim;ağlamak,içini çeke çeke ağlamak vardı o temiz, tertemiz sayfada.Hüzün,keder,melâl... denen illetler silsilesi yakama öylesine yapışmıştı,ki asla bırakmıyordu... Kime güvendiysem-sevdiysem hep tersyüz edildim;yenilgiyi yenilmeden önce tattım!..Gelen,yumruğu indirerek gitti;giden,tekmeyi basarak geldi...En geniş manâsıyla ölümü yaşadım Sitâre!.. İşte ben bu karanlık geçmişe en kırmızı çizgiyi çekmek; aldığın nefes olup ciğerlerine,ciğerlerinin en ücrâ köşesine ulaşarak orada köklü gövdeli,âhım şâhım bir saltanat kurmak istiyorum!.. Geçmişim inan ki ağlamaklıydı!..Zaten hiç gülemedim ki ben!Fakat,seni seversem Sitâre,belki gülebilirim...O yeşil gözlerini içebilir,simsiyah saçlarını gönül bağı diye boynuma dolayabilirim... Dolamak,ömür boyu dolamak...Ha,bu arada saçların nefes almamı da engelleyebilir,razıyım!..Yeter ki güleyim!Yeter ki gövdemin boydan boya yere serilişi gözyaşından değil,donuk bir gülüşten olsun!..Yeşil gözlerinin çapağında muhabbet çayını tavşan kanı demlemeyle demlemek; saçlarına,o her bir teline ayrı ayrı vurulduğum saçlarından oluşan yumağa takılan kırmızı bir gül olmak istiyorum!!! Suskun ve susamaklı bir mâzinin adamıydım Sitâre!..Suskundum,kendi hâlinde biriydim; susamaklıydım,elin ayranı yürek soğutmuyordu...Aşka için yaratılan bu gönül aşka yine susuyordu...Oysa şimdi Sitâre,âh şimdi!..Kaynağını gönlünden alıp da çağlayan sevgi ırmağına başımı daldırmak ve metâfiziki âlemler vaad eden âb-ı hayatından kana kana içmek öylesine elzem oldu şimdi!..O sevgi selinde âh(!) eriyip eriyip yok olmak; bağlama olup,enstrüman olup güzelliğinin türküsünü ezelden ebede çalmak istiyorum!!! Tartışmalıydı geçmişim...Bu yüzden Sitâre,kaybeden hep ben oldum...Yaptığım her şeyde ve attığım her adımda beni yanlış niteleyenlerin sayısı yaptıklarımı doğru bulanların sayısından her zaman için çok daha fazlaydı...Deli sıfatı taktılar,akıllıdır diyenler de bir elin ancak parmak sayısına denk...Nefes alışımı bile yanlış algılayanlardan dolayı iki yakam bir araya hiç gelmedi...Milletin doğruları-yanlışları arasında bir gittim,iki geldim...Ve hep tartışıldım...Ve hep kaybettim...Artık kazanmak istiyorum Sitâre,seninle kazanabilirim belki... Muhabbet tahtını yakutla elmasla süsleyen İskender olmak; Arşimed olup suyun kaldırma kuvveti yerine,saçlarının beni havaya savurma gücünü keşfetmek istiyorum!!! Kimliğim bir yığın hicrânla doluydu,vuslât pek de yoktu...İnsafsız ayrılıkların vazgeçilmez yolcusuydum...Dost dediklerime tokalaşmak için elimi uzattığımda elim hep havada kalıyordu.Kinâyi bir gülüşle karşılık veriyor ve umarsızca çekip gidiyorlardı...Boynum bükük,sırtım bükük;kalakalıyordum öylece...Âh,ne zordur Sitâre,boynun hep sağa doğru eğik durması!.. Ama vuslâta artık koşmak istiyorum Sitâre!..Benim de kalbimin güneydoğusunda lodoslar essin,uçarı samyelleri mutluluktan dem vursun!Cemreler düşsün,nilüferler yeşersin artık... Mâdem ki aşk hazanda baharı yaşamaktır;ben de baharın binbir güzelliğine kanatlanmak,o rengârenk bahar kuşlarının zerâfetli duruşuna hayran hayran bakmak; her kuşu sen zannederek seni kalbinin tam on ikisinden vurmak istiyorum Sitâre!!! Olmazları oldurmak,yapılmaz denilenlere baş eğdirmek,imkânsızlıkları yerin dibine geçirmek ve seni SEVMEK İSTİYORUM!!! Sitâre! Sahrama vâha olur musun?...

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ŞOK ŞOK ŞOK [Deneme]

Türkçeye giren -daha doğrusu zorla sokulan- kimi yabancı sözcükler dilimizin geniş anlatım olanaklarını daralttıkça daraltıyor. Derin anlamlar yüklü birçok sözcükle ya da deyimle anlatılabilecek durumlar, olaylar bu zorlama sözcüklerle anlatılmaya başlanıyor. Sözlüklere bile giren “ful” sözcüğü, bunların içinde en bilineni. (http://www.turkcedersi.gen.tr/modules/wordbook/entry.php?entryID=134 ) Son yıllarda özellikle de basın yayın organlarının duyarsızlığı nedeniyle bir sözcüğün daha yıldızı parladı: şok. “Şok oldum, şoke oldum, şok geçirdim” gibi kullanımlarla yaygınlaşan bu sözcük, gördüğü ilgi ve sevgi seli karşısında gelip dilimize çöreklendi. Gerçekte hastanın geçirdiği olağanüstü bir durumu anlatan “şok geçirmek” deyiminin kullanımı ne yazık ki hastane koridorlarının çok ötesine geçmiş durumda. Artık her türlü beklenmedik durum için herkes şok / şoke oluyor. Oysa dilimiz deyimler yönünden çok zengin bir dildir. Bunlar dilimizin anlatım olanaklarını genişleten, zenginleştiren söz varlıklarımızdır. Buna karşın birçok deyimle ya da sözle anlatılabilecek durumlar niçin “şok”a terk ediliyor? Beklenmedik bir olayla karşılaşanlar “şaşırmak, çok şaşırmak, şaşkına dönmek, şaşkınlıktan donakalmak, şaşıp kalmak, şaşkınlık geçirmek” gibi yalnızca “şaşkınlık” sözcüğünden hareketle birçok anlatım yolunu seçebilecekleri halde tüm bunların yerine “şok oluyorlar.” Oysa yukarıda örnek olarak verilen sözler belirli anlam ayırtılarına (nüans) sahiptir. Bu sözlerin kullanılması, aynı zamanda, olaydan sonra insanda oluşan etkinin derecelendirilmesini de sağlar. Örneğin, \"Şaşırdım.\" diyen birisi, beklemediği bir durumla karşılaşması sonucunda yalnızca şaşırdığını anlatır. \"Şaşkına döndüm.\" diyen birisi, sıradan bir şaşkınlıktan söz etmediğini vurgular. \"Şaşkınlıktan donakaldım.\" diyen birisi ise, yalnızca şaşırmakla kalmadığını; olaylar karşısında hareket edemez, düşünemez, çözüm üretemez bir durum içine düştüğünü ve yaşadığı çaresizliği anlatır. Her sözde, şaşırmanın etki derecesi farklı farklıdır. Durum böyleyken bu zengin anlatım olanakları terk ediliyor. Parasını çaldıranların, karanlıkta ansızın biriyle karşılaşanların, kötü bir haber alanların, otoyolda lastiği patlayanların hepsi birden şok oluyor. Bununla da kalınmıyor aslında güzel olan; ama aniden karşılaşılan durumlar için de şok olunuyor: “Bana evlenme teklifi ettiğinde şok oldum.” Sanırsın hastaneye kaldırdılar. “Şok”un bu önlenemez yükselişi, Türkçe bilincine sahip insanları “şok ediyor.” Gördüğü ilgiyle her gün büyüyen, basın dünyasının allayıp pullayıp hemen hemen her gün diline doladığı “şok”, bakıyorsun sıfat da oluyor: Şok teklif, şok tepki, şok haber, şok gelişme, şok sözler, şok olay, şok durum… Türkçede hiç sıfat kalmadı ya; ne yapsın garipler, şoka girip şoka sarılıyorlar çaresizce. “Son dakika, sıcak gelişme, önemli” olay yok artık, “şok şok şok haber” var. Çok çok çok heyecan yaratmak için “şok”un yanına bir de “flaş”ı eklendin mi, bitti gitti. “Sıradışı, beklenmedik, akıl almaz, olağanüstü, şaşırtıcı” teklif ya da söz de yok, “şok teklif / söz” var. Türlü türlü, değişik anlamlar yüklü, birçok sıfatı kim kaybetti de birileri gelip onların yerine “şok”u yerleştirdi? İnsanın şok olası geliyor. Türkçemizin güzide deyimleri, sözcükleri, sıfatları varken şok geçirenlere önerimiz, onları var eden ana dillerini daha iyi öğrenmeleridir. Renk renk çiçeklerle dolu bir bahçede ayrık otlarına ilgi duyanlar! Gözünüzü açın da bir bakın etrafınıza. Şoksuz günler geçirmeniz dileğiyle… Ozan Aydın

3 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Soruların Sorgusu [Şiirler]

Soruların Sorgusu bağlıyor muyum bir şeyleri, çözdüğümü sanarak -aslında- çözüyor muyum bir şeyleri, bağladığımı sanarak kapatıyor muyum kapıları, açtığımı sanarak dünyaya -aslında- açıyor muyum kapıları, kapattığımı sanarak boşluğa yanıtlar mı arıyorum sorulardan önce -aslında- soruları mı sorguluyorum yanıtlardan önce yaşıyor muyum bir şeyleri, yazmadan önce -aslında- yazıyor muyum bir şeyleri, yaşamadan önce soru sormak değil bu, sorgulamak soruları. yanıt beklemek değil bu, anlamak soruları. sonuçta biliyorum, bir şeyleri bildiğimi sanarak -aslında- biliyorum, hiçbir şeyi bilmediğime inanarak [i]Ozan Aydın[/i]

2 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Su ile ateş [Deneme]

Bir gün biter bu bekleyişler. bitecek bu özlemler. ve hiç gelmeyecek olanın asla gelmeyeceği kesinleşir. işte o zaman biter özlem... \'insanı en son terkeden umuttur\' demiş birileri. gelmeyecek olanın gelmeyeceği kesinleşince biter bu özlem. çünkü umut terkeder beni. ve onun sevgili kardeşi özlem; umut nerede özlem orada... artık hiç özlemez olurum seni. hiç merak etmem kimsin nesin neredesin ne yaparsın.. resmine bakıp da senin hakkında kurduğum hayaller biter. yanındaki kadına bakıpta seni kıskanmalarım biter. ağlamalarım biter, kimbilir kaçıncı aşk sızısından kalma. ve sen daha hiç tanımamışken içimi titretebilen sen... gelirsen belki büyü bozulur. belki gün ışıkları altında hayali silüetindir beni sana hayran bırakan. gelmeyişlerini özlemişimdir. gelsen özleyemeyeceğimdir. zaten sevmelerini verdiğin yanında... ben ise senin yokluğunda bir gelin olurum bir güvey kendi kendime. dinlediğin için teşekkürler. şimdi git... ha yalanlarını da al git... yalnız giderken kapıyı çek de soğuk girmesin; üşüyorum da...

1 Yorumlar

(1) 2 »

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç