Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Sitedekiler

24 kullanıcı çevrimiçi (1 kullanıcı Dağarcık sayfasında)

Üyeler: 0
Ziyaretçiler: 24

Devamını Oku...

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > H Dağarcık

Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi

H

Sözlükte: 10 Bu harfle başlayan girdiler.

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Hadi Git [Şiirler]

HADİ GİT Hadi git! Depremler kopar yüreğimde, Çığlıklar sarsın bedenimi, Sus! Hiçbir şey söylemeden git! Güneş kavursun yüreğimi. Sensizlik üşütsün, titretsin beni. Ayrılık vursa da ağlamayacağım ardından, Sana inat, dağlara inat Güneşi avuçlarıma alacağım. Bu yürek, bu beden yanacağı kadar yanmış. Koparacağım yıldızları bir bir gökyüzünden. Sensizliği yakıp dumanını içeceğim; Ama ağlamayacağım hadi git! Hadi git! Baldıran gibi yaktı sevdan yüreğimi. Hatırda değilim artık. Rüzgarlar savursun sevdamı ve beni Sensiz diyarlara. Başka çiçeklerde bal arasın bu gönül Mutluluk yağmurunun son damlası da sızsın toprağa. Üzülmeyeceğim, sana yemin olsun! Son sözüm olsun ağlamayacağım hadi git! Hadi git! Güneş seninle doğmayacak artık, Akşam seninle olmayacak, Yaz yağmurları seninle yağmayacak. Sevda çiçeklerimiz susuz kalacak be gülüm. İçimde öldüremediğim sevdan yakacak beni Tutsak edecek bedenimi sensiz gelen ölüm. Ardından öylece bakacağım, tepkisiz. Gözlerim dalacak uzaklara, Ama ağlamayacağım inadına hadi git! Hadi git! İçimde fırtınalar kopar, Bedenimi titret, Benliğimi yak da git! Durma git, Ardına bile bakma! Hadi git! Git! Cumhur Ayhan TEMİZ Temmuz 1999 / BOLU

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Hayat... [Kitap Notları]

...ölümü beklerken kaç defa ölüyoruz bu hayatta? Ölüm, her defasında o inatçı yüzünü karşımıza dikerken biz ısrarla hayata doğru bakıyoruz. Ve bir gün ölüm o korkunç çığlığını kulaklarımızın dibinde koparınca yüzümüzü ölüme taraf dönüyoruz ve bir daha hayata bakıyoruz. O en son çığlıktan önce gelen her ses, bizi bir parça öldürürken biz ısrarla hayata tutunmaya çalışıyoruz. Ve sorular, birbiri ardına gelen sorular bizi peşinden sürüklüyor. Yaşadığımız büyük sevinçler, hayatımıza bir anlık mutluluk katarken yaşadığımız acılar hayatımızın bütününü kuşatıyor. Keskin bir zehir gibi kalbimize doğru akan her söz öldürür bizi; acılarımız ve başkalarının acıları öldürür bizi... Hayat, bu acıların arasına serpiştirilen küçücük mutluluklardan mı oluşuyor? Bütün hayatımız bizi yaralarken biz ölmek için en son darbeyi bekliyoruz. Acılara alıştığımızı sanırken aslında acının tecrübesinin olmadığını da fark ediyoruz. Ve hayat her acımızı alışılmadık acılara dönüştürerek bizi daha zalimce öldürüyor...

2 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder HAZIRIM A SEVDİCEĞİM [Şiirler]

Her yandan yokluk gelir Sesim, kapı aralarına kısılır _Gel desen, hazırım Yara içimde tomurcuktur Ayrılığın katlanılmaz bir ur _Tükendi huzurum Hayalin boşlukta sallanır Eski resimler dillenir _Aklımı senle bozarım Ayrılık dediğin bir hudut Aşk iflah olmaz haydut _Resmini her akşam çizerim Hanidir gönül evim yıkık Aklım kıt, aşkım sökük _Öğün öğün dikerim köşe başında, yol ortasında Ayazda, dal duldasında _Seni öylece beklerim Dert de içimde derman da Kavuşmak yokmuş fermanda _Her şiirde böyle yanarım Ne vakit senli şiir okusam Değişmez gönül yasam _Ilık ılık kanarım Söz dediğim can alıcı ok Gayrı diyecek bir şey yok _Kelebeğim, etrafında dönerim Şadi Tüzün

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Hediye [Şiirler]

HEDİYE Aşk sözlüğünün ayrılık kelimesindeyim, Karşısında sen ve ben yazıyor, Her bir harfinden gözyaşı akıyor, Ruhumun sen olan yerlerini Bir sızı kaplıyor. İçimde var şimdi kocaman bir boşluk, Sen yoksun ya, Bırak ağlasın içimdeki çocuk, Ayrılık kör bir kuyu, İçi yalnızlık dolu, İçimde bir güneş battı yine, Karanlıklar hediyen oldu.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Hep-Hiç [Deneme]

[i]“Yaşam, sonuna kadar sürecek bir mücadele ve savaştır.”[/i] dediler bizlere, bizden deneyimliler, [b]hep…[/b] Biz, hangi yönlerimizi keskinleştiriyoruz kime? Kim, hangi yönlerini keskinleştiriyor bize? Nerede bu savaş / bu savaş nereye? Kime karşı bu savaş / bu savaşa karşı, kim? Varsa bir savaş; kazanan kim, yenilen kim? Söylemediler bize, bizden deneyimliler, [b]hiç…[/b]

2 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Her Şey Birdenbire Oldu [Öykü]

—Koca Nineni hatırlıyor musun Ece? Hani fotoğrafını göstermiştim sana… Tomur tomur başak tarlası baktı ve güldü erik dalı baharda. —Hıı… —Onu gördüm bugün rüyamda. Öylesine gerçekti ki! Gönül yarası, özlemin “nerdesin”i doldu gözlerine, yağdı yağacak… —Anne kolumu acıttın, asılma böyle böyle! Birden durdu İpek, eğildi kızının önünde. —Özür dilerim canım. Alışkanlık işte, hızlı yürüyorum… —Anne ağlama… Acımadı ki. Ağlama anne… —Hadi gel, çakmağıma gaz doldurayım. Bak yanında simitçi de var. Sana da bana da simit alalım. İpek iki adım daha attı, Ece de üç adım... “ADIM ADIM NEYDİ ADIM? ” İçi doldu, doldu… Boşaldı… “Kim anlatacak sana –sevdiğimi- ? Bugün içimde garip bir sıkıntı var. Farklı diğerlerinden. Kim söyleyecek sana –sevdiğimi-? Sessiz türkülerimi duydular mı ki? Hem pek acıklı olur benim türkülerim. Benim türkülerimi söyleme kızım.” İçi doldu,doldu,patlayacak gibi oldu ve boşaldı… ………………………… Gazeteciler, televizyon kameraları, polis, jandarma, sağlık ekipleri… Ama kimse, ama kimse ana-kızı,simitçiyi, çakmakçıyı tam olarak toplayamadı yerden. Bir şeyler kaldı, kaldı bir şeyler… Teröristler İstanbul’da… Ölü sayısı otuz iki… Sayının artmasından korkuluyor… Bombalı saldırılar İstanbul’u kana buladı… ………………………… Her şey birdenbire oldu. Birdenbire vurdu gün ışığı yere, gökyüzü birdenbire oldu; mavi birdenbire.(1)“Kesik birer kol gibi yalnızdık kızım” -hiçbiri orda yoktu- yalnızdık kızım… Yalnızlığı çocukluğunda başlamıştı İpek’in. Ayrı yatırdı anası doğar doğmaz. Psikologlar doğrusunu bilmez mi? Ana kokusu duymadan büyüdü. Ninniler duymadı, bilmedi. Ninesine –nine-deyince kızardı annesi. —Hanımanne de kızım. Köylü müsün sen? Ninesinin nine olduğunu ninesinden öğrenmişti oysa. Sevmesi gerektiği gibi, adam gibi sevdi onu. Ta ki ergenliğe girip de kendine olan güvenini kaybedene kadar… Ve bunun acısını gül yanaklı tombul ninesinden (onu en çok sevmeyi bilenden ) çıkarana kadar… Sevmesi gerektiği gibi sevdi onu. “Acıların fotoğrafı olur mu? Çığlıkları resmedebilir misiniz? Hadi dönün dönün evlerinize, ben dönemedim,biz dönemedik, siz dönün. Yüreğimden bir parça kaldı kaldırımda, temizleyemediler. Sizler yüreklerinzi temizleyin…” Tahta bavulda sakladığı üç arşın kefeni hazırdı ninesinin. Ölüme böylesine ıslık çalmak nasıl bir beklemişlikti bilemezdi İpek… Yer sofrasında ninesi ve dedesiyle tarhana çorbası içmek onu nasıl da mutlu ediyordu. Ailesinin yanında cüce, ninesinin evinde devdi o.Neden? “Eğer cüce olmak istemiyorsan dağlara çık türkünü söyle kızım. Kendi türkünü. Ve o türküyü daha önce hiç kimse söylememiş olun.” Annesi emzirmemişti İpek’i. Altmışlı yılların modernist terörizmi.Çünkü bir şeyleri değiştirmeye çalışırken güzellikleri, geçmişi, emekleri, güveni ve sevgiyi öyle ya –sevgiyi – böylesine yok etmek… “Bebek yüzlü bebeğim. Ece’m. Seni emzirdim ben… Yer sofrasına da oturduk bazen. Tarhana çorbası içtik.\" -Annemi babam ölünce yalnız kaldı diye yanıma alamazdım ya. Çekirdek aileyiz biz. Ben başka çocuk niye doğurmuyorum? Köylüler gibi. Avrupa kafası gerek bu ülkeye. Ama nerde… Kocam doktor. Kızım da balerin olacak. Ama balerin olamadı İpek. Çok uğraştı ama olmadı işte. Annesine göre hiçbir şeyi başaramadı.(Annesine çekmemişti çünkü.) İşsiz güçsüz birine kaçmak. Hem de on altısında… Köylü kafası vardı bu kızda. Olacak iş mi? Silivermişti kızını hayatından. (Onun hayatında hiç kimse olmamıştı ki) “Sen varsın, iyi ki varsın kızım. Tomurcuk tomurcuk başak saçlım. Korkma ben varım. Ben olduğum sürece… Erik ağacım çiçekteydi. Sana nasıl kıydılar kızım. Ben sana kıyamazdım…” “Seni seviyorum.”diyordu mavi gözlü genç. Üstelik Tarık Akan’a benziyordu. Hiç düşünmeden inandı. (İnanmak zorundaydı.) Ninesi bile onu anlamıyordu artık. “Sigara içme kızım. O seni zehirler.”diyordu. Hem özgürdü o…(Sapan taşına hedef serçeler gibi…) —Seni seviyorum kızım. Biliyor musun? —Ben de seni seviyorum anne. Anne Allah da beni seviyor mu? —Seviyor kızım. —Ne kadar? —Sen Onu ne kadar seversen o kadar. —Hııı... “Rabbim! İnsanoğullarından çektiğim yeter. Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde. Beni yalnız sen mahkum eyle sen azat. Ve yalnız sen canımı iste benden ki nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim”(2)“Bunu da başaramadı” demesinler diye dayandı evliliğe.Türkülerini kimseye duyurmadan söyledi. Öldüğünü duyurduklarında çoktan gömülmüştü ninesi. Yetişemedi soğuk bedenine ve bağıra bağıra ağladı. Özlemine ağladı, yalnızlığına ağladı. Ve herkes duydu. …………….. Otuzunu geçmişti Ece’yi kucağına aldığında. O an anladı ki, daha öncesini boşuna geçirmişti.“Üzgünüm seni beklettiğim için. Üzgünüm kızım. Yüreğim dinlenmeliydi. Dinlenmeliydi ki seni yorulmadan taşısın…” —Anne, ninem sana niye “anne” diyo? —Yavrum, ninen hasta. —Nası hasta? —Alzheimer. -Alirza Amcamın adından mı? —Yok canım. Nasıl anlatayım…O bizi tanımıyor. Kimseyi tanımıyor. Böyle bir hastalık işte. -Hıııı… ………….. —Abla bana yemek ver. —Anne daha az önce yedin ya. —Açım ben, açım. Pis yalancı. Ekmek ver bana! —Feride Abla, gördün mü? Gözünle görmesen inanmazsın. Aç bırakıyor annesini dersin. —Açım, yemek ver bana! “Hep bana, hep bana. Beni hatırladığında sen beni unutmuştun… Ama ben seni hiç unutmadım anne.Hep sana hep sana koştum. Yokuştun, yokuştun… Yine de koşardım anne ama burada kaldım. Karanlığa kaldım. Dönüşüm akşamı bulmaz. Yalnız kaldın anne, yalnız kaldın.” ……………. -İstanbul’u sevmiyorum Adnan. Gidelim buradan. Küçük bir kasabaya gidelim. -Nerde iş bulacaksın? İstanbul’da iş yoksa hiçbir yerde yok… “Ey güçlüler şehri İstanbul! Güçsüzlüğümüz kaldırımlardan sarktı. Kopardık ya senden yakamızı, bedenlerimiz taşlarında asılı kaldı. Bir iz bırakamadık ya sende, senin izlerin bedenlerimizde kaldı.Hadi cilvelen, övün gene güzelliğinle. Hüznün yorgun, yaşlı ve çirkin kaldı .” —Anne terösit ne demek? —Kendini sevmeyen, kendisiyle kavga eden demek. —Hiç insan kendini sevmez mi? Maynak mı o? Ben Ece’yi seviyorum… Seni de seviyorum… Babişkoyu bile seviyorum… Ninemi de seviyorum… Feride Teyzemi de seviyorum… “Bedenlerinize sarılı bombalar sevdi mi sizi? Siz kimi severdiniz, siz neyi? Bizi bilmeden neden sevmediniz? Tanrı’yı da böyle mi severdiniz? Mevsimlik teröristler, mevsimlik teröristler, sizi nasıl işten çıkardılar.” ………………………. Kuşların vurulduğu mevsim. Bir bakmışım, balonlar uçmuş gökyüzüne. Yerde kuşlardan parçalar kalmış. Beyaz camda “Biz Evleniyoruz”kesilmiş, kuşlar haber olmuş. Beyaz cam kuşları gözetlemiş. Onlar azat kuşları, -kanları yok ki.- Kan olmadan bu dizi seyredilir mi? Kavga bile etmeden gidilir mi? Popüler kültür n’etsin N’eylesin? “ Kanları yerde kalmayacak” mı desin? Onlar azat kuşları , -kanları yok ki – ……………………….. “Eğer cüce olmak istemiyorsan, dağlara çık türkünü söyle kızım. Ve o türküyü daha önce hiç kimse söylememiş olsun” İpek iki adım attı. Ece de üç adım. “ADIM ADIM NEYDİ ADIM? ” Bir-Ay 2004yılı Orhan Kemal Öykü Yarışması 2.cisidir (1) Orhan Veli Kanık (2) Bedri Rahmi Eyüboğlu

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder HERKESİN DÜŞÜNME MODELİ AYRIDIR. [Etkili Öğretim]

KENDİMİZİN YA DA ÖĞRENCİMİZİN DÜŞÜNME MODELİNİ BİLİYOR MUYUZ? Aslında öğretmen olmamıza rağmen çocuklarla, gençlerle ilgili sorunlara hazırlıksız yakalanıyoruz ve çoğu zaman tökezliyoruz. Yolumuzu çok sık şaşırıyoruz. Çünkü dünya çok hızlı değişiyor. Çocuklarımız da değişiyor. Onlar patenle kaymaya başladılar biz ise bisiklet kullanmayı öğretmek istiyoruz. Çok dik yamaçlara tırmanacak olan öğrencilerimize bisikleti önerirken ( biz önlerinde) birlikte yokuşu tırmanıyoruz. Çocuk bisikleti kullanırken bize çarpmamak için hızını yavaşlatıyor. Dünyanın gelişmiş ülkelerindeki eğitimciler ise çocuklara nasıl kanat takabileceğinin hesabını yapıyor. Yokuşları uçarak çıksınlar diye… Bu kanatların adı da “özgüven” … Genellikle öğretmen, sınıftaki öğrencilerin beyninin kendininki gibi işlediğini sanıyor. Oysa (şimdilik bilinen) altı farklı yolla düşünme vardır. 1)Görsel-işitsel-kinestetik 2) Görsel-kinestetik- işitsel 3) İşitsel-kinestetik-görsel 4) İşitsel-görsel- kinestetik 5) Kinestetik-görsel-işitsel 6) Kinestetik- işitsel-görsel Ancak bu konu genellikle yanlış algılanıyor. Şöyle ki, “çoklu zekâ” deniyor; oysa bana göre zekâ tektir. Eğer kişinin zekâsı normal düzeydeyse sorun yoktur.( Normalin altındaysa zaten özel eğitime muhtaçtır.) Önemli olan öğrencinin tek olan zekâsını görsel yolla mı, işitsel yolla mı yoksa kinestetik yolla mı kullanacağıdır. Bazıları çocuğun müzik zekâsına, ya da sayısal zekâya o da olmadı dilsel zekâya vb. sahip olabileceğini iddia eder ki bu tamamıyla yanlıştır. Bu söylenenler zekâ değil yetenektir. Bana göre bir insanın yeteneklerini keşfetmesi için de GİK, GKİ, İKG, İGK, KGİ, KİG mi olduğunu bilmesi gerekir. Bunu ya kendi rastlantısal olarak bulacaktır ya da eğitimcisi ( veya anası, babası) keşfedecektir. Bu düşünme yolları amacımızı gerçekleştirmemizi, bir konuyu verimli öğrenmemizi sağlar. O zaman şöyle bir soru sorulabilir: - İyi de bir sınıfta birbirinden kopuk bunca düşünme yöntemi nasıl olur da bir amaçta bileştirilebilir? Sınıfı bir orkestra gibi düşünün. İçinde her türlü müzik aletinden birini çalmayı bilen öğrencileriniz var. Siz öğretmen olarak flüt çalmayı biliyorsunuz diye bütün öğrencilerin müzik aletlerini flüt gibi çalmasını bekler misiniz? Öyle olsaydı şöyle demeniz gerekirdi: -Hadi çocuklar, herkes çalgısını ağzına götürüp üflesin! Davul, keman, gitar çalanlar yandı… Flüt dışındaki nefesli sazları çalanlar biraz daha şanslı; çünkü tam olmasa da öğretmenin çalgısına benzer sesler çıkarabiliyorlar… Oysa öğretmen herkesin çalgısını kendi bildiği yöntemle çalmasını istese ve sadece notaları verseydi, ortaya (farklı çalgıların ortak notaları çalmasıyla) müthiş bir eser çıkardı. Herkesin belli bir öğrenme yöntemi; kendine özgü bilgi edinme, bilgiyi saklama, hatırlama ve ifade etme şekli vardır. Bu farklılıkları önemsemeli ve öğrencilerimizin bu konudaki keşfine yardımcı olmalıyız. İşte o zaman onlara özgüvenlerini sağlatmış oluruz. Bu da onlara kanat takmak demektir. NOT: Eğer yazdıklarım konusunda daha ayrıntılı bilgi vermem istenirse, yeterince sorgulama ve yorum gelirse örnekler üzerinde açıklama yapabilirim. Mesela grup liderleri neden İKG’lerden ( İşitme-Kinestetik- Görsel) çıkar? Ya da “ Acaba sizin düşünme modeliniz hangisi?” vb.

1 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder HİCRAN [Deneme]

Hicr dağı karşısında hangi gözü pekin diz bağı çözülmez ki? Güneşe aldanan bir zerdali ağacına döndürüverirdi insanı, baharın kırkı çıkmadan. Dalda ve tomurcukta sıcağını bırakarak düşerdi çiçekler, boynu bükük ve çocukça sarkardı kolları zerdalinin iki yanına. Hicran esti mi dallar arasında zer olsan da, iki paralık pul olmaklık vardı hesapta. Ayazlanıp saçaktan kalbe sarkan bir buzdu ki hicran, ışığı pencere ardlarına hapsederdi. Saçak altlarına kanatları alevli şiirlerle dökülürdü kar kuşları. Bir koyun gözü gibi yüzümüze bakardı hicran. Kara ve ölgün.. İpe çekilmiş ve edilgen… Haykırış ve savruluş gözden uzakta, izbelerde. Bir cümle için canını verecek olsan da kocaman bir nokta koyunun gözünde. Yorgun ve ağır bir buluttu gelip aniden üzerimize duran. Yağmuru gözümüzü, karası yüreğimizi üşüten. Kış göğü altında ıslak ve yuvasız güvercinler üşüşürdü ayaklarımıza. Sokaklarda adsız, adressiz kalırdık. Sonrasında her bir nesnenin kimliksizliği. Buradan uzağa bir ayak iziydi hicran; basmadığı gömleğimiz kalmamış. Koynumuzda sinsi soluğuyla ölüp dirildiğimiz. Birkaç fazladan yıl hibe edecek diye hesapsızlığımızın bedeli hicran. Hicran, iyelik ekli bir tanem. Atıyla sanıyla hicran işte, pâreleniş nam-ı diğer.

1 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Hikayeler [Roman Notları]

HİKAYELER Anacığım,benim anladığıma göre,tüm acılar insanlarda vicdanın az olmasından kaynaklanıyor.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Hikayeler [Roman Notları]

HİKAYELER Avuntusuz bir hüzün duygusu her ikisini de sarsmak üzereydi.Fakat onlara,göğün yüksekliklerinden,yıldızların bulunduğu yerden,mavilikler arasından biri bakıyor ve Ukleyevo\'da olup biten her şeyi görüyor,gözetliyor gibi geldi.Kötülük ne kadar büyük olursa olsun,yine de gece sessiz ve güzeldi.Tanrı\'nın yarattığı bu dünyada adalet,tıpkı bu gece gibi sessiz ve güzel olan adalet vardı ve var olacaktı.Ve yeryüzünde her şey adaletle ,doğrulukla birleşip kaynaşmayı bekliyordu tıpkı ay ışığının geceyle kaynaştığı gibi...

Yorumlar ?

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç