Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > D Dağarcık

Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi

D

Sözlükte: 18 Bu harfle başlayan girdiler.

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dadaloğlu [Şairlerimiz]

Kaynak: www.turkuler.com Dadaloğlu [i]Dadaloğlum yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir[/i] 19. yüzyılda yaşamış güney illerinin büyük şairi Dadaloğlu hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bu durum hemen bütün halk şairleri için böyledir. Bunun sebebi saz şairlerinin çoğunun ümmi oluşu ve aydın zümrenin onlara önem vermemiş olmasıdır. Bu yüzden yazılı belge bulmak çok güçtür. Hele divan şairlerinden bahseden tezkerelerde halk şairlerinin adlarına rastlamak mümkün değildir. Bunun için yaşadıkları zamanda hayatlarına dair bilgi vermeyen halk şairlerini incelemek zorlaşmaktadır. Bu durumda rivayetler ve şiirleri ile yetinmek zorundayız. Dadaloğlu içinde durum aynıdır. Her büyük şair için olduğu gibi güneyde her bölge onu kendine mal etmeye çalışmıştır. Rivayetler birbirini tutmaz olur. Dadaloğlu toros dağlarında dolaşan göçebe Türkmen aşiretlerinin Avşar boyundandır. Şiirlerinde ; Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden iller bizimdir Gibi mısralara rastlanmaktadır. Bu aşiretin gezdiği yerle Torosların Erzin, Payas, Adana, Kozan çevreleridir. Türkülerinde onun hayalini görür gibi oluruz. Bir elinde sazı bir elinde tüfeği tepeden tepeye koşarak aşiret erlerini savaşa teşvik ederek Osmanlıya hıncını haykırır. Kaypak Osmanlılar size aman mı Biraz sonra : Şahdan ferman türkmen ili göçünce Daha da hey Osmanlıya aman mı der. Top gürültülerine karışan sazının tellerine dokunur. Padişaha meydan okur. Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir Diye haykırır. Bunun gibi tarihi olaylarla ilgili türküleri çoktur. Dadaloğlu kavga olmadığı zamanlar bir tabiat ve aşk şairidir. Her türlü güzelliğe vurgundur. Fakat asıl özelliği ve kudreti cenkler için yaptığı türkülerinde görülür. Yaşadığı çevrenin tarihi olayları onu bir cenk şairi yapmıştır. belki de en güzel eserleri dağlarda dövüşler arasında kaybolup gitmiştir. Dadaloğlu büyük bir halk şairidir. Şiirlerinde kudretli bir sanat ifadesi görülür. İlgilendiği olaylar dolayısıyla hem bir devrin tarihini hem de bir toplumun duyuş ve düşüncelerini yaşatmıştır. Bu bakımdan Dadaloğlu edebiyatımızın dikkatle üzerinde durulmaya değer şairlerinden biridir. en çok bilinen şiirlerinden bir tanesi avşar elleridir.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dağlanan [Deneme]

dağlar mıydı beni dağlayan yoksa dağım mıydı dağları dağ yapan birdemet

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder DARAĞACI ( GÜZEL BİR ŞİİRDİR, OKUMANIZI TAVSİYE EDİYORUM.) [Deneme]

DARAĞACI Yolumu gözledin her seher-ahşam, Selam, darağacı... Aleyküm selam! Ecelle ölmeye doğulmamışam... Selam, darağacı... Aleyküm selam! O hansı milletdir, taleyi sırdır? Yüz adla bölündü... Yene de birdir. Meni huzuruna bu derd getirdir, Selam darağacı... Aleyküm selam! Hezer\'i, Baykal\'ı, Aral\'ı gördüm, Gördüm can üstedir, yaralı gördüm. Tanrı\'nı bendeden aralı gördüm, Selam, darağacı... Aleyküm selam! Çarhı ters fırlanır felek garının, Turan kölkesinde budaglarının, Rengi bayrağımda yarpaglarının Selam, darağacı... Aleyküm selam! Evvelin ahırı, sonun evveli, Buymuş, bilmemişem bunu men deli. Gorhum yoh, ne olsun boyun göy deli, Selam, darağacı... Aleyküm selam! Eli yağmalanan, bölünen, bölen, Çayları guruyan, gölleri ölen. Hag-hesap çekmeye gelen menem, men. Selam, darağacı... Aleyküm selam! Danış, Emir Teymur, bu son neydi be?.. Boynumda ağ kefen, dilimde tövbe. Dersini ters bilen, menimdi növbe, Selam, darağacı... Aleyküm selam! Seni men ekmişem... Mene sen genim, Seni suvarmağa halaldır ganım. Yarpağın reng alsın ganımdan menim. Selam, darağacı... Aleyküm selam! Ey darın ağacı. Kimden kemem... Kem? Ya seni yendirrem, ya sene yennem, Ya da budağında yarpağa dönnem. Selam, darağacı... Aleyküm selam! Kırgız\'am, Özbek\'em, Kazak, Türkmen\'em, Başkırd\'am, Kerkük\'em, ele görk menem, Senin gözlediyin garip Türk menem, Selam, darağacı... Aleyküm selam! Gabul et, növbeti gurbanın menem, Menim canın sende; bil, canın menem, Ele gurrelenme... Her yanın menem, Selam, darağacı... Aleyküm selam! Rüstem Behrudi (Semerkand 1989)

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder DEDEMİZ AKİF'Tİ BİZ ASIM OLABİLDİK Mİ? [Berceste]

Tarihte; tarihin seyrini değiştiren, tarihe yeni bir yol çizen, adeta kendinden sonra yaşanacak olayların yönünü belirleyen dönüm noktaları vardır. Barutun icadı, Malazgirt Zaferi, Roma İmparatorluğu\'nun çöküşü, İstanbul\'un Fethi, Fransız İhtilali bunlardan yalnızca birkaçı... Bu dönüm noktaları mutlaka bir eserle taçlandırılmış, ölümsüzleştirilmiştir. Bu eser bazen bir mimari yapı olmuştur. İşte Kanuni Sultan Süleyman devrinin ihtişamını ölümsüzleştiren Mimar Sinan\'ın Selimiye\'si, Süleymaniye\'si... Bazen de bir edebi şaheserle ölümsüzleşmiştir tarih, Homeros\'un İlyada\'sında, Firdevsi\'nin Şehname\'sinde olduğu gibi. Tarihimizde birçok dönüm noktası vardır. Atalarımızın Orta Asya\'dan göçüp bugün yaşadığımız topraklara gelmeleri bunların başında gelir. Bu gelişme hem dünya tarihini hem de bizim tarihi gelişimimizi belirler. Milletimiz yüzyıllar sonra Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşıyla bir kez daha bu topraklarda var olma mücadelesi vermek zorunda kalır. İşte bu iki şanlı mücadeleyi iki eserle ölümsüzleştirmek de aynı kişiye, Mehmet Akif Ersoy\'a, nasip olur. Milli şairimiz, \"Çanakkale Şehitlerine\" ve \"İstiklal Marşı\" isimlerini verdiği eserleriyle adeta tarihimizin bu aziz sayfalarının zafer abidelerini diker. Bu açıdan bakıldığında atalarımızın bize bıraktığı saraylar, sanat eserleriyle bu iki şiirin bir farkı yoktur. Belki bir farkı Mehmet Akif\'in bıraktıklarının daha kıymetli olmasıdır... İçerisinde bulunduğumuz haftayla da ilgili olması bakımından gelin \"Çanakkale Şehitlerine\" bir kez daha bakalım. Milli Şairimizin bu şiiri aslında müstakil bir şiir değildir. Bu şiir, Mehmet Akif\'in 1924 yılında yayımladığı yaklaşık yüz sayfalık bir şiir olan \"Asım\" adlı şiirinin içinde geçen bir bölümdür. Kitabı oluşturan \"Asım\" şiiri manzum hikaye şeklinde yazılmıştır. Bu şiirde Hocazade ile Köse İmam adlı iki kişi ülkenin, milletin durumunu konuşmakta; milletin içinde bulunduğu felaketlerden nasıl kurtulabileceğini tartışmaktadırlar. Böyle kapsamlı, uzun bir eseri mükemmel bir şiir şeklinde yazabilen Mehmet Akif şüphesiz bir şaheser yaratmıştır. \"Çanakkale Şehitlerine\" şiiri bu yüz sayfalık şaheserin yalnızca iki sayfasıdır, varın gerisini siz düşünün. Asım şiirindeki Hocazade aslında Mehmet Akif\'in kendisidir. Köse İmam da Akif\'in yakın arkadaşı Ali Şevki Efendi\'dir. Daha önce de belirttiğimiz gibi şiirde Hocazade ile Köse İmam memleketin geleceğini tartışmaktadır. Köse İmam savaşın gidişinden ve toplumun halinden pek umutlu değildir. \"Asım\" şiirinin bir bölümünde Hocazade\'ye: \"Hale baktıkça adam kahroluyor elde değil; Bizi kim kurtaracak var mı ki başka nesil?\" der. Hocazade, Köse İmam\'a cevap verir: \"Asım\'ın nesli!\" Şiirin içindeki bir diğer kişi de Köse İmam\'ın oğlu Asım\'dır. Köse İmam, Asım\'dan yani gelecek nesillerden pek umutlu değildir. Bunun için: \"Asım\'ın nesli diyorsun. Ne uzun boylu hayal!\" diyerek cevap verir. Hocazade ise: \"Asım\'ın nesline münkad olacak istikbal.\" mısrasıyla bu fikre itirazını seslendirir. Bundan sonraki bölümde de Asım\'ın nesline yani gelecek kuşaklara, yani bize niçin güvenilmesi gerektiğini Hocazade\'nin ağzından Mehmet Akif şöyle açıklar: \" ... Çocuklar koşuyor aç, çıplak, Cepheden cepheye arslan gibi hiç durmayarak. Yine vardır bir ölüm korkusu arslanda bile; Yüz göz olmuş bu çocuklar ölümün şahsiyle! Cephenin her biri bir kıtada, etrafı deniz; Kara dersen daha dehşetli: Ne yol var, ne iz. Harekatın görüyorsun ya, Hocam, en kolayı, Yalın ayak Kafkas\'ı tutmak, baş açık Sina\'yı! Yapılır zannediyorsan, bakalım, sen de soyun... Kıta kapmak, köşe kapmak değil artık bu oyun.\" Ve ardından o meşhur mısralarla önce Çanakkale Savaşı\'nın nedenini açılar, savaşılan düşmanı ve savaş meydanlarını resmeder: \"Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle \'bu: bir Avrupalı\' Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, Avusturalya\'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel\'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.\" Şiirin şu bölümünde adeta bombalar patlamaktadır ve askerlerimiz bu bombaların vatan ve millete zarar vermemesi için kendi canını siper etmektedir: \"Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a\'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal\'â mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te\'sis-i İlahi o metin istihkâm.\" Kahraman Mehmetçik aziz canını vatana, millete siper etmiş, canı karşılığında vatanına ve milletine can vermiştir. Şimdi ona layık bir abide-mezar yapılmalıdır. Akif bu abideyi inşa eder: \"Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun\'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ\'nın ebedi serhaddi; \'O benim sun\'-i bedi\'im, onu çiğnetme\' dedi. Asım\'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr\'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? \'Gömelim gel seni tarihe\' desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. \'Bu, taşındır\' diyerek Kâ\'be\'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ\'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin\'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslam\'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a\'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.\" Mehmet Akif Ersoy, bu şiirde başka neler diyor neler. Hepsini açıklamaya ne bizim bilgimiz ne okuyucuların sabrı ne de bir makalenin kapsamı yeter. Bu şiiri açıklamak için kitap değil kitaplar yazmak lazımdır. Fakat öncesinde kendimize şu soruyu sormalıyız: Şehit ve gazi olan \"Asım\" dedelerimiz, Akif dedemize bu abide şiiri ilham ettiler. Peki biz bugün Akif dedemize layık \"Asım\" torunlar olabildik mi? Aziz şehit ve gazilerimizin, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy\'un ruhları şad olsun. Affedilmek temennisiyle...

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder DELİ GÖNÜL [Şiirler]

DELİ GÖNÜL İçimde bin bir hüzün saklı her an Nedir elinden çektiğim deli gönül Kurşun gibi ansızın gönlüme düştü sevdan Nedir elinden çektiğim deli gönül Bir ovaya iner bir dağlara çıkarsın Gül yüzlü sevgilinin hayalini kurarsın Aşk derdinden gece gündüz yanarsın Nedir elinden çektiğim deli gönül Hangi dala konacağın belli değil Şaşkınlığın bir değil on değil bin değil Yeter artık \"Mutlak Aşk\'ın\" önünde eğil Nedir elinden çektiğim deli gönül

1 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Deniz Yıldızı [Şiirler]

DENİZ YILDIZI Kalbim kırık Yunus’un dediği Benim içimde “Ben” kırık. Bekledim ömrüm boyunca Elinden tutup gezmeyi Bir ikindi vakti Güneşli bir yağmurun altında Şehirler inşa etmek istedim sana Kır çiçeklerinden. Mutluluğu görmek istedim. Gözlerinin derinliklerinde Gökyüzünden hilali indirmek istedim Kanadına bindirip gezdirmek için Gecenin sarhoş serinliğinde Okyanus dalgaları kadar coşkulu Şiirler okumak istedim saçalarını okşayıp Güneşin olmak istedim ölünceye Kartopu oynayacaktık Çocuklar gibi Hani dünyaya gelmek bir keredir Ben seni öyle sevecektim. Gökyüzünden karanfiller koparacaktım Senin için Ben sana tutkundum Piramitler kadar gizemli Doruklardaki kar kadar temiz Sonsuz deryalar gibiydin benim için Seni mutlu görmek Beni mutlu edecekti Sen benim anlatılmamış masalımdın Sahile vurmuş deniz yıldızıyım Hadi tut ellerimden Fırlat beni denize Hayata... Ben seni hep sahilde bekledim Bayramda öksüz çocuklar gibi Gönlümün gönlünde “Ben” kırık şimdi Artık utanıyorum yaşamdan. Artık ağlayamıyorum En acısı da bu. Anlatamıyorum Duygularım susuyor. En acısı da bu

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dertli [Şairlerimiz]

Kaynak: www.turkuler.com Dertli Bolu ise Gerede arasında Yeniçağ bucağının Şahnalar köyünde 1772 yılında doğan Dertli, 1845 yılında Ankara\'da ölmüştür. Mezarı Gerede yakınlarında Esentepe\'de dir.. Sonradan anayol üzerinde bir tür \"Anıtmezar\" yapılmıştır. Dertli\'nin asıl adı İbrahim\'dir. Babası Ali adlı bir çiftçidir. Dertli\'nin babasının ölümünden sonra köyün Halil Ağası küçük yaşta babasız kalan Dertli\'nin babadan kalma tarlasını, mallarını davarlarını elinden alır. Dertli de, yakın köylerden birindeki akrabalarının yanına gitmek zorunda kalır. Sonraki yaşamı özetle şöyle: Üç yıl İstanbul\'da, Konya\'da , on yıl Mısır\'da kalmış. Sonra yine köyüne dönmüş evlenmiş. İki oğlu olmuş. Ama Dertli, birazda ozanlığının verdiği dürtülerle olsa gerek, alıştığı başı boş gezginciliğinin dürtüsüyle yine yollara düşmüş. Orta Anadolu\'da dolaşmış. 1826\'da İstanbul\'a gitmiş, kısa süreli birkaç memurluk yapmış, sonra da Ankara\'ya gitmiş, orada ölmüş. Dertli\'nin ilk takma adı \"Lütfi\"dir. Genellikle, kullandığı \"Dertli\" takma adının yaşamının güçlüklerinden geldiği söylenir, ama bir başka söylenti de bir sevi yüzünden kendisini usturayla öldürmeye kalkıştığı için \"Dertli\" adını aldığı yolundadır. Dertli hem aruz, hem hece ölçülerini kullanmıştır. Divanı vardır. Ancak, asıl ününü, ozanlık değerini hece ölçüleriyle yazdığı şiirlerinde göstermiştir. Bektaşi\'dir. Tekke ve Divan edebiyatım çok iyi bildiği anlaşılıyor. Divan edebiyatım bilmesi, kent kültürüyle ilişki kurması Dertli\'nin de dilinde, söyleyişinde bu kültürün izlerini bırakmıştır .Dertli\'nin Gevheri, Aşık Ömer, Fuzuli gibi ozanlardan etkilendiğini gösteren belirtileri bulma olanağı vardır. Çağının ünlü yaygın, kişiliği etkin birkaç ozanından biri olduğu kuşku götürmez. Tek kitabı Dertli Divanı birkaç kez basıldı.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Deyimlerin Öyküsü [Deyimlerin Öyküsü]

AĞZINDAN BAKLAYI ÇIKARMAK; ( Sabrı tükenip, o zamana kadar söylemediğini söyleyivermek anlamında bir deyim.) Eski zamanlarda çok küfürbaz bir adam varmış. Memleketin müftüsü bu adamı çağırıp sık sık nasihat edermiş. Küfür edeceği sırada aklına gelip, vazgeçmesi için de ağzında bir bakla tanesi tutmasını önermiş. Bir gün yine müftü efendi bu adama nasihat ederken, münasebetsizin biri içeri girmiş ve müftüye sormuş: -Müftü efendi, sağdıcım öldü. Bana mirasının kaçta kaçı isabet eder? Canı sıkılan müftü, küfürbaza dönmüş: -Çıkar ağzından şu baklayı da, bu herife gerekli cevabı kendi usulüne göre sen ver, demiş.

8 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Deyimlerin Öyküsü [Deyimlerin Öyküsü]

AKLA KARAYI SEÇMEK (Bir işin üstesinden gelene kadar çok zorluk çekmek, güçlükle başarmak) Dinimize göre, sabah namazının kılınma vakti, güneş doğuncaya kadar geçerlidir. Ortalık ağarmaya başlayıp da ak iplik ile kara iplik birbirinden seçilinceye kadar sabah namazı kılma süresi devam eder. Ağır hastalar bütün gece sancı ve ızdırap içinde kıvranarak uyuyamadıklarından, sabahı zor ederler. AVUCUNU YALA (‘Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyim.) Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır. Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Deyimlerin Öyküsü [Deyimlerin Öyküsü]

ESKİ ÇAMLAR BARDAK OLDU Orman köylerinde, eskiden çam ağaçlarından bardak yaparlarmış. Askere giden bir adam günün birinde döndüğünde eski çamların nereye gittiğini sormuş. Adam, oğluna: -Ah oğul!O senin sorduğun eski çamlar bardak oldu, demiş. AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI Yavuz Sultan Selim\'in Yemen\'deki isyanı bastırmaya yolladığı Sinan Paşa\'nın ordusu, bir gün çölde konaklamış.Aşçılar, yemek pişirmek üzere, torbalar içindeki pirinci büyük bir çadır bezinin üstüne dökmüş ve içindeki taşları ayıklamaya başlamış. Bu sırada aniden çıkan rüzgar bütün kumları pirinçlere savurmuş.Bunu gören şakacı bir asker: -Siz Allah\'ın nimetini taşlı diye beğenmemiştiniz.Hadi bakalım şimdi ayıklayın pirincin taşını, diyerek herkesi güldürmüş.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dileniş [Şiirler]

Dileniş Yine Gönlüme gelmiyor şiirin Kerem et efendim çözülsün dilim Aşkla, sevda nağmeleri pişirsin Yüreğim nağmenden tatsın bir dilim Çöllerin ihtiyacı kadar derin Düşsün bedenime bir damla sevgin Taşsın okyanus kadar engin Hayrette kalsın damlası denizin Sen gönül bahçemde eşiz bir taçsın En güzel çiçeklerim senin adınla açsın Mis kokuları rengarenk etrafına saçsın Çünkü sen ruhlara en doğru ilaçsın Eritir bir bakışın yakan güneşi Közün, kül eder en kuvvetli ateşi Güzelliğinin yok dünyada eşi Kavursun beni de aşkının ateşi Yılar boyu hep kışlara esirim Sensin varlık içinde tek delilim Gül bahçesine uzansın da elim Benim de ilkbahar olsun iklimim Mertyurek Nisan 2006 soma

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder DİMYAT'A [Deyimlerin Öyküsü]

DİMYAT\'A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK Dimyat, Mısır\'da Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır\'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu\'ya getirilirmiş. Dimyat\'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi, Akdeniz\'de korsanlar tarafından soyulmuş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar. Binbir zorluk içinde İstanbul\'a dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmiş. İstanbul\'dan kalkmış, memleketi olan Karaman\'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdaları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder DİNLEMEYİ BİLMEK [Soruluk Metinler]

DİNLEMEYİ BİLMEK İnsanlar arasındaki anlama ve anlatmada ortaya çıkan iletişim kopukluğunun en önemli nedenlerinden biri,dinliyormuş gibi görünmekten kaynaklanır.Kimi kez karşımızdakini nezaketen dinliyormuş gibi davra- nırız.Kimi kez de gerçekten dinlemek istesek bile aklımız kendi sorunlarımıza takılır ya da durumla ilgisi olan veya olmayan olaylar,anılar,çağrışımlar geçer aklımızdan;dikkatimiz dağılır.Aynı durum,karşımızda bizi dinleyen için de geçerlidir. Kimi dinleyici,konuşandan gelen mesajın sözcüklerine,cümlelerine,onun yaptığı jest ve mimiklere takı- lıp aktarılmak istenen bilginin,önerinin içeriği üzerinde durmaz.Konuşanı yüzeysel olarak dinleyip izler. Etkili iletişim için gerekli olan yaklaşımı gösteremez.Bu nedenle yersiz ve zamansız davranışlar yapar. Anlama,anlatma,anlaşma imkanı kalmaz. İyi bir dinleyici,öğrenmek istediği temel bilgiyi saptar ve dikkatini bu bilgiye yöneltir.Konuşanın yüzüne bakar ve dinlediğini belli eder.Konuşanın aktarmak istediği duygu ve düşünceleri anlamaya çalışır.Anla- şılmayan bölümler olursa sorular sorar.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dinlemeyi Bilmek [Soruluk Metinler]

DİNLEMEYİ BİLMEK İnsanlar arasındaki anlama ve anlatmada ortaya çıkan iletişim kopukluğunun en önemli nedenlerinden biri,dinliyormuş gibi görünmekten kaynaklanır.Kimi kez karşımızdakini nezaketen dinliyormuş gibi davra- nırız.Kimi kez de gerçekten dinlemek istesek bile aklımız kendi sorunlarımıza takılır ya da durumla ilgisi olan veya olmayan olaylar,anılar,çağrışımlar geçer aklımızdan;dikkatimiz dağılır.Aynı durum,karşımızda bizi dinleyen için de geçerlidir. Kimi dinleyici,konuşandan gelen mesajın sözcüklerine,cümlelerine,onun yaptığı jest ve mimiklere takı- lıp aktarılmak istenen bilginin,önerinin içeriği üzerinde durmaz.Konuşanı yüzeysel olarak dinleyip izler. Etkili iletişim için gerekli olan yaklaşımı gösteremez.Bu nedenle yersiz ve zamansız davranışlar yapar. Anlama,anlatma,anlaşma imkanı kalmaz. İyi bir dinleyici,öğrenmek istediği temel bilgiyi saptar ve dikkatini bu bilgiye yöneltir.Konuşanın yüzüne bakar ve dinlediğini belli eder.Konuşanın aktarmak istediği duygu ve düşünceleri anlamaya çalışır.Anla- şılmayan bölümler olursa sorular sorar. Özcan KÖKNEL 1-Yazar “dinliyormuş gibi görünmek” sözüyle neleri kastetmektedir?Açıklayınız. 2-Hangi dinleme hataları yapılmakta ve bu hatalar hangi sonuçları doğurmaktadır? 3-Yazara göre iyi bir dinleyicinin davranışları nasıl olmalıdır? 4-Yukarıdaki metni konu,dil ve anlatım yönleriyle inceleyerek hangi türde yazıldığını belirtiniz.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dost [Şiirler]

Saate bakmasızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın......\"Nereden çıktı bu vakitte\" dememeli,gece yarısı yataktan fırladığında;Gözünün dilini bilmeli,dinlemeli,sormadan söylemeden anlamalı....Arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi,köklenmeli hayatında; Sen her daim onun orada olduğunu hissetmelisin.İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli,kovuklarında saklanabilmelisin.Kucaklamalı seni güvenli kollarıyla.Dalları bitkin başına omuz,yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı....En mahrem sırlarını verebilmeli,en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz.Onca dalkavuk arasında bir tek o,Sözünü eğip bükmeden söylemeli,yanlış anlaşılmayacağını bilmeli,alkışlandığında değil sadece;Asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.....Övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli ve sen,öyle güvenmelisin ki ona övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin:Teklifsiz kefili olmalı hatalarının;günahlarının yegane sahibi.Seni senden iyi bilen,sana senden çok güvenen bir sırdaş,göz bebekleri bulutlandığında fırtınayı sezebilmelisin.Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş....Yıllarca aynı ip üzerinde çalışmış,iki trapezci gibi kenetlenmeli elleri.....Parkurun bütün zorluklarına rağmen DOST\"luğumuzu koruyabildik,acıları birlikte göğüsledik ya;Yenildik sayılmayız diyebilmeli.....Issızlığın yalnızlığın en koyulaştığı an da,küçük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz.Bunu da aşacağız. bir dost can dündar

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dostluğun öyküsü [Öykü]

Dostluğun Öyküsü Ahmet ve Nihat adında iki arkadas varmış. Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet İstanbul\'da yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş. Nihat memleketten İstanbul\'a gelmiş zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş olmuşlar. Ahmet Nihat\'ın durumuna üzülüyor, yardım yolları arıyormuş. Nihat\'ı evine almış. Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine aldığı yeni kıyafetleri bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayip gidiyorlarmış. Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen, uzun süredir hayran olduğu ve yakında açılmak istediği kızı görmüş. Ve sonra arkadan Nihat\'ın onu takip ettiğini. Nihat eve gelmiş ve Ahmet\'e o kızdan çok hoşlandığını aralarını yapıp yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan hoşlandığını söyleyememiş. Arkadaşının üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını yapmış. Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseri\'ye Vali olmuş. Evi arabası, yatı, katı, bir sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş. Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş. Yatmaya yeri yemeye yemeği kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları, -Senin bir arkadaşın vardı Nihat diye. O Kayseri\'ye Vali olmuş, neden ondan yardım istemiyorsun, belki sana bir iş verir, demişler. Ahmet reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem demiş. Komşular ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler. Ahmet için daha zor günler başlamış. Bakmış olacak gibi değil, komşularını dinleyip tutmuş Kayseri\'nin yolunu. Valiliğe gelmiş. Ordaki odacılardan birine: - Nihat Bey\'i görmek istiyorum, demiş. Odacı Nihat Bey\'in yanına girmiş çıkmış ve \"Sizi görmek istemiyor\" demiş. \"Nasıl olur,\" demiş Ahmet, \"Ona İstanbul\'dan çok yakın arkadaşın Ahmet geldi deyin.\" Odacı tekrar gitmiş ve Nihat Bey sizi tanımadığını, eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını söyledi demiş. Ahmet duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bileeliyle verdiği canciğer arkadaşı Nihat onu tanımaz? Yıkılmış bir şekilde Valilikten çıkıp doğru Nihat\'ın evine, eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş. Belki yardım eder diye. Kapıyı çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama kapıyı açmamış kadın. Bir kez daha yıkılmış. Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken yanına yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmet\'in durumundan çok etkilenmiş adam. Olayı anlatmasını istemiş. Ahmet de olduğu gibi anlatmış. Adam çok üzülmüş. Demiş ki: - Bak evladım. Seni çok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim şurada bir sarraf dükkanım var. Gel istersen benimle çalış. Hem para kazanırsın hem de yatmaya yerin olur. Ahmet hemen kabul etmiş ve çalışmaya başlamış. Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca gelip gitmeye başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş Ahmet\'le. Bir gün bu yaşlı amca elinde bir kutuyla gelmiş dükkana. \"Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3 ay içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan\" demiş. Ahmet kutuyu almış, odasında bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş, 6 ay geçmiş amca hâlâ gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu açmaya karar vermiş. Bakmış içinde, elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de para var. Ne yapacağını şaşırmış. Hemen patronuna gidip durumu anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin olduğunu, istediği gibi kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneri de bulunmuş: - Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı açalım. Gül gibi geçinip gidersin. Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış başını yürümüş. Ev, araba, yat, kat... Zengin olmuş kısacası. Bir gün dükkanına bir anne-kız gelmiş. Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, derken nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız \"Valiyi de çağıralım\" demiş. Ahmet kabul etmemiş. \"Nasıl olur\" demiş kız, \"Biz bu şehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu?\" Ahmet yine kabul etmemiş. Kız ısrarla neden böyle davrandığını sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu şekilde çözülmeyeceğini söylemiş kız: - Biz çağıralım, o yaptığından utansın, demiş. Ve Vali Nihat Bey\'e de bir davetiye yazmışlar. Düğün günü gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan içindeymiş Ahmet. Nihat\'ın gelip gelmeyeceğini merak ediyormuş. Derken eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, ilk başlarda gözgöze gelmemeye çalışmış. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaçıyormuş Ahmet. Hiç göz göze gelmemeye çalışıyormuş. Sonunda dayanamamış, piste çıkmış, almış mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya: - Zamanında ben durumum iyiyken sevgili Valimiz Nihat Bey ile aynı okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat Bey\'in durumu bu kadar iyi değildi. Nihat\'ı evime aldım. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdiğim kızı bile ona verdim. Bir gün benim durumum kötüleşti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım ki Nihat\'a yardım istemeye gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. Oradan çıkıp eşinin yanına gittim. Ama O, kapıda benim olduğumu bildiği halde kapıyı açmadı. Şoke olmuştum. Dışarıya çıkıp kendime gelmeye çalıştığım anda bir amcayla karşılaştım. Sağolsun bana bir iş, yatacak bir yer verdi. Orada çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere gideceğini 3 ay içerisinde dönmezse kutunun benim olacağını söyledi. Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve paralarla karşılaştım. Sonra kendime bir kuyumcu dükkanı açtım. Orada sevgili nişanlımla tanıştım. Ve evleniyorum. Anlattıklarım yalansa yalan desin Nihat Bey, demiş ve bırakmış mikrofonu. Herkes şaşkınlık içinde Nihat Bey\'e dönmüş. Acıyarak bakmışlar bir Ahmet\'e, bir Nihat\'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmış. Almış mikrofonu. Başlamış anlatmaya: - Evet Ahmet\'in söylediklerinin hepsi doğrudur. Yalan diyemem. Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. Sağolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında sevdiğini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini, bir gün bana geleceğini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan kovdurdum, doğrudur. Ama niye kovdurdum? Eğer ben o zaman ona yardım etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. İyi bir arkadaşımı kaybetmek istemezdim. Buradan çıktıktan sonra direk eşime gideceğini biliyordum. Hemen eşime telefon açtım. Ona Ahmet\'in geleceğini, kapıyı açmamasını söyledim. Açmadı. Derken bizim evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var. Ona hemen telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını yardımcı olmasını istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı gönderdim ona. Can yoldaşlığı etsin diye. İyi arkadaş oldular. Sonra babama bir kutu verdim Ahmet\'e götürsün diye. O kutu babamın değildi. Benim de değildi. O zaten Ahmet\'indi. Ona borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kızkardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada birbirlerini görüp aşık olmuşlar, evleniyorlar... Bırakmış mikrofonu. Ahmet\'le beraber herkes şaşkınlık içinde kalmış. Bir an göz göze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Güzel bir düğün olmuş, beraberce mutlu yaşamışlar. Kaçabilirsiniz ancak saklanamazsınız!

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Dostuma [Şiirler]

Zamanın bize oyun oynadığı anlarda; Aynaya bakarken ağlamıyorsak, Geçmiş alabildiğine pürüzlü, Gelecekse bilinmezlikten ibaretken Ve kaybetmemişsek gülümsemeyi… Gülüyorsak en küçük komikliğe, Neşe veriyorsa pencereden duyulan çocuk sesi Ve her an hissediyorsak bir dost nefesi… Gözler artık aydınlık ufka bakıyorsa, Açılıyorsa kalbinin kapıları ardına dek; Sözler acıtmıyor, okşuyorsa gönlünü, Ve unutulmaya mahkum etmişsek dünü… Uzun uzun cümleler kuruyorsak, Anlamını düşünmüyorsak ifadelerin, Yürekten bakmayı, yürekli yaşamayı, Öğrendiysek yok etmeyi zihindeki sancıyı Ve her günü geceye hasretle taşımayı… Ya ömrümüzün sonudur doya doya yaşanası, Ya da başlangıcıdır hayatın biz kırarız buzunu, Ya da yeni anlamışızdır, her şeyin tadını, tuzunu… :-)

2 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder DÜNYAYA HÜKMEDEN ASLAN [Berceste]

DÜNYAYA HÜKMEDEN ASLAN Sert kayalıklarla çevrili,dikenli çalıların arasında birçok hayvanın gitmeye korktuğu bir orman varmış.Birçok hayvan aslında orada yaşamak istiyormuş;çünkü o ormanın görkemliliği bütün hayvanların gözlerini kamaştırıyormuş.Hiçbir hayvan bu güne kadar o kadar güzel bir ormana şahit olmamış.Alabildiğince uzanan çam ağaçları kokusu ile bütün hayvanların başını döndürüyormuş.Bulutlar adeta pamuk tarlası gibi gökyüzünü kaplarmış.Yol kenarları beyaz ,mor ,pembe çiçeklerle sihirli bir ressamın elinden çıkmış gibi renk cümbüşüne boyanırmış;ama bu ormanın bir aslanı varmış ki zavallı hayvancıklara bir türlü huzur vermezmiş.Bu yüzden bu ormana zavallı hayvanlar “Güngörmez Ormanı” adını vermişler. Bahar geldiği için bütün hayvanlar ormanın en güzel yiyeceklerini yiyebilmek için “Güngörmez Ormanı”na gizlice girmeye karar vermişler;ama hepsinin de minicik yürekleri pır pır eder dururmuş.Bütün hayvanlar titreye titreye ormanın yolunu tutmuş.Ormanın içine girdikçe göz kamaştıran yiyeceklere saldırmışlar.Benekli tavşan havuç tarlasının içine kafasını bir daldırıp bir çıkartıyormuş.Benekli tavşan gülümseyerek: “Cennetteyiz sanki değil mi sincap kardeş?”demiş.Sincap: “Evet,tavşan kardeş fındıkların hangisini yiyeceğimi şaşırıyorum.”demiş.Maymun, bir ağaçtan ötekine atlayarak dans edip muzları topluyormuş.Kaplumbağa ise kabuğundan başını çıkarmaya korkuyormuş.Herkes kaplumbağanın o titreyen sesiyle irkilmiş: “Dostlar ya gelirse aslan bütün hepimizi parçalarsa.” Bütün hayvanlar gizlice aslanın ne yaptığına bakmaya karar vermişler.Mağaranın kenarına gelip usulcacık bakmışlar.Aslan horul horul uyuyormuş.Tavşan: “Korkmayın dostlarım,bakın horul horul uyuyor.” demiş.Tekrar ormana dönüp eşsiz yiyeceklerin lezzetine bırakmışlar kendilerini.Akşam hava kararmak üzereyken tavşan : “Çok yorulduk,hem de o kadar şiştik ki geri dönemeyiz bu geceyi bu ormanda geçirelim.”demiş.Göbeğini tutarak bir ağacın altına bırakıvermiş yorgun gövdesini.Sincap da ağacın kovuğunda yapraklardan bir yatak yapmış kendine.Maymun da tavşanın yanına sokulup sarılıp uyumaya başlamış.Kaplumbağanın gözüne ise bir türlü uyku girmiyormuş.Aslanın her an geleceği korkusuyla kabuğuna gizlenmiş.Tam gözleri dalacakken yaprakların hışırtısıyla aslanın geldiğini fark etmiş. Aslan : “Demek benim ormanıma girersiniz gösteririm size.” demiş.Kaplumbağa korkuyla bağırmaya başlamış.Neye uğradıklarını şaşıran hayvancıklar kaçamadan aslanın pençeleriyle bir o yana bir bu yana savrulmaya başlamışlar.Tavşanın bütün bedeni kanlar içinde kalmış.Diğer hayvanlar da çeşitli yerlerinden yaralanıp yerlere yığılmışlar. Ertesi gün gözlerini açtıklarında kendilerini kafesin içinde bulmuşlar.Aslan yanlarına gelip : “Artık benimsiniz,sizi yavaş yavaş yiyeceğim.”demiş.Bütün hayvanlar korkuyla birbirlerine sarılıp ağlamaya başlamışlar.Tavşan “Dostlarım hepsi benim suçum,dünyaya hükmeden aslanın bize huzur vermeyeceğini biliyordum,sizi buraya getirmemeliydim.”diye ağlamış.Maymun üzülme dostum demiş ve ellerini göğsüne vurup bağırarak bütün arkadaşlarına haber vermiş.Kısa süre sonra bütün arkadaşları gelerek hepsini kafesten kurtarmışlar.Güngörmez Ormanı’ndan ayrılırken yolda avcıların aslanı kafese hapsettiklerini görmüşler.Hayvanlar büyük şaşkınlık içerisinde o dünyaya hükmeden aslanın gözlerinden yaşlar aktığını görmüşler.Yavaş yavaş kafesin yanına yaklaşmışlar.Aslan:”Ne olur bana yardım edin,benim derimi yüzüp kürk yapacaklar!”demiş.Tavşan en öne çıkarak: “ Bugüne kadar hiçbirimize huzur vermedin,sen bunu hak ettin, sana yardım etmeyiz.” deyip çekip gitmişler.Aslan ise o güne kadar hiçbir dostu olmadığını fark etmiş.Bu güne kadar bütün hayvanlara yaptığı kötülükler birer birer gözlerinin önüne gelmiş.Aslan: “Ne kadar aptalmışım bu güne kadar herkese hükmettiğimi sanmışım;oysa ki şu an yapayalnız ve o kadar çaresizim ki…” demiş. Bir hafta sonra derisi yüzülerek bir bayanın omuzlarında cansız bedeni sallanıp kalmış. HANİFE AKCAN TÜRKÇE ÖĞRETMENİ

Yorumlar ?

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç