Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > Ç Dağarcık

Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi

C

Sözlükte: 14 Bu harfle başlayan girdiler.

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Çaldığı Sevgilerle Zengin [Şiirler]

O burnu Kaf dağındaki sevgili Yolumu ölüme bağlamak için Önüme hırçın bir deniz getirir Yalancı hülyalarla avunurum Tutar sevgi dilencisi olurum O bana nefreti çeyiz getirir Hoyratça kırar oyuncaklarını Hele kurbanlarının sayısına Gün be gün bire bir faiz getirir Sevgimi sevincimi ümidimi Ömrümü harcadığım yetmez gibi Bir de yüreğime haciz getirir

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ÇANAKKALE GEÇİLMEZ [Şiirler]

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ Ey Çanakkale nedir seni geçilmez yapan ? Alemlere bir ibret, sonsuz muzaffer kılan ? Doğu Batı bir olmuş Kuzey ve Güney tek ses... Ya Rab sancağım olmuş, Bedir\'den gelen nefes... Nice Mehmed\'ler gitti senden yarin aşkına Nasıl feda olmaz ki aşıklar maşukuna ? Kimi Hicaz\'dan kimi Sinop\'tan , Kosova\'dan İşte tek yürek budur ! Et ayrılır mı tırnaktan ? Sürmeli anam taş basıp o güzel yüreğine İsmail etmiş Mehmed\'i bayrağım inmez diye . Ey Çanakkale sensin şehidime ak Burak Burdan gayrı geçit yok düşmana en son durak ! Şehid üstüne şehid nur üstüne nur garkolan , Güneş dahi sönük kalır her biri ayrı destan . Diller tekbir olmuş renkler , sevdalar yalnız tek . Yiğidim Rabbe koşar göğsünü siper ederek . Çanakkale nedir?Bir damla su , bir avuç toprak . Geçilmeyen o ruh ki ; asla inmeyen bayrak ! Medeniyet bu mudur ? kanla beslenen hain . İnsanlıktan nasipsiz , yüz karası Adem\'in . Bilmem nereden gelmiş Hindu,Fransız ,İngiliz . Sahipsiz mi sandınız ? bir karış yok sahipsiz ! Kimi bebe,kimi yaşlı,kimi sözlü,kimi evli O\'nun aşkı uğruna ölüm daha sevgili Gün, zifiri karanlık, Ümmet-i İslâm ağlıyor Yetiş sen ya Muhammed! Kitabın elden gidiyor Arsız çelik yağmuru savuruyor tozu,külü Bir görsen Mehmed\'deki o eşsiz tevekkülü Hangi kalem tasvir eder hangi söz ferman olur? Ne büyük bir zaferdir.\"Çanakkale Ruhu\" budur! Mehmed\'im şaha kalkmış gök mü gürlüyor yoksa ne ? Savruluyor tevhidler medeniyet maskesine . Mavi derler denize ya bu kızıllık nedir ? Hilal\'im konmuş üstüne gaydı o deniz midir ? Eşi görülmemiş zulüm ne ağır bir imtihan . Mevzilerden et yağar şehadettir çağlayan . Türlü zırhlı şövalye ciğerleri çürümüş , Güler geçer Mehmed\'im O\'nu iman bürümüş . Serdengeçmiş yiğidim önünde Resulallah , İşte anahtar kelime La ilahe illallah !..

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ÇANAKKALE NE DEMEK [Berceste]

1914 – 1918 yılları arasında insanlık, dünya tarihi boyunca bir benzeri daha yaşanmamış felaketlerden birini, Birinci Dünya Savaşı’nı yaşadı. İnsanlık o günlere kadar savaşın bile bir onuru olduğuna, insanın düşmanı karşısında da olsa gözetmesi gereken haklar bulunduğuna inanmakta ve ona göre hareket etmekteydi. Fakat Birinci Dünya Savaşı sırasında insanlık binlerce yılda oluşturduğu medeniyeti ve insanlığa ait değerleri adeta ayaklar altına almıştır. Ne hazindir ki insanoğlunun değerlerini ve medeniyetini ayaklar altına alan, medeniyetin beşiği diye gösterilen Avrupa\'dır. Peki Avrupa hem kendi insanına hem de dünyaya bu felaketleri neden yaşattı? Akranlarına kafa tuttukça dayak yiyen birkaç delikanlı (bkz. Haçlı Seferleri Tarihi), mahallede hakimiyet kuramayacağını anlayınca; ne şeytanı göreyim ne de salavat getireyim der ve başka mahallelere doğru yollanırlar.(bkz. Coğrafi Keşifler) Delikanlılar bu yeni mahalledeki insanların ellerinde bulundurdukları hazinelere pek kıymet vermediklerini hayretle fark ederler. Önce bu hazinelerden çalıp çalıp mahallelerine götürürler. Bir zaman sonra çalmaktan vazgeçer ve tüm hazinelerin ve hazinelerin sahiplerinin kendilerine ait olduğunu iddia eder, karşı çıkanları ise cezalandırırlar. (bkz. Sömürge ve Soykırımlar Tarihi) Delikanlılar zengin bir şekilde mahalleye döner önce yaşam standartlarını yükseltir, daha sonra da intikam peşine düşerler. Eski rakip dövülecek elindekiler de alınacaktır ama \"Eski rakibin elindekiler kimin olacaktır?\" işte kavga burada başlar. Öteki hazineleri paylaşmakta zorlanmayan delikanlılar, iş eski düşmanın servetine gelince birbirlerine düşerler. İşte Birinci Dünya Savaşı\'nın nedeni. Buradaki eski rakip tahmin ettiğiniz üzere Osmanlı İmparatorluğu\'dur. Elindeki hazine ise coğrafyasında bulunan petrol... Avrupa önce tamamen birbirine düşer. Her biri bir bölgeyi işgal etmeye kalkarlar fakat bu yöntemle bir sonuca ulaşamayacaklarını anlayınca kamplara bölünerek paylaşımın daha kolay olacağını düşünür ve bildiğiniz itilaf-ittifak devletleri tarafları olarak ayrışırlar. Siz bakmayın Almanya ile Osmanlı\'nın aynı kampta yer aldığına Almanya kaleyi içten ele geçirmek istemektedir. Bunun için Osmanlı\'yı ortak olarak kullanır. Amacı yine Osmanlı\'nın servetine konmaktır. Hem bu serveti savaş süresince de dilediğince kullanacaktır. Eğer savaşı kazanabilseydi sonuç belliydi; Almanya sürekli bize hamilik eden üvey ağabeyimiz olacak, onun işlerine koşturmaya devam edecektik. Almanya iyi ki yenildi demiyorum fakat bizimki aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misaliydi. Yani her halükarda bizi iyi bir gelecek beklemiyordu. Anlamamız gereken şuydu ki ayıdan post eski düşmandan da dost olmazdı. Olmadı da fakat biz hala olabilme ihtimalini sevmekteyiz. İşte Çanakkale Savaşı evini ocağını dağıtmaya, talan etmeye gelen hırsız ile ev sahibinin mücadelesidir. Çanakkale Zaferi\'nin o kadar da büyütülmemesi gerektiğini düşünenler bir de bu açıdan bakmalılar. Eğer düşman Çanakkale\'ye yığdığı devasa kuvvet ile İstanbul\'a ulaşabilseydi. Şili\'nin, Güney Afrika\'nın, Hindistan\'ın başına gelenin çok daha beteri bizim başımıza gelecekti. Bu aziz millet belki de Sibirya\'nın madenlerinde yok edilecekti. Rabbimize şükür, dedelerimize sonsuz teşekkür ki bizi böyle bir sondan önce Çanakkale\'yle sonra da İstiklal Mücadelemizle korumuştur. Şehit ve gazilerimize sonsuz minnet, Rabbimize sonsuz hamd ile... Dedelerimizin verdiği çetin imtihanı bir daha yaşamamak temennisiyle....

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Çanlar Kimin İçin Çalıyor [Roman Notları]

ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR Ölüm hiçbir şeydi ve onun kafasında ne bir hayali ne de korkusu vardı.Ama yaşamak rüzgarda,bir tepenin kenarında uçuşan bir buğday tarlasıydı.Yaşamak gökyüzünde bir şahindi.Yaşamak,buğdayın savrulduğu,samanın uçuştuğu bir harmanın tozu içindeki bir testi suydu.Yaşamak,bacaklarının arasındaki bir attı,bacağının altındaki karabinaydı,bir tepeydi,bir vadiydi,kenarında ağaçlarla bir ırmaktı,vadinin en uzak yeri ve tepelerin ötesiydi.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Cannn [Şiirler]

Seviyorum sevmenin acı verdiğini Her sevenin sevilmediği bile bile ... Ama yine de bir umut taşıyorum .Belki seven sevilir diye. Herzaman gül, hayata gülücük şaç, gülmeyi benimse, Çünkü senin bir gülüşün için, Koca dünyada yaşayan biri mutlaka biri vardır. Güneşin doğduğu yerde parlayan bir ışık görürsen.Bilki senin için yanan kalbimdir. Bazen sana gayesiz, raslantısal bakardım... Sense kaçırırdın gözlerini benden. Oysa , sana bakarken gözlerinde kalbini görürdüm. Gözlerin olmadan da kalbini göreceğimden habersizdin. Ve hatta sana bakmadan seni hissettiğimi bilmezdin Titrer durur ellerim yanında. Vücudum ürpermeyle dolar. Üşüyorum ben yanında. Çünkü varlığın içime serinlik veriyor İçim o kadar senle doldu ki... İnsanlar seni gözbebeklerimde görürler diye bakmaya korkar oldum Öyle güzeldin ki! Ama bir gün anladım yüzündeki güzelliğin ruhundan geldiğini. Öyle güzeldin ki! Anladım seni güzel gören benim gözlerimdi. Sevgimin güzelliğiydi seni güzelleştiren. Eğilip gözlerime baktı: seni seyredebilirmiyim dedi usulcacık. Sandım eylemlerin, insanların gözlerimde ve yüzümde oynaşmasını Seyredecek. \"Evet\" dedim belli belirsiz. Yumdu gözlerini. şaşırdım. Sonra anladım ki kalbinde seyrediyordu beni. Ufukta bir gemi görsem seni taşıyan, Mavi denize dalardım geriye bakmadan .Uçsuz bucaksız mavilikte arardım beni .Taa ki beni sende bulana kadar. Ay yıldıza mutluluk fısıldarken.Gökyüzü sevincini yeryüzü ile paylaşırken.Ben sana bir parça mutluluk yolluyorum.içindeki umut çiçekleri hiç solmasın diye Hani gözler varya sözleri anlatır, Hani sözler varya gözleri aglatır, Hani anlar varya değeri geç anlaşılır,Bir de aşk varya seni bana anlatır.. Başını göğsüme yasladığında tek bir düşmanım vardır: O da geçip giden zaman... Seni düşünür , seni özlerim , Sevgilerin özlemlerin derinliğinde .Ne olur kır şeytanın bacağını birkez beni hatırla , Bir sonbahar serinliğinde.. Kalbimi kırmak suya yazı yazmak kadar zordur. Kalbimi düzeltmek ise gece doğan güneşe dokunmaya benzer. Sen o suya yazı yazdın.Şimdi güneşin doğmasını bekle. Şimdi daha iyi anlıyorum ki, Nefes almak değilmiş, yaşamak. Ateşlerde yanmak gibi bir şey, Seni severken,sensiz olmak... Gökyüzü yıldızlarla doluydu, ben hep seni düşünürken. Hüzün yıldızları koydum adlarını, seni hatırlatıyor diye. Aynı onlar gibi sende benden çok uzaklardaydın. göz kırpardın uzaklardan sessizce. Bense hep seni bekledim, kırık kalbim, yaşlı gözlerimle. Aynaya bakınca kendimi değil kocaman bir yürek .Ve o yürekte ondan da büyük bir sen gördüm. Yağmur vuruyorsa pencerene,Anla ki o zaman ben ağlıyorum. Yağmur pencerene vururken ,Benim gözyaşlarım da kalbime vuruyor; Tıpkı yağmur gibi.. Bana kalsa gökyüzündeki tüm yıldızlar yerine bütün insanlara .Senin gözlerinde ışlıdayan bir çift yıldızı gönderirdim. Ya durgun olmalı deniz ; ya durmalı ya da kudurmalı, Sonuna kadar saplanamayacksa hançer kınıda durmalı , Seven ölene dek sevilmeyecekse baştan unutulmalı. Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel , Herkesin sevmeyi haketmeyeceği kadar özelsin. Sen dünyaya sürgün bir meleksin .Ve ben seni o kadar çok seveceğimki .Bir daha cennetine dönemeyeceksin Ne seni unutmak gibi bir çaba var yüreğimde,Nede aşkımı körükleyen bir rüzgar , Ne seni görmeden durabilecek kadar güçlüyüm, Ne de kaybetmeye dayanacak kalbim var. Sevgi bir yıldızdır yanıp sönen , Masmavi bir düştür gökyüzünde hiç ölmeyen , Sevenlerin mumudur sevgi , Eriyip de hiç bitmeyen. Eğer birgün sevmek istersen önce kendini sev,Daha sonrada istersen beni,Ama beni; beni sever gibi değil kendini sever gibi sevmelisin, Çünkü ben seni öyle sevdim. Bir gün gelip soracaksın beni mi daha çok seviyorsun yoksa Tanrı\'yı mı diye...Ben hiç düşünmeden Tanrıyı diyeceğim ve sen küsüp gideceksin. Ama nereden bileceksin içimdeki Tanrının sen olduğunu... Hayatta üç şeyi sevdim; seni, kalbimi, ümit etmeyi...Seni sevdim, sensin diye, kalbimi sevdim, seni sevdi diye, ümit etmeyi sevdim, Belki seversin diye... Birgün biri çıkıpta güneşe adını buzla yazarsa ,Bilki o seni benden daha çok seviyor... Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel , Herkesin sevmeyi haketmeyeceği kadar özelsin. Yaşamak gecenin tüm karanlığına rağmen, Buğulu bir cama güneşi çizebilmektir.YAŞAMAK DİRENMEKTİR ! Ağlamak istiyorsanız asla yapmayın.Çünkü, bir yerlerde sadece sizin bir gülüşünüz için,Yaşayan birileri mutlaka vardır. Eğer bir gün aşkın ölürse onu doğduğu yere göm kalbine !!

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Cemre [Tarih]

Yazınızı buraya yazabilirsiniz. CEMRE Düştü cemre havaya Düştü cemre suya Ve nihayet Düştü cemre toprağa Kim tutar beni bundan sonra Çıkarıp da papuçlarımı Koşmaz mıyım yalınayak o topraklarda Nadas

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Cennet [Güzel Sözler]

Cennete gidinceye kadar talihine güvenme.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Cennet Ülke Türkiyem [Şiirler]

Geldik Anadolu\'ya orta Asya\'dan. Kabul ettirdik kendimizi cihana. Dersimizi aldık atalarımızdan. Kurduk Cumhuriyetimizi vatanımıza. Üç yanı denizlerle çevrili cennet. Kuruldu buralarda on altı devlet. Millet yetiştirdi Fatih Sultan Mehmet. Atatürk gösterdi hedef medeniyet. Nice şehitler verdik bu ülke için. Malazgirt\'ten geldik Kosova\'ya kadar. Kurtuluş savaşında noktayı koyduk. Türkiye\'m yaşayacak sonsuza kadar Dünyadaki Türklere ana ülkeyiz. Orta Asya\'sı, Kafkasları, Kıbrıs\'ı Yurtta sulh cihanda sulh ana ilkemiz. Vatan için birleşir tüm yüreğimiz. Kuzeyden Sinop\'a güneyden Mersin\'e Batımız Avrupa doğumuz Asya\'ya Herkesin gözü bizde, nazarlık gibi. Cennet ülke Türkiye\'m inciler gibi. Niceleri yazar destanlarımızı. Korkmayan Mehmetçik, hiçbir şeyden yılmaz. Bayrağımın renkleri kırmızı beyaz. Cennet ülke Türkiye\'m yaz şairim yaz. Aralık 2009 Çorlu YILMAZ BARITLI

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ÇİLELİ ÖMRÜM [Deneme]

ÇİLELİ ÖMRÜM Çok fena bir yağmur başlamıştı dün gece.Sağanak hâlinde yağıyordu ve korku dokuyan bir fırtına yağmura eşlik ediyordu... Sarı bir ipekten örtüyle kaplı somyaya oturup dışarıyı izliyordum.Rüzgâr çıplak dalları kamçılıyor,bazı dallar diğerlerine gecenin kör karanlığında hayalet rolü oynarcasına hızlı bir sallanmayla çarpıyordu... Soğuktu içerisi...Günlerdir yanmayan soba,oturma odasının en orta yerinde tembel bir duruşla bana soğukça bakıp pis pis gülüyordu... Ailem...Aynı kanı paylaştığım,farklı yürekleri yaşadığım ailem...Beyin olarak birbirimize ne kadar da uzağız!..Gönüllerimizin iki ucu bir araya hiç gelmedi...Ayrılık türküleri yıktı,viran eyledi bizi,ümitlerimizi... Kalbimin penceresine gün ışığı yansımıyordu ve kendimi öz vatanımda gurbetçi olarak algılıyordum...Ne zamanki ailemin yaşadığı mekana adım atsam gurbetteymiş hissine kapılıyorum, kendimi bu vücudun bir organı olarak göremiyorum...Ruhen onlar âşık,ben Bağdat!..Ve Bağdat sanıldığı gibi aşığa o kadar yakın değil...Mesafe kilometre olunca yakın da,ya gönülmetre olunca?..Santimler işlemiyor!.. ............................... Üvey anne derdi başa bela,öz iken üveylik aratmayan baba ayrı bir dert...Her gün kavga,her an tartışma...Bir sürü dudak arasından dökülen hakaretler,fırlatılan terlikler ve dökülen pencere kapı camları...Ördükleri acıları kazak niyetine giydirmeye çalışıyorlar... Yıllardır “eden,bulur;eken,biçer” diyorum...Yalan!..Vallahi de yalan!..Ekilen bir kötülük tohumu ürün de veriyor!..Ediyor;ancak kimse bulmuyor!.. Hani etme bulma dünyasıydı?..İyisi mi ben sadece “eden dünyası!” diyeyim... ............................. Hâlden anlayan bulunmuyor...Gerçi çoğunun okuma yazması yok;olanlar da tersten okuyor... Düşüncelerimi sağdan sola,yukarıdan aşağıya okuyorlar ve bir şey anlamıyorlar...Biri çıksa da soldan sağa okusa her şey gün gibi anlaşılacak ya!..Akıl bağlantılarında artı-eksi kutuplarını ters yerleştirmişler.. ............................... Seni düşünmekten başka yapacak bir ödevim yoktu...Evdekiler,çıkardıkları gürültülerle seni düşünmemi engelliyordu...Engellemek ne demek!Düpedüz duygudan ve duygulanmadan uzak vahşi pençeleriyle sana yönelik hülyalarımı bölük pörçük ediyorlardı...Beynimde bin parçaya bölünmene razı olmayan avare gönlümün buyruğuna uydum,fakirliğimin yansıması ayakkabılarımı cılız ayaklarıma geçirdim ve kapıyı çarpıp çıktım, sokakların başıboşluğuna terkediverdim kendimi... El ayak çekilmişti caddelerden...Meydan bir bana kalmıştı,bir de beynimde dibek döven sana... Amansız zalimliğiyle rüzgâr, her ne kadar düşüncelerimin tersi yönünde esse de,umursamıyordum. Zihnimin yalçın kayalıklarından seni koparıp götüremezdi ya!.. Fırtına yüzüme yüzüme işliyor;yağmur,ceketimi delip kalbimi ıslatıyordu...Yağmasını,daha şiddetli yağmasını sonsuz bir arzuyla istedim yağmurun...Dileğimce yağarsa ve isteğimce coşarsa kalbimin her tarafını senle yeşertecekti,çiçekler açacaktı orda, “Sitâre” koyacaktım her birinin adını,her damarının soyadını...Bu yüzden gökten ha bire boşalsın istedim... Yürüdüğüm caddenin zemini pek bozuktu. “Önüm adaysa basıp,yok,denizse atlayarak” ve karanlığı yararak ilerliyordum,yürürken ayaklarım kâh denizlere,kâh da okyanuslara batıp batıp çıkıyordu...Pantolonumun paçalarından –görmüyordum;ama seziyordum- tazyikli çeşme misali sular akıyordu.Islanan ayaklarım üşüyordu. Ellerim cebimde olsa da parmak uçlarım sızlıyordu...Vücudum titriyordu...Kuvvetli nefesiyle üfüren yel yüzümü gözümü buz kesiyordu... Bir tek kalbim biraz ılımandı;orada sen yaşıyordun,nefesin ılıtıyordu...Vücut sıcaklığın yüreğimin tenine usulcacık dokunuyor,ısıtıyordu...Yıllarca siyahlara hapsolmuş kalbimi ışıldayan kahve gözlerin gün gibi aydınlatıyordu.... Oysa Sitâre,gerçeklerim kalbimin dünyasıyla pek uyuşmuyordu.Sana;çakmağın,kendi taşına olan hasretiyle vurgun olduğumu söylemedim... Söyleyemedim...Tersleyeceğinden korktum...Çekindim...Kalbimi saran esintini dünyamdan başka yüreklere yönlendirme ihtimali önüme dağ gibi gerildi...Aşamadım...Hayatımı ahtapot gibi saran mağduriyetim ve fakirliğim engel oldu...Ne bileyim?!!Pantolonun yamalısını bende görürsen “pis!” diyerek çekip gitmenden endişelendim... ............................. Yaşadığım hayatı andım,ağladım... Rüzgârla beraber ben de kavalyelik ettim yağmura..O yağdı, ben yağdım...O,sokağın toprak zeminine aktı;ben kendime,yüreğimdeki sana,sürdürdüğüm yaşama... Biliyor musun Sitâre?Fakirlik tak etti canıma...Ayakkabının lastiği hep perişan ediyor beni... Sürekli sekerek yürüyorum;sakat değilim ki!..Zalim,arkadan vuruyor!.. Bir deri montum olmasını çok istedim;yılların tecrübeli ceketini verdiler bana!.. Ceketimin tecrübeli oluşu yıpranmış olmasından ileri geliyordu.Hep aşınmış...Pantolon da aynısı,gömlek de...Bir yerinden yamalı pantolonum hiç olmadı;hep iki gözenekli oldu...Tek yama bulunan daima abiminkidir, iyice eskittikten sonra ikinci yaması vurulmuş olarak bana verilir...Ne hikmetse dizlerinin hep altı yırtılıyor!.. Gözümün önünde şatafatlı hayalini kurduğum;ancak sadece uzaktan görüp hasretini giderdiğim bisiklet ben de ulaşılmaz bir hedef,boğazıma tıkanıp kalan bir yumru...Çantam hiç olmadı benim. Arkadaşlarımın çantasına bakıp imrenmekle avundum...Ne ikinci bir kalemim oldu,ne de kaybettiğimde yerini tutabilecek ikinci bir silgim...Oysa... İlkyaz güneşlerimin hülyasının doğudan battığını anladım.Kavak yellerinin esme senaryosu sona eriyordu ve bütün kabadayılığıyla fırtınalar gönül bağımı bozguna uğratmaya başlamıştı... Ağladım,yağmurun yukarıdan boşalma hızına eş...Yalnızlığın kapanmayan kucağına dolu dizgin yürüdüm...Sokaklar da benim gibi yalnızlığın koyuluğuna itilmişti...Yarım saatte bir geçen şehir içi dolmuşların farları da olmasa karanlıkta yitip gidecektim... Keşke yel esse de sel götürseydi beni!..Gidip sır olsaydım...Bir muamma gibi çekip gidişime akıl erdirmeselerdi...Toplum tarafından sistemli bir şekilde yalnızlığa mahkum olacağıma,keşke yokluğun içinde yokluk yaşasaydım.Esas sorunum Sitâre,bunca varlığın içinde bu kadar yok oluşu yaşamak!.. Sevginin bol olduğunu sandığım bir yüzyılda sevgisizliğin girdabında sürüklenmek!...Doğrusu ağırıma gidiyor... Zorlanıyorum...Ağlamayayım,iç çekmeyeyim diyorum;olmuyor...Ağlatan(lar) var! Böylesi ilgisizliğe dayanamayınca hep intiharı düşünüyorum...Çevremde “adamım” diyebileceğim kimsem yok!...Ne bir sırdaşım,ne bir candaşım!...Ya,insan,zamanın bu keşmekeşi içerisinde bu kadar da kimsesiz bırakılır mı ya???... .................................. Yürüdüğüm caddenin sağında solunda toprak evler uzanıp gidiyordu...Tahta pencerelerden ölgün ışıklar caddeye yayılıyordu tek tük...Gecenin ilerlemiş saatine rağmen bacalardan duman çıkıyordu...Belliydi ki,soğuk sadece bana değil, annesinin kanatlarına sığınıp ısınan civciv gibi soba başına sokulanları da oldukça etkilemişti...Ben ise yürüyordum derbeder... “Kaldırımlar”ı hatırlıyordum...Necip Fazıl’ı anarken,şiddetini arttırmaya çalışan rüzgâr,sağlı sollu uzayıp giden evlerin bahçesindeki ıslak ağaçların dal uçlarını kamçılıyordu...Damlalar,göklerin karanlığını yırtıp oraya buraya serpilmeye devam ediyordu. Kıvrılmaktan öte köy tanımayan saçlarım ıpıslaktı...Yüzüme çarptıktan sonra boynumdan göğsüme doğru kayan rahmet tanecikleri kendi renginden her tavizi vermiş gömleğimi sırılsıklam yapmıştı...Yamalı pantolonum lime lime idi...Üşüyordum...Geçtiğim yolları geriye doğru arşınladım... Rahat bir şekilde seni düşünemediğim evimizin bahçe kapısını seni düşünmekten üşüttüğüm ve kanı çekilmiş ellerimle açtım...Işıklar sönmüştü...Evin damına yüksekten bakan çam ağacının dibinden geçerken çamın büyüklüğünü aşkımla karşılaştırdım;sen daha yüce çıktın... Benim geleceğimi bildikleri için dış kapıyı sürgülememişlerdi,açıp içeri girdim,sürgüyü çekip sola düşen odaya vardım,el yordamıyla yere serili yatağımı buldum;üzerimdekileri çıkarıp somyanın üzerine attım ve yatağıma yaramazlıktan sonra uslanmış bir çocuk görüntüsüyle uzandım... .............................. Gönlümün,bakışlarına esir olduğun günden beri başımı yastığa koyarken hep seni hayal ediyorum ve uyuyamıyorum...Gezerken uzaktan görüp sana benzettiğim birini uzun süre takip ediyorum, sen olmadığını öğrenince de düşlerimin yelkeni yırtılıyor...Ders çalışırken satırlar arasından gülümseyişinin kırmızı çizgilerini görüyorum... Hemen her gece rüyada buluşuyorum seninle...Ve ille de bir aksilik çıkıyor hepsinde...Ya bir Şahmeran seni yutuyor,ya da aramıza kara kediler giriyor... Bir ara el ele tutuşmuş,güzel ve etkileyici bir bayan hüviyetindeki sarışın güneşin yaktığı ve ikimizden başka kimsenin olmadığı yemyeşil tarlaların arasından koşuyorduk çılgıncasına...Çalılar...Ah çalılar...Arkasında nasıl bir tehlike olabileceğini mutluluğumuzdan hiç düşünemediğimiz çalılar!..Silahlar çıkıyordu ortaya,insafsız parmaklar tetiklere çöküyordu...Yere seriliyordum...Aynı sahne binlerce kez tekrar ediyordu...Ve sen baş ucuma çöküp dizlerini dövüyor,ağıtlar yakıyordun!...Olmayası çalılar!.. ................................ Macera daha yeni başlıyordu benim için... Hayalin,gözümün önünde uzun zaman bir tül perdesi gibi uçup duracaktı...Masallarınla uyumaya çalışacaktım...O yana bu yana dönecektim,dönerken fırtınayla yağmurun sersemlettiği vücudum ısınacaktı... Göz kapaklarım ağır ağır uykuya varırken,rüyada buluşma sözü veren sen,“Gel!” diyordun!..Ben de küheylana binmiş,uçarak geliyordum...

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ÇOCUKÇA YAŞAMAK [Şiirler]

Sizin yaşınızda olmak isterdim. El ele verip oyunlar oynamak… Unutmak dertlerini hayatın, Çocukça hayaller kurmak. Sizin yaşınızda olmak isterdim. Birlikte salıncaklara koşmak… Bütün çiçeklerini mevsimlerin, Sizinle birlikte toplamak. Sizin yaşınızda olmak isterdim. Tahta atlarla dörtnala koşmak… Bir ömür boyu büyümeden, Hep bahar müjdeleriyle yaşamak. ÜLKÜ DUYSAK Bir Çiçektir Çocuklar

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder çocuklara yönelik eğitici hikayeler [Deneme]

bu konuda aktuelpdr.com adresinden yararlanabilirsiniz.

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ÇOCUKLARIN DÜNYASI [Berceste]

Çok çile çekmişti ninem, Neler anlatmazdı bize, Neşeli akşamlarda. Buraları derdi hep buraları… Çilesiz sanmayın siz ha ! Neler gördü bu dağlar taşlar. Neler bilirdi alınyazısına ait. Çile derdi anlındaki kırışıklara, ben öperdim o anlı, Çile öper gibi. Çocuk kalbimle masalsı sanırdım bunu . O zaman bütün çocuklar benim gibi Masalı sever, Çile hikayelerini Nefesiz dinlerdi. İşte velhasıl böyle geçti bizim çocukluğumuz, Oynamaktan bıkmadığımız şen bahçelerimizle Ninelerimizin çileli kucaklarında… Masal sesleri, o efsunlu rüyalar getiren uykular, Deliksiz çocukluk uykuları… Sonra masallardan yola çıkar gezerdik Bilinmedik nice diyarlar . Kara trenler düşlerimizi alır taşırdı. Hiç indirmesin isterdik biz. Ve bir gün yolun sonu dedi hayat. Gitti ninem de, Tüm nineler gibi. Boynumuz bükük kalakaldık . Masallı akşamlarımızda aradık Gülen yüzünü ninemin. Çıkar gelir dedik bir gün yeni masallarla Yıllar geçti gelmedi ninem Ve çaresizliği tattık yıllarca Sonra bıraktık mecburi olarak masallı akşamları Çocukluk odamızın yastık altlarına. Ve şimdi bugün bile Duysam bir masal; sanırım Masallarla gelecek ninem. Biliyorum oda unutmamıştır bizi o kadar çok severken , Ne kadar üzülür insan terk ederken. Belki kim bilir biz de ne masallı akşamlar bırakarak, Ayrılacağız efsunlu dünyalarından çocukların. Masalı bu kadar severken onlar Ve yıllarca sürecek kim bilir Ağızlarında böylesi yarım kalmış tatları masalların. Hidayet şeremet

Yorumlar ?

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ÇOCUKLUĞUNUZU ÖZLEYİN [Deneme]

Altmışlı yıllarda çocukluk, yetmişli yıllarda gençlik yaşayanlar, bilirler… Steril bir çocukluk değildi bizimkisi… Düşünce toprak serperdik yaramıza. Üflerdik, geçerdi. Geçmese de annemize öptürürdük. Bahçe hortumundan su içerdik. Çok koşar, çok yaralanır, çok oynardık. Bilgisayarlarımız hatta televizyonumuz bile yoktu. Geceleri film anlatırdık birbirimize ya da masal… Elbiselerimizi annemiz dikerdi ya da diktirirdi. Basma ya da poplin yazın, pazen kışın makbuldü. Oyuncaklarımızı kendimiz yapardık çoğu zaman. Hem zaten kimsenin oyuncağa verecek fazla parası yoktu… Ama nedense günlük gazete mutlaka alınırdı eve. Sağ görüşlüler Tercüman; sol görüşlüler de Cumhuriyet okurdu. Biz çocuklar da ne bulursak okurduk. Şehir kütüphanelerine giderdik kitap okumak için, ödünç kitap alırdık. Sınıflarımız yağmur yağınca ıslatırdı. Küçücük sobaların kocaman sınıfı nasıl ısıttığına hala şaşarım; çünkü hiç üşümezdik. Bizi ısıtan yüreğimiz miydi?Her mahallenin bir delisi vardı hemen hemen… Ve biz onlara çok iyi bakardık. Akıl hastanesinde kimse yatmazdı. Mahalleliye emanetti delilerimiz, çocuklarımız, yaşlılarımız, hastalarımız… Komşuda pişen mutlak bize de düşerdi. Yazın denize gitmek zorunda hissetmezdik kendimizi. Çoğumuz yüzme bilmez bu yüzden. Tatil bizim için sıcaktı, mahalle dondurmacısıydı, yazlık sinemalardı… Her filmde ağlamak sanki mecburiydi. Sinemaya gitmeden babam tembihlerdi evde “ Sakın gazoz alacağız diye tutturmayın!”… Tutturmak mı? Biz mi? Zaten almak istediklerimizin onda birini bile söylemezdik ki babamıza… Sınıfı geçmek, sınıfta kalmaktan daha zordu. Bu nedenle lisede okumak ayrıcalıktı. Ama liseyi bitirebilenler (İki kez sınıfta kalsak okuldan atılırdık. Hem de bir veya iki dersle…)gerçekten iyi yetişirlerdi. En azından üniversite sınavına, dershaneye gitmeden ve doğru dürüst kaynak bulamadan hazırlanırdık ve çoğumuz kazanırdı… Öğretmenlerimiz, bizi hiç dinlemezdi. Varlığımızın bile farkında değillerdi sanki. Ergenlik çağıymış, öğrencinin öz güvenini geliştirmekmiş, böyle ayrıntılarla uğraşmazlardı… Üstüne üstlük iki darbe yaşadık biz. Fazla düşünmek ve fazla konuşmak yasaktı… Büyüklerimiz ne derse haklıydılar( Haklı olmadıklarına inansak bile…) Bütün bunlara rağmen galiba mutlu çocuklardık. Ya da şimdi mutsuzuz, bize öyle geliyor. Nereden mi esti geçmişi anlatmak? Bilmem, bugünlerde biraz hassasım galiba. Hangi dönemde yaşarsanız yaşayın, çocukluğunuzu kaybetmeyin. İçinizdeki çocuk öldüğünde siz de ölüyorsunuz çünkü…( İlkokul öğretmenim Münevver Akar … Yaşamıyordur büyük ihtimalle… Onu seviyorum… Anne seni de seviyorum… Babacığım seni de…) Biray

4 Yorumlar

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder ÇOCUKLUĞUNUZU ÖZLEYİN 2 ( BAYRAMLAR) [Deneme]

Eteklerimi savura savura koştum dedemlerin evine. Ailemin önünden yürüyordum. Bir an önce varmaktı telaşımın nedeni. O vapura benzettiğim cumbalı eve. .. Huzura, bayrama, sevgiye… Çok düşmüşümdür oraya giderken. Telaşlıydım heep telaşlı. Kapıyı açan anneannemin “Yavaş çık kızım merdivenleri.” deyişi ve kimsede görmediğim sakinlikteki telaşı… Sofra hazır edilmiş. Yetmişlik gazi dedem sofranın başında ayağını uzatmış(Şarapnel parçası diz kapağını parçaladığından bükemezdi.) bizi bekliyor. “Dede biz geldik!” çığlığıma gülümseyerek karşılık veriyor. “Hoş geldiniz! Hoş geldiniz!” Gülerken dişlerini hiç göremedim dedemin. Ağlarken gözyaşlarını göremediğim gibi… Neler hazırlanmamış ki… Bir gün önceden hazırlanılmış belli ki… Bayram sofrası, Allah ne verdiyse; ama emek emek emekle… İnsan niye dedesinin ninesinin evine hep aç gider? Ya da oraya gidince aç olduğunu hisseder? Bugün bile çözememişimdir. Galiba iştahı açan sevgi yüzünden… Paralarımız, mendillerimiz tekmili hazırdır. Biliyorum ki birazdan verilecek. Annem babam onlarla neler konuşurdu hiç hatırlamam; ama ben öyle çok şey konuşurdum ki… Sakin sakin dinlerlerdi. Dedem masal anlatmazdı bana, on yıl süren askerlik anılarını anlatırdı. Ama masal kadar sahiciydi ve ilginçti anlattıkları. O anlatılardan sonra mutlaka savaşçılık oynardık ağabeyimle. Ve tüm düşmanları yenerdik. Kurban kesmenin adabı vardı o zamanlar. Ehil kişiler vardı her mahallede. Tüm mahallenin kurbanını keserlerdi. Biz üç beş gün evimizin bahçesinde (Hiç bahçesiz ev olur muymuş…) beslediğimiz Ali’mizi ( Hepsinin adı Ali’ydi ve hep kara gözlü olurlardı) hiç üzülmeden teslim ederdik dedemizin eline. Abdestini alır, okşayarak dualar okurdu. Ve hiç direnmeden yatardı koyunlar onun önüne. Ve bütün mahalle Kamil Çavuş’un, kurbanlarını kesmesi için sırada beklerdi. Kimse kurbanını hayır kurumlarına bağışlayıp zahmetten kaçmazdı. Çok önceden et payı gönderilecek yoksullar saptanırdı. Ayaklarına gidilir, mahcup bir gülümsemeyle bayramları kutlanırdı… Elindeki bıçağı doğru dürüst tutamayan, ağzında sigarası sağa sola kan fışkırtan ve kesimin sonunda alacağı paranın pazarlığını önceden yapan cellâtlar yoktu eskiden. Kimse hiç kimse böylelerine kurbanını emanet etmezdi. Bayram boyunca pamuk helva, macun alacak paramız olurdu. Bayramlıklarımızı dikmek için sabahlayan annelerimiz tüm bayram boyunca tek ayaküstünde sekerlerdi. Misafir ağırlamak işi onlarındı. Biz de misafirler hiç bitmesin isterdik. Genellikle bayramlıklarımız daha birinci günden kirlenirdi. Mantar tabancası yüzünden erkek çocuklarının takım elbiseleri bir yerlerinden delinirdi. Annelerimizin tatlı kızgınlıkları bizi etkilemezdi. Bayramdı nihayetinde. Bayram! Bilmiyorum böyle kaç bayramlar geçti. Gazi dedem ve anneannem bizi niye bu kadar gösterişsiz severlerdi… Neden insanlar kahkaha atmaz, gülümserdi. Neden bayramlar ilk günden sona ermezdi. Neden saygıyı sevgiyi çok iyi hissederdik de bize olağan gelirdi… Ve bunca kahkaha, eğlence, herkese ortak gönderilen mesajların uçuştuğu sevgisiz sevgiler arasında yitip giden böylesine gerçek masalları yaşamamış olsaydık; biz bayramlarda hüzünlenir miydik? Ne mutlu bu hüznü yaşayanlara… Bayramlar çok sürmeyecek. En azından gerçekleri kadar… Kaybettiğimiz tüm değerler gibi onları da naftalinleyip kaldırdık sandıklara. Bizden sonra da sandıkları hiç kimse açmayacak. Yeni bir yıla eskimişlerle girmenizi istemezdim. Yeni olan keşke yeni olsaydı. Eskilerin kırpılıp kırpılıp atıldığı ve elde kalanın yeni diye sunulduğu değerlere ben hala alışamadım. Gençleri çok seviyorum. Maalesef yine bizim sunduğumuz bu uydurma yenilikleri kolay kolay kabullenmiyorlar. Belki de onlar yeniden kuracaklar dünyayı. Görüşemesek de gelecek bayramlardadır ümidim. Karamsar değilim. Herkese mutlu bayramlar.

Yorumlar ?

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç