Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > K > KÖY Dağarcık
Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi
Kategori Arşivi
Berceste [16] | Deneme [51] | Deyimlerin Öyküsü [6] | Din [0] | Edebiyat Notları [0] | Etimoloji Notları [9] | Etkili Öğretim [4] | Fıkra (Mizahi) [8] | Güzel Sözler [7] | Kitap Notları [2] | Makale [5] | Öykü [16] | Roman Notları [6] | Şairlerimiz [13] | Şiir Bilgisi [0] | Şiirler [92] | Soruluk Metinler [19] | Tarih [6] | Yazarlarımız [1] | Tüm kategoriler [261]
Kategori: Öykü

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder KÖY

Tanım:
KÖY
Kulaklarımda kavak Ağaçlarından gelen yumuşak bir hışırtı,gözlerim kapalı,eğer açarsam kavak yapraklarının arasından bana bakan gökyüzünü göreceğimi biliyorum.Ama o vakit sese odaklanamam. Kalınca bir urganı karşılıklı duran iki kavağın beline dolayarak yaptığım ve battaniye ile birleştirdiğim salıncakta yatıyorum öylece, tüm kaygılardan uzak.Dert yok tasa yok,çok mutluyum,çocuğum zira,henüz on yaşlarında...Tekrar kapatıyorum gözlerimi, Tanrım! Bu ne müthiş bir ses.Hafiften esen rüzgarla mest olmuş,salınan,rüzgarla oynaşan kavaklar,tam bir musiki.
-Sus cefri! yeter,havlayıp durma artık rüzgarı dinliyorum.
Köpek umursamaz,yerde bir o yana bir bu yana dönüp cilve yapıyor sanki bana.Sonra babaannem geliyor,namı diğer Nazife Hatun.Elbisesinin üstüne giydiği eteği çok amaçlı kullanmış yine.İçinde bahçelerden bulduğu çürük çarık elmalar,ıhlamur yaprakları,falan filan…
-Babaanne karnım aç,sakladığın yumurtalardan versene bana.
-Yok yavrum yok,bak kümese orda vardır.
Bilirim ki Nazife Hatun torunlarına kıyamaz,yok dese de biraz sonra bulur getirir bir şeyler.O da beni bilir,nazlıdır cılız torunu,öyle her şeyi yemez ;ama çok sever yumurtayı.
Nazife Hatun tam bir köy kadını, cesaret ve dayanıklılık onda birleşmiş.Dağların kadını o,alıp başını gitmeyi,dağda kırda dolaşmayı çok sever.Ha, o dağlar sizin bildiklerinize benzemez,adı gibi bilir oraları,avucunun içi gibi.Oraları sanki bir yaren misali benimsemiştir.Kafası evde kalmaz,evde gelinler yapar zati işleri.Onun vazifesi etrafı kolaçan etmek ve torunların gönlünü etmekten ibarettir.
Puslu gözleri uzaklara dalar bazen,yüzündeki kırışıklıklar belirir o zaman.Burnu bir kadına göre büyük sayılır,yazmasının altında ince ince örülmüş yerine göre iple ya da çatal iğneyle tutturulmuş ak pak saçları vardır.Bir bakarsınız işaret parmağını ağzına takmış, bir bakarsınız eller arkada birleşmiş dolaşır, dersin karakol çavuşu.Ne düşünür kim bilir?Belki kocası ,Belki evladı.Beş yıldır felçliydi kocası, biz ona beybaba derdik.Eskiden nasıldı bilmem ama hastalık iyice aksileştirmişti onu.Annem onun iyi bir adam olduğunu söylerdi,merhametlidir derdi.
Yedideğirmen derlerdi bizim köye,Rumlardan kalmış.Eskiden yedi tane değirmen taşı varmış,arkadaki derin havuzdan gelen suyla dönermiş taşlar.Sonradan sadece bir tanesi çalışır olmuş.Civar köylerden eşek yüküyle mısır,buğday getirirdi köylüler.Biz de onların eşeklerine binmek için binbir şaklabanlık yapardık.Bu işe razı olmayanlar hep aynı lafı ederlerdi:
-Benim hayvan çok aksidir ha, atarsa sırtından karışmam.
Dut ağacının altına atılmış eski bir değirmen taşı ve o ağaca kurulmuş başka bir salıncak.Taştan doğru bir bırakırsın kendini o hızla başka bir boyuta geçersin sanki,terki dünya eylersin,gökyüzüne bakarsın bir yandan uçar gibi.ne müthiş bir duygu! Genç kızlığımda bu anı hep özledim,nasıl yerleşmişse bilinçaltıma.Sonra hep rüyamda gördüm o salıncağı özellikle sıkıntılı zamanlarımda. Sallantıda olan işlerime dalaletti Belki de…


-Bırak sallanmayı, hadi tarlaya gidiyoruz orak biçmeye ,diye bağırıyor yengem.
-Orda da salıncak kurar mıyız yenge? Hem patoz gelecek mi bugün,gelse de samanların içinde yuvarlansak.
-Patoz gelmez bugün.Sen hayvanları ahıra dün bağladın da neye bugün bağlamadın ya?
-Vallahi daha da bağlamam onları,inek saman derdine ayağıma bastı,ölüyom sandım.tövbeee
İndim salıncaktan,bugün tarlaya gitmeyecektim,kuzenlerle “göle yatacaktık” Köyün alt tarafından akan berrak su yazın bunaltıcı sıcağından kurtulmak isteyenleri kendine çağırıyordu.Lakin çayın kenarında kum namına bir şey yoktu.Koca koca dizilmiş sıcak taşların üstüne yatıyorduk.Üzerimizde ise yengemin diktiği uyduruk mayolar,doksanlı yılların modası,modacılar görse dudakları uçuklarlardı.
Az öteden “Sülük A…’nin kızı ” geçti,bize selam verdi. Bu tip lakaplar çok meşhurdu buralarda,herkesin vardı. Şahsen ben sülük diye bir lakabım olsun istemezdim,bunu düşününce irkildim.
Taşların üzerinde yatarken üzerime vuran güneşle mayışmıştım,Belki de hoşaf gibi kızarmıştım,aklımsa dünkü evcilik oyununda kalmıştı.Damın üstünde piriketlerle ev kurmuş,ceviz yapraklarından içi çamurlu dolmalar sarmış misafirlere ikram etmiştik.Sonunda yine kavga çıkmıştı saçma sapan bir nedenden.Oyun bitti de aşağı inemiyordum .Aşağıda geçen gün beni kovalayan külük mağrur bir şekilde geziyordu. Alçak külük , altı üstü yavrularını sevmiştim ,eve kendimi nasıl attığımı bilemedim.Annelik içgüdüsü işte!

Telefon çaldı,Nazife Hatun’un bir Nisan Şakası. ..Köyden gelen acı haber yüreğime oturdu kaldı,doksan yaşında Hakkın rahmetine kavuşmuştu.Zaman ne çabuk geçiyordu,koca çınar daha on yıl evvel evlat acısı yaşamıştı,ondan önce hayat arkadaşını kaybetmişti.Köyün virajlı yollarında giderken duygularım da bir o yana bir yana sapıyordu,anlattıkları geliyordu aklıma ne çok anısı vardı yeter ki konuşmaya zaman bulsun,ağır ağır anlatırdı Nazife Hatun.
O yaşlı çınar ki çok değil bundan birkaç yıl evvelki karşılaşmamızda,soğuk bir kış günü sobanın üstünde kurban eti pişiriyordu.Evi kesif bir koku kaplamıştı da kimse yapma diyememişti.Bu sessizliğimiz onun sükunetinin bize sirayetiydi aslında.Dünyadan ve odadaki herkesten soyutlanmış,ilgisiz tepkisiz işine odaklanmıştı sanki çok ulvi bir vazife yapıyor gibiydi.Sobanın yanına oturduğunda iyice küçüldüğünü fart ettim,kedi yavrusunu anımsatıyordu.Çocukken bizi oynatan neşeli kadın yoktu artık,yitik bir hayal olmuştu.
-Allah beni oğul uşağa muhtaç etmeden alsın, demişmiş.
Dediği gibi de oldu,düşüp kırdığı kalça kemiğini ameliyata giderken biliyor olmalıydı dönemeyeceğini. Yatalak kalmaktansa ölmeği yeğlemişti sanki. Zira “ecel gelmiş cihana,baş ağrısı bahane” sözü uyarınca onun da bir bahanesi olmuştu.


Allak bullak olmuştu kafam;kulaklarımsa evden gelen Kuran sesinde,gözlerim kapalı.Neden sonra ayaklarım beni eve değil kavak Ağaçlarının olduğu tarafa götürdü.Aslında vakit sonbahar olmalıydı.Sonbaharda yerler sarı-kahve kavak yapraklarıyla dolardı köyde,zemin görünmezdi.Yürürken hışırdasaydılar ben de tepeleseydim onları.Evet,sonbahar olmalıydı,ömrün tükenişini hatırlatmalıydı vakit.Bu bunaltıcı sıcak da nereden çıkmıştı?
“Visal ateş,firak ateş,… “ Bu ayrılıksa bana zemheri soğuğunu hatırlattı;içim üşüdü,bedenim üşüdü,titredim…
( Aysun K.-01.01.09)

Referans: Aysun

Ekleyen: AysunK, Tarih: 21-Jun-2011 19:46. | Şimdiye kadar 1383 kez okundu.
Yorumların sorumluluğu gönderen üyelerimize aittir. Yorumların içeriğinden, yorumu gönderen üyelerimiz sorumludur.
Gönderen Mesaj

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç