Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > K > Kuğunun son şarkısı Dağarcık
Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi
Kategori Arşivi
Berceste [16] | Deneme [51] | Deyimlerin Öyküsü [6] | Din [0] | Edebiyat Notları [0] | Etimoloji Notları [9] | Etkili Öğretim [4] | Fıkra (Mizahi) [8] | Güzel Sözler [7] | Kitap Notları [2] | Makale [5] | Öykü [16] | Roman Notları [6] | Şairlerimiz [13] | Şiir Bilgisi [0] | Şiirler [92] | Soruluk Metinler [19] | Tarih [6] | Yazarlarımız [1] | Tüm kategoriler [261]
Kategori: Deneme

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder Kuğunun son şarkısı

Tanım:
Kaknüs kuşunun hikayesiyle başlıyor kitap.Efsaneye göre bu kuştan sadece bir tane varmış ve bin yıl yaşarmış,gagasının her bir deliğinden ayrı bir nağme çıkarmış ötünce.Öleceğini anlayınca da etrafında ne kadar çalı çırpı varsa toplar,çırpınarak onları tutuşturur yanar gidermiş,tabi binbir güzel nağme eşliğinde.Küllerinden de yeni bir kaknüs kuşu doğarmış.
Kökeni Yunan mitolojisine dayanan bu efsane zamanla islam edebiyatına da girmiş.Türk edebiyatında ise “Kuğunun son mahnısı” diye bir tabir varmış,kuğu hatırı sayılır bir kuşmuş ve ölmeden önce hoş sesler çıkardığından bu son bir şarkıya benzetilmiş.Beşir Ayvazoğlu kaknüsü ve kuğuyu Şeyh Galib’e ve Dede Efendi’ye benzeterek soruyor: ”Onlar da medeniyetimizin son güzel şarkısı değil mi?”
18.yy’da Osmanlı devletinin yetiştirdiği son büyük şairdir Şeyh Galib.O öyle değerli bir zattır ki 24 yaşında divan oluşturmuş,26 yaşında Nabi’nin Hayaraba’tından daha güzel yazacağını iddia ettiği “Hüsn-ü Aşk” mesnevisini yazmıştır.Bu eser için Mevlana’nın Mesnevi’sini taklit etmiş diyenlere: “Çaldımsa miri malı çaldım” demekten çekinmemiştir.Mevlana’dan esinlenmiş olsa da Galib, özgünlüğü yakalamıştır eserinde.Sebk-i Hindi akımını etkisiyle kaleme aldığı eserinde; anlam derinliği,zengin hayal unsurları ve farklı mazmunlar mevcuttur.Hüsn ve Aşk’ın, Beni muhabbet kabilesinde dünayaya gelmesi,,Edeb okuluna gitmesi,Mollayı Cünun’ dan ders alması,Hayret adlı kişinin aşklarına mani olması ve Sühan’ın onlara YOL göstermesi,Aşkın Hüsn’e kavuşmak için kalp ülkesinden kimyayı getirmeye çalışması…Bunlar, ilk bakışta sıradan bir Aşk unsuru gibi görünse de esasen alegorik yazılan bu eserde, seçilmiş hiçbir şey tesadüf değildir,hepsi birer semboldür.Bu Aşk yolu, Sufi’nin “seyrü süluk” yolunu gösterir ve bu öyle bir yoldur ki yüce aşka ulaşmak hiç de kolay değildir.Bu yolda insan ruhunun mücadelesi ve ıstırabları işlenmiştir.İşte bu YOL “mumdan kayıklarla ateş denizini geçmek “ gibi muhteşem bir teşbihle anlatılmış eserde.Bu denizi geçebilen mürşid anlar ki “birlikte ikilik yoktur” Bu da” vahdeti vücud” anlayışına tekabül eder.

“Öyle bir şulesi Var ki şem i canın ,fanusuna sığmaz asumanın”
Galib,insan vücudunu devamlı yanan bir muma benzetmiştir.Şemin içindeki iplik ,”rişte i can” yani can ipliği, ruhtur.Yüce aşkla yanan insanın da öyle bir şulesi vardır ki bu şule gökyüzünün fanusuna sığmaz. Bu yanıştan vazgeçenler de vardır elbet, zira “kimi terki namu şane kimi itibare düşer.”

“O zaman ki bezmi canda bölüşüldü kale i kam ,bize de hisse i muhabbet dili pare pare düştü.”
Galibin, “Yine zevraki derunum kırılıp kenare düştü…” diye başlayan bu gazeli, Dede Efendi tarafından bestelenmiştir.İnsanlar bu dünyaya gelmeden evvel ruhlar aleminde dağıtılmış neşe ve hüzün,biz ve bizim gibilere de parça parça olmuş bir Gönül düştü dese de Galib; aslında bu durumdan şikayetçi değildir.Bilir ki mü’mine bu dünyada rahat yoktur.Var olan rahatlık ve neşe ise geçicidir ve yanılsamadır.Her şeyin sahicisinin başka bir alemde olduğunu bilen biri nasıl olur da bu dünya da huzur bulabilir ? Ney nasıl yurdunu özleyerek detli Dertli çalıyorsa, insan da gerçek mekanı olan Rabbinin yanını özlemektedir her daim.Bu yüzden ölüm bir başlangıç yani ki “şeb-i arustur” onlar için.
3.Selim gibi derin ,hisli bir devlet adamının ki aynı zamanda şairdir,Galiple olan yakın dostluğu kimseyi şaşırtmamalıdır.Selim’in, Galib’in dizine yaslanıp huşu içinde onu dinleğini söylenir .Bu anı tasavvur etmek gerek tabi, Galib’in şarkısı eşliğinde:
”Ben bu sözden dönmezem devreyledikçe felek,şahid olsun Aşkıma arzı sema sevmişem seni.”
Galib’in her beyti esrarlıdır,muhteşemdir.Kendini eleştirenlere yine en iyi cevabı bir beyitle dile getirmiştir:
”Zannetme ki öyle böyle bir söz,GEL Sen dahi söyle böyle bir söz”
İnsanın eşrefi mahlukat yani yaratılmışların en şereflisi olduğunu yine onun sözlerinde görürüz,Ey insan !Kendine iyi bak,Sen alemin gözbebeğisin…
“Hoşça bak zatına kim zübde i alemsin Sen,merdum u dide i ekvan olan ademsin Sen.”
Tarihe damgasını vuran bu Gönül ve fikir erlerinin erken yaşta terki dünya eylemeleri tabi bir tesadüf olamaz….Lakin, insan yine de kendini üzülmekten alamaz tıpkı Galibin babası gibi.Büyük şair 42 yaşında vefat ettiğinde babası “bu siyah sakallar bu beyaz kefene yakışmadı oğul ,senin yerine ben olmalıydım” demiştir.Şaire göre bu düğün gecesi olsa da geride kalanlar için kabulleniş zordur.
Galib Dede desek de ona, kitabın ilk sayfasındaki minyatüründe resmedildiği üzere o,siyah sakallı,çekik gözlü,sivri burunlu ,sarıklı,cübbeli ve kolunun altına sıkıştırdığı kalın kitabıyla zihnimize nakşedilmiştir.
Referans: AysunK

Ekleyen: AysunK, Tarih: 30-Oct-2010 18:05. | Şimdiye kadar 936 kez okundu.
Yorumların sorumluluğu gönderen üyelerimize aittir. Yorumların içeriğinden, yorumu gönderen üyelerimiz sorumludur.
Gönderen Mesaj

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç