Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > A > AŞK ya da HÜSRAN Dağarcık
Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi
Kategori Arşivi
Berceste [16] | Deneme [51] | Deyimlerin Öyküsü [6] | Din [0] | Edebiyat Notları [0] | Etimoloji Notları [9] | Etkili Öğretim [4] | Fıkra (Mizahi) [8] | Güzel Sözler [7] | Kitap Notları [2] | Makale [5] | Öykü [16] | Roman Notları [6] | Şairlerimiz [13] | Şiir Bilgisi [0] | Şiirler [92] | Soruluk Metinler [19] | Tarih [6] | Yazarlarımız [1] | Tüm kategoriler [261]
Kategori: Berceste

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder AŞK ya da HÜSRAN

Tanım:
Yılın en çok satan kitabı Aşk'ta yazar Elif Şafak Mevlana Celaleddin Rumi ile Tebrizli Şems'in dostluğu üzerinden İslam tasavvufunu-sufizmi ele alıyor.
Roman aslında içi içe iki paralel öyküden oluşmakta. Asıl öykü Bostonlu mutsuz ev hanımı Ella Rubinstein ile gezgin sufi fotoğrafçı Aziz Z. Zahara'nın öyküsü. Zahara'nın Mevlana ile Şems'i anlattığı romanı "Aşk Şeriatı" aracılığıyla kesişen hayatları romanın ilk katmanını oluşturuyor. Ella, Aşk Şeriatı'nı okudukça da Mevlana ile Şems'in yaşamöyküsüne tanıklık ediyoruz. Hemen belirtmeliyim ki bu iki öykünün paralel şekilde kurgulanışı kusursuz. Aziz ve Şems ile Ella ve Rumi'nin hayatları, ruh dünyaları arasında oluşturulan paralellik romanın bence en başarılı yanı.
Roman bir kurgudur, elbette gerçekle birebir örtüşmez. Fakat bir romanın kahramanları tarihe mal olmuş, gerçek şahsiyetlerse ve siz bir düşünce sisteminin tanıtımını yapmaktaysanız kendisine sadık kalınması gereken noktalar vardır.
Elif Şafak, "Bu romanı bilgiden çok kalp gözüyle yazdım." dese de kitap apaçık bir tezin mahsulü. O tez de Elif Şafak'ın İslam dini-tasavvufu hakkındaki düşüncelerini içermekte. İşte bu noktada romanda bazı sıkıntılar mevcut. Bunlardan birkaçı şöyle:
İslam inancında ruh ölmez, alınır ve hesap zamanına kadar iyi ya da kötü olmasına göre iyi ya da kötü bir halde bekler. Fakat batı literatüründe olduğu gibi asla hayalet olup ortalıkta dolanmaz. Ölen yüce şahsiyetlerinin manevi etkilerinin devam etmesi ile batı kültüründeki hayalet metaforunun hiçbir alakası yoktur. Oysa romanda Mevlana'nın evlatlığı Kimya hayaletlerle konuşmakta. Hatta Mevlana'nın ilk eşi Gevher Hatun karşımıza tıpkı Amerikan filmlerindeki hayalet kahramanlardan biri şeklinde çıkıyor. Üstelik Mevlana'ya da bu hayalet işi onaylattırılıyor(syf. 220).
Romanda en önemli ve en sıkıntılı karakter Şems-i Tebrizi. Zira bütün düşünceler onun üzerinden aktarılmakta. Şems gerçekte de çok önemli bir şahsiyettir. Onunla Mevlana'nın dostluğu İslam tasavvufunda önemli bir ekol olan Mevleviliği doğurmuştur. Fakat kitaptaki Şems 1200'lü yıllarda yaşayan bir dervişten ziyade. 2000'li yılların Ferrari'sini satan sufisine benzemekte! Zira bir bakıyorsunuz keramet gösteren, geleceği gören hatta Allah'la anlaşma yapan(!) kendinden emin bir veli, bir bakıyorsunuz bir kadeh de olsa şarap içebilen, cinselliğin sınırlarında dolaşan bir veli!
Mevleviliğin en dikkat çekici ve tanıtıcı yanı şüphesiz "sema"dır. Romanda semanın ortaya çıkışı anlatılırken Şems:
"Yeni bir ayin yapacağız. Müzik ve dans ve dua olacak. Hep beraber aşkla rabbi zikredeceğiz. Hazırlıklara başlıyoruz, her gün çalışacağız." diyor. Sonra başlıyor anlatmaya: "Elimizi yukarı tutacağız Haktan alıp halka vereceğiz. Ayağımız şunun için şöyle olacak..." En sonunda da rolleri dağıtıyor. Böylece sema tamamen bilinç mahsulü üzerinde düşünülmüş, bir dans gösterisine dönüşüyor. Hele semanın halk karşısında bir ilk icra edilişi Var ki, ilahi aşkla yanan dervişler değil, Anadolu Ateşi Dans Topluluğu Konya'da gösteri yapıyor, rejisör de Şems denilse yeridir. Bir "Biletix" gişeleri eksik(!) Romanın sonunda Mevlana: "Şems'in başlattığı dansa son şeklini verdim." diyor. Maalesef Elif Şafak semaya Amerikalı bir turistin gözünden öte bakmıyor.
Şems bir sema ayinini anlatırken: "Musiki sonlanınca evrenin başat unsurlarına selam durduk: Ateş, hava, toprak su ve Boşluk." diyor. Bir tahta eksik! Anlayamadığım şey şu; Bu sema kime yapılıyor? Allah Aşkı ile Allah'a ise niye sonunda ateşe, toprağa selam? Hint mistizmi mi anlatılmakta yoksa İslam tasavvufu mu? İlginç olsun diye semanın ruhu bulandırılmış sanki.
Mevlana ve döneminde yaşayan herkes günümüz diliyle, kavramlarıyla ve düşünce yapısıyla konuşuyor. Bu bir yöntem olabilir fakat dilenciden şarapçıya kadar herkes de felsefe bilmez ki! Sonra dilde gelgitler mevcut. Şems işaret sıfatı o'yu yer yer eski Türkçedeki "ol" şekliyle kullanıyor ama hemen ardından 'evrensel içsel Yolculuk'tan bahsediyor. Örneğin 16 yaşındaki Kimya "salt" kavramını kullanıyor. "Keşfedilmemiş bir kıta bedenim." diyor. Herkes devrik cümle kurup şiir gibi konuşmaya çalışıyor. 13. yüzyılda yaşaması gereken kahramanlar dil ve düşünce yapısı itibariyle 21. yüzyılda yaşıyor.
Sayfa 355'de Mevlana'ya: "Geriye bir tek İlahi Aşk kalsın. Büyük harfle AŞK." şeklinde bir laf ettiriliyor. Şiirlerini dahi farsça yazan dolayısıyla Arap alfabesini kullanan biri, hem de 13. yüzyılda yaşayan biri nasıl böyle bir laf ediyor anlayamadım. Çünkü bildiğimiz kadarıyla Arap alfabesinde büyük harf diye bir şey yok!
Romandaki tipler yapay ve sembolik. Mesela mutaassıp ismi verilen tip tamamen nefret uyandırmak üzere kaleme alınmış ve bir düşünce yapısını temsil etmekte. Hünsa, Baybars, Çakal Kafa v.s. de öyle. Oysa Çöl Gülü, Sarhoş Süleyman, tipleri ise şefkatli bir annenin evladını anlatışına benzer anlatılıyor. Demem o ki, yazar kendi oluşturduğu karakterlere önyargıyla yaklaşıyor. Romandaki en silik karakter Mevlana. Mevlana adeta bir figüran. Kendi yaptığı hiçbir şey yok hatta Şems'i onaylamaktan öte düşüncesi dahi yok! Şems söylüyor o yapıyor. Kitapta dostluk deyip duruyor ama dostluk karşılıklı olur. Oysa Şems Mevlana'ya sürekli buyuruyor, onu sınıyor biraz avami olacak ama hatta Mevlana'yı pek sallamıyor. Bu ilişki pek dostluğa benzemiyor. Zaten Şems rüya aracılığıyla verilen görevi ifa etmek için Konya'ya gidiyor.
Kitapta İslam tasavvufu tanıtılmak istenmiş. Fakat her karakterin yaptığı işleri uzun uzun açıklaması bu tanıtma işini epey yapaylaştırıyor. Öyle ki Mevlana hangi rumuzları ne için kullandığını dahi kendisi açıklıyor. Elif Şafak her konuda düşüncesini söylemek istiyor. Öyle ki bir fırsatını bulup Şems'i 'halkın bekaret tabusu' hakkında dahi konuşturuyor. Bu okuyucuya sürekli "aslında İslam cici, hem de çok cici, bak her şey ne kadar derin ve anlamlı" diyen, açıklama yapan suniliğe dönüşüyor.
Elif Şafak'ın İslam'da kadının yeri konusunda takıntıları Var. Romanda ne kadar muteber kişi varsa hepsine kadınların da erkekler kadar iyi talebe ve ilim adamı olabileceğini söyletiyor. Somut örnekler oluşturmaya çalışıyor. Şems'e kadınlar için "sema dans ayini!" düzenlettiriyor. Tamam kadınları aşağılamıyor bu din ama bu kadar inatla, yapay bir şekilde belirtmeye ne gerek Var!
Romanın çağdaş karakteri Aziz Zahara yer yer Şems'miş gibi oluyor. O olduğuna dair ipuçları veriyor, Şems olduğunu inkar da tasdik de etmiyor falan.. ama neyse ki sonunda o olmadığını söylüyor. Böylece zaman zaman Budizm'deki ruhların varlıktan varlığa seyahatini (tenasüh) anımsattırıyor ki bu felsefenin tasavvufta yeri asla yok. Sonra Aziz sayfa 369'da parmaklarıyla enerji saçıp acayip bir iş görüyor ki cinselliğe yakın bu işe dua adı veriliyor! Aziz insanların özünü görüyor! Yazarın kafası tasavvuf konusunda hayli Karışık gibi geldi bana. Anlatılanlardan sonra ister istemez Cem Yılmaz'ın meşhur esprisi geliyor akla: "İçimizde! Her şey içimizde!"
Hiç mi iyi yanı yok anlatılan sufizmin? Tabi ki Var! Mesela Şems'e söylettirilen kırk kural hem manası hem de kurgusu itibariyle mükemmel.
Romanın bir yerinde Aziz Zahara: "Aşk kullanıla kullanıla içi boş bir kelimeye döndü." diyor. Romanda olan da işte tam bu! "Aşk" o kadar çok açıklanmaya çalışılıyor, o kadar çok şeye bulaştırılıyor ki ne olduğu belirsizleşiyor. Aşk felsefe aracılığıyla anlaşılsaydı filozoflar Aşk insanı olurlardı. Oysa filozoflar genellikle kalpsiz diyebileceğimiz kadar katı kişilerden çıkmıştır.
Sonuç olarak söyleyebileceğim şu ki: Bu roman bizim insanımızdan çok İslam'a ve İslam Tasavvufuna yabancı Batılı okuyucular için yazılmış. Bir röportajında Elif Şafak; "Amerika'da Mevlana'yı seven ve merak eden o kadar çok insan gördüm ki! Bunların sayıları giderek artıyor. Bütün dünyada ne kadar büyük bir Mevlana ilgisi olduğunun farkında değiliz bence." diyor. Kanaatimce romanın ortaya çıkışı da bu düşünceden besleniyor. Elif Şafak her ne kadar aksini vurgulasa da bu kitap kalbin değil aklın ürünü!
Elif Şafak ilgi ve takdirle takip ettiğim bir yazar fakat bu en özel kitabım diye lanse ettiği "Aşk" beni adeta hüsrana uğrattı...




Referans: http://www.gonullumuhabir.com/ömer liv

Ekleyen: ademoglu, Tarih: 25-Aug-2010 22:55. | Şimdiye kadar 1025 kez okundu.
Yorumların sorumluluğu gönderen üyelerimize aittir. Yorumların içeriğinden, yorumu gönderen üyelerimiz sorumludur.
Gönderen Mesaj

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç