Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Ana Sayfa > Dağarcık > D > DEDEMİZ AKİF'Tİ BİZ ASIM OLABİLDİK Mİ? Dağarcık
Harf Dizini
A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | Diğer | Hepsi
Kategori Arşivi
Berceste [16] | Deneme [51] | Deyimlerin Öyküsü [6] | Din [0] | Edebiyat Notları [0] | Etimoloji Notları [9] | Etkili Öğretim [4] | Fıkra (Mizahi) [8] | Güzel Sözler [7] | Kitap Notları [2] | Makale [5] | Öykü [16] | Roman Notları [6] | Şairlerimiz [13] | Şiir Bilgisi [0] | Şiirler [92] | Soruluk Metinler [19] | Tarih [6] | Yazarlarımız [1] | Tüm kategoriler [261]
Kategori: Berceste

Yazıcı Dostu Sayfa Terimi arkadaşına gönder DEDEMİZ AKİF'Tİ BİZ ASIM OLABİLDİK Mİ?

Tanım:
Tarihte; tarihin seyrini değiştiren, tarihe yeni bir YOL çizen, adeta kendinden sonra yaşanacak olayların yönünü belirleyen dönüm noktaları vardır. Barutun icadı, Malazgirt Zaferi, Roma İmparatorluğu'nun çöküşü, İstanbul'un Fethi, Fransız İhtilali bunlardan yalnızca birkaçı...
Bu dönüm noktaları mutlaka bir eserle taçlandırılmış, ölümsüzleştirilmiştir. Bu eser bazen bir mimari yapı olmuştur. İşte Kanuni Sultan Süleyman devrinin ihtişamını ölümsüzleştiren Mimar Sinan'ın Selimiye'si, Süleymaniye'si... Bazen de bir edebi şaheserle ölümsüzleşmiştir tarih, Homeros'un İlyada'sında, Firdevsi'nin Şehname'sinde olduğu gibi.
Tarihimizde birçok dönüm noktası vardır. Atalarımızın Orta Asya'dan göçüp bugün yaşadığımız topraklara gelmeleri bunların başında gelir. Bu gelişme hem dünya tarihini hem de bizim tarihi gelişimimizi belirler. Milletimiz yüzyıllar sonra Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşıyla bir kez daha bu topraklarda Var olma mücadelesi vermek zorunda kalır. İşte bu iki şanlı mücadeleyi iki eserle ölümsüzleştirmek de aynı kişiye, Mehmet Akif Ersoy'a, nasip olur. Milli şairimiz, "Çanakkale Şehitlerine" ve "İstiklal Marşı" isimlerini verdiği eserleriyle adeta tarihimizin bu aziz sayfalarının zafer abidelerini diker. Bu açıdan bakıldığında atalarımızın bize bıraktığı saraylar, sanat eserleriyle bu iki şiirin bir farkı yoktur. Belki bir farkı Mehmet Akif'in bıraktıklarının daha kıymetli olmasıdır...
İçerisinde bulunduğumuz haftayla da ilgili olması bakımından gelin "Çanakkale Şehitlerine" bir kez daha bakalım. Milli Şairimizin bu şiiri aslında müstakil bir şiir değildir. Bu şiir, Mehmet Akif'in 1924 yılında yayımladığı yaklaşık yüz sayfalık bir şiir olan "Asım" adlı şiirinin içinde geçen bir bölümdür. Kitabı oluşturan "Asım" şiiri manzum hikaye şeklinde yazılmıştır. Bu şiirde Hocazade ile Köse İmam adlı iki kişi ülkenin, milletin durumunu konuşmakta; milletin içinde bulunduğu felaketlerden nasıl kurtulabileceğini tartışmaktadırlar. Böyle kapsamlı, uzun bir eseri mükemmel bir şiir şeklinde yazabilen Mehmet Akif şüphesiz bir şaheser yaratmıştır. "Çanakkale Şehitlerine" şiiri bu yüz sayfalık şaheserin yalnızca iki sayfasıdır, Varın gerisini siz düşünün.
Asım şiirindeki Hocazade aslında Mehmet Akif'in kendisidir. Köse İmam da Akif'in yakın arkadaşı Ali Şevki Efendi'dir. Daha önce de belirttiğimiz gibi şiirde Hocazade ile Köse İmam memleketin geleceğini tartışmaktadır. Köse İmam savaşın gidişinden ve toplumun halinden pek umutlu değildir. "Asım" şiirinin bir bölümünde Hocazade'ye:
"Hale baktıkça adam kahroluyor elde değil;
Bizi kim kurtaracak Var mı ki başka nesil?" der.

Hocazade, Köse İmam'a cevap verir:

"Asım'ın nesli!"

Şiirin içindeki bir diğer kişi de Köse İmam'ın oğlu Asım'dır. Köse İmam, Asım'dan yani gelecek nesillerden pek umutlu değildir. Bunun için:

"Asım'ın nesli diyorsun. Ne uzun boylu hayal!" diyerek cevap verir. Hocazade ise:
"Asım'ın nesline münkad olacak istikbal." mısrasıyla bu fikre itirazını seslendirir. Bundan sonraki bölümde de Asım'ın nesline yani gelecek kuşaklara, yani bize niçin güvenilmesi gerektiğini Hocazade'nin ağzından Mehmet Akif şöyle açıklar:

" ... Çocuklar koşuyor aç, çıplak,
Cepheden cepheye arslan gibi hiç durmayarak.
Yine vardır bir ölüm korkusu arslanda bile;
Yüz göz olmuş bu çocuklar ölümün şahsiyle!
Cephenin her biri bir kıtada, etrafı deniz;
Kara dersen daha dehşetli: Ne YOL Var, ne iz.
Harekatın görüyorsun ya, Hocam, en kolayı,
Yalın ayak Kafkas'ı tutmak, baş açık Sina'yı!
Yapılır zannediyorsan, bakalım, Sen de soyun...
Kıta kapmak, köşe kapmak değil artık bu oyun."

Ve ardından o meşhur mısralarla önce Çanakkale Savaşı'nın nedenini açılar, savaşılan düşmanı ve savaş meydanlarını resmeder:

"Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden YOL bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise Var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb."

Şiirin şu bölümünde adeta bombalar patlamaktadır ve askerlerimiz bu bombaların vatan ve millete zarar vermemesi için kendi canını siper etmektedir:

"Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm."

Kahraman Mehmetçik aziz canını vatana, millete siper etmiş, canı karşılığında vatanına ve milletine can vermiştir. Şimdi ona layık bir abide-mezar yapılmalıdır. Akif bu abideyi inşa eder:

"Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim GEL seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber."

Mehmet Akif Ersoy, bu şiirde başka neler diyor neler. Hepsini açıklamaya ne bizim bilgimiz ne okuyucuların sabrı ne de bir makalenin kapsamı yeter. Bu şiiri açıklamak için kitap değil kitaplar yazmak lazımdır. Fakat öncesinde kendimize şu soruyu sormalıyız:

Şehit ve gazi olan "Asım" dedelerimiz, Akif dedemize bu abide şiiri ilham ettiler. Peki biz bugün Akif dedemize layık "Asım" torunlar olabildik mi?

Aziz şehit ve gazilerimizin, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un ruhları şad olsun. Affedilmek temennisiyle...








Referans: Ömer LİV

Ekleyen: ademoglu, Tarih: 19-Mar-2010 15:17. | Şimdiye kadar 1192 kez okundu.
Yorumların sorumluluğu gönderen üyelerimize aittir. Yorumların içeriğinden, yorumu gönderen üyelerimiz sorumludur.
Gönderen Mesaj

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç