" />

Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:


Şifreniz mi Kayıp?

Şimdi Kayıt Ol!

Sitedekiler

116 kullanıcı çevrimiçi (51 kullanıcı Forum sayfasında)

Üyeler: 37
Ziyaretçiler: 79

habibe, muhammet61, ispir, simel, kojoli, gurels, Manas, yaren21, aygor, peri_38, gulsen1, selenss, Nevropat, aytike, aybuke5, bade, mbecet, defne86, ecetuna, vivi, asiyedk, hknmrn, kenan52, kobra19, pukay, nylmz, gizz, 6merve6, macar5585, amur, songun, tumers, salih68, elizabe, benRK, aydank, bulut57, devamı...

Reklam

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Türkçe Öğretmenleri Paylaşım Adresi Forum
   Edebiyat
     Necip Fazıl'ın "Çile" Şiiri İncelem
Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun

Cevaplı | Önce yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık | En alt
Gönderen Gönderi
Konuk
Gönderilme Zamanı: 16.10.2007 22:34
Necip Fazıl'ın "Çile" Şiiri İncelemesi Acil Lazım
Değerli hocalarım elinizde Necip Fazıl'ın "Çile" şiirinin incelemesi varsa ekleyebilir misiniz?
gul_
Gönderilme Zamanı: 16.10.2007 23:32
Kayıt: 24.02.2006
Gönderen:
Gönderiler: 822
Re: Necip Fazıl'ın "Çile" Şiiri İncelemesi Acil Lazım
Anladım işi sanat Allah’ ı aramakmış,
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…”

Kimliğini bulan Necip Fazıl yapayalnız kalmıştır. 1939’da yayınladığı Çile’ sinde çilesini anlatır. Bohem hayatından kurtulmak, " yepyeni bir dünya" bulmak istiyordu. Fakat bu zor is, nasıl gerçekleşecekti? İçinde yaşadığı sosyal çevrede metafizik endişeleri olan pek az insan vardı. Ona göre Ferit Kam ve Bedri Rahmi Eyüboğlu zaman zaman metafiziği kurcalıyor, fakat kucaklayamıyordu. Ölümsüz hakikati aramayı yalnız basına sürdürdü.


ÇİLE
Gaiplerden bir ses geldi: Bu adam
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı.
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan üstüme avcı.

Ateşten zehrim tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum değdi burnuna yokun,
Kustum öz ağzımdan kafa tasımı.

Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Sığındım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye. (1939)

Genç Saîrîn Kapısını Yenî Istıraplar Çalar

Yüz yüze geldiği yeni gerçekler genç sairi ıstıraptan ıstıraba sürükler, öğrendiği yeni fikirler, eski hayatı ve yasama üslubu ile hiç mi, hiç bağdaşmamaktadır.Zıtlıklar, ruhunu yakmakta, beyninde kasırgalar estirmektedir. Çektiği fikir çilelerini genç sair söyle anlatır:

“Bir fıkır ki sıcak yarada kezzap,
Bir fıkır ki beyin zarında sülük.
Selam selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol.
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası düşte perde ol!
Bir asa kes bana, ihtiyar ağaç!


DÂHÎ ŞAİR”DEN BİR ÖRNEK
Onun dâhî bir şair olduğunu Prof. Ayhan Songar, Çile şiirinden bir dörtlük okuyarak anlatırdı:
“Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum değdi burnuna yok’un,
Kustum öz ağzımdan kafatasımı.”
“Delilik ile deha arasında ince bir zar vardır, birinden ötekine geçmek mümkün. Necip Fazıl, ‘burnum değdi burnuna yok’un diyerek dâhî olduğunu göstermiştir.”
Yok’un burnu olmayacağına göre, burnu da bir şeye değmeyecektir. Ama bu harika buluş, Üstad’ın dehasını gösterirdi.


Çile ve Dâvâ Adamı
Davasının çilesini çekti. Fikirleri ve eserleri, defalarca mahkemelerde yargılandı. Defalarca hapse düştü. İçeri girdiği zamanlarda bunalımlar ve hafakanlar yaşadı. Mukaddes bir davanın temsilci idi. Hiç ümitsizliğe düşmedi. Onun en çok imrenilecek tarafı belki de budur. Mahkemeler, hapisler, zindanlar onu yıldırmadı; dava ve inancından vazgeçiremedi. Zindandan oğlu Mehmed’e yazdığı mektupta:
“Mehmed’im sevinin başlar yüksekte;
Ölsek de sevinin, eve dönsek de.
Sanma ki, kalır bu tekerlek tümsekte...
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir;
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir” dedi.


Dev Eserler Kaleme Aldı
Sakarya Türküsü, sembolik bir şiirdir. Bu yönüyle Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ını, Şeyhî’nin Harname’sini, Ahmet Haşim’in Merdiven’ini hatırlatır. Sahip olduğu müthiş lirizm itibariyle de en çok Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine, İstiklâl Marşı ve Bülbül şiirlerine benzer. Necip Fazıl’ın en çok okunan ve en çok ezberlenen şiiridir. Uzunluk, lirizm ve bir medeniyet şiiri olması yönüyle de Yahya Kemal Beyatlı’nın Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirini çağrıştırır. Hatta mükemmellik yönünden Fuzûlî’nin Su Kasidesi, Bâkî’nin Kanuni Mersiyesi ile kıyaslamak gerekir.
Necip Fazıl, ancak büyük ustalarla ve eserleri de büyük eserlerle kıyaslanabilir.
Bazı eserler, yazarını ve şairini aşar ve bir âbide niteliği taşır. Destan, Kaldırımlar, Muhasebe, Zindandan Mehmede Mektup, Çile, Canım İstanbul, Necip Fazıl’ın dev şiirlerindendir. Belki hiçbir şair bu kadar büyük şiir kaleme alamamıştır. Üstat, velûd bir yazardı. Çok yazdı, fakat kaliteden taviz vermedi.
Birlikte kalem mücadelesi verdikleri Osman Yüksel Serdengeçti’yi çok severdi. Birlikte Malatya Hapishanesi’nde yatmışlar, aynı dava uğruna mücadele vermişlerdi. Bir gün Necip Fazıl, “Osman bekle, ben bir küçük abdest bozacağım” der.
Osman Yüksel nükteyi patlatır: “Estağfirullah Üstad, senden küçük bir şey sadır olmaz.”

BÜYÜK SANATKÂR OLDUĞUNA İNANIYORDU
Prof. Dr. Ayhan Songar anlatmıştı:
“Ahmet Kabaklı, Prof. Süleyman Yalçın, Prof. Nevzat Yalçıntaş gibi arkadaşlarla kendisini ziyaret gitmiştik. Bizi at sırtında karşıladı. Süvari elbisesi giymişti. Caka yapmayı pek severdi. Bizi eve buyur ettikten sonra attan inip yanımıza geldi.
- Ayhan, dün seni televizyonda gördüm, dedi.
O zamanlar sadece TRT televizyonu vardı ve bir gün önce ben bir programa misafir olmuştum.
- Tabiî ki beğenmediniz Üstad!
- Nereden bildin?
- Çünkü konuşan siz değildiniz.”


YENİLGİYİ HİÇBİR ZAMAN KABUL ETMEDİ
Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı sorar:
- Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız?
Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir.
- Kovdum gitti, der.


BEĞENDİĞİ SANATÇILAR
Necip Fazıl, bunalımlar, hafakanlar ve derin düşüncelerin şairidir. İç dünyayı anlatmadaki başarısı bakımından Dostoyevski’yi beğenir; ama Dostoyevski romancıdır, onun gözünde iyi şairler Rimbaud, Baudleare, Valery’dir. Poetikasını oluştururken Batılı şairlerden etkilendiğini görürüz. Şiirinin muhtevasını ise; önce yalnızlığı ferdiyetçi mizacı, sonra da iman ve inancı belirler. Sanatını, inancının emrine verir. Yunus, onun en çok gıpta ettiği şairdir:
“Rüzgâra bir koku ver ki hırkandan,
Geleyim izine doğru arkandan.
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan
Medet ey Yunus’um, dervişim medet!”
diyerek Yunus’un ruhundan yardım ister.

DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİ ŞAİRİ
Kolay kolay kimseleri beğenmeyen Necip Fazıl, kendisinin büyük şair olduğundan emindir.
Bir gün kendisine, bir dostu:
-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.
Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:
-Öteki kim?
Dünyanın en büyük iki şairinden birinin kendisi olduğundan emin olan Necip Fazıl, öteki büyük şairin adını sormuş.


““HECE VEZNİNİ” O AYAĞA KALDIRDI
1980 yılında Türk Edebiyatı Vakfı, ona Sultanü’ş Şuara (Şairler Sultanı) unvanı verdi. Esasen bu, geç kalmış bir takdirin ifadesiydi. Gerçekten de yaşayan en büyük şair o idi. Prof. Orhan Okay’ın da ifade ettiği gibi, şair deyince düşünmeden, herkesin aklına geliveren isim Necip Fazıl’dı.
“Kaldırımlar’dan beri şiirinin, kendisini sevmeyenleri bile şaşırtacak, sarsacak bir tarafı olmuştur. Ahmet Haşim’in doğru bir sözü var:
‘Bu sesi nereden buldun?’
Şiir estetiği için ses mühim bir unsur. Aruzun saltanatından sonra emekleyerek gelen hece veznini ayağa kaldıran da Necip Fazıl’dır. Sonra Cumhuriyet’in o ilk yıllarında bir öte duygusuna, sonsuzluğa, yani kısaca metafiziğe susamış bir okuyucu veya aydın beklentisi vardı. Necip Fazıl o beklentiyi de hemen her şiirinde karşılamıştır.”



EDEBİ ŞAHSİYETİ
Necip Fazıl için edebiyat dünyamızın gök kubbesi demiştik…
Divan, Halk, Tanzimat ve Batı Edebiyatı’nı en ince ayrıntılarına kadar bilir; ihtiyaç duyduğu zaman en güzel şekilde kullanır. Serbest şiire karşı çıkmıştır. Manayı ortaya koyan vücut olmalı der. Kafiyeye sığınmayı sahtekarlık sayar. Duygu ve düşünce harmanlanıp şiir kalıbında, sanatkâranece dillendirilmelidir der. Onun için şiirde ‘ne söyledi yok, nasıl söyledi’ vardır. Şiirin iç yapısı il dış yapısının uyumuna dikkat çeker.
Onu ancak yine onun yardımı ile anlayabiliriz.
“Şu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.”
Her şiirinde: Sanatından, ruhundan, hissiyatından ve fikriyatından ipuçları verir.
1934’de kadar: Ruh çalkantılarını, korkularını, iç hesaplaşmalarını, çocukluk yıllarına has hatıralarını, dış dünyadaki varlığı ve kendisiyle didişmelerini, arayışlarını anlatır. Bunları anlatırken karanlık ifadeler kullanır. İnsanı ürperten, içinde tarifsiz bir karanlık, sonsuz bir boşluk bir o kadar da doygunluk bırakır. Anlaşılmayan ayak sesleri, periler, cinler, hayaletler, kâbuslar, siyah kediler, geceleri insanın etrafında fıldır fıldır dönen kambur cüceler gibi ürpertici motiflerle, bir takım irreel varlıklarla beraber gelir. Bunlardan bir kısmının, Sabır Taşı tiyatrosunda olduğu gibi halk masalları arsından çıktığı düşünülse bile, umumiyetle ferdî bir iç sıkıntısının, ruhî bir boğuluşun ifâdesi olarak görülmektedirler. Kendi cümlesiyle, eski – yeni benimsediği bütün şiirlerini ihtiva eden Çile’de, bazı başlıklar altında gruplandırdığı şiirlerinden bir kısmı şu adlar altında toplanmıştır: Ölüm, Korku, Ukde, Tecrit . Bütün bu kavramlar daima trajik olan duyguları düşündürmektir. Bunlar aynı zamanda yeni, orijinal, sanatkârane ve insan tat veren ifadelerdir. Adeta Türkçenin sınırlarını yırtarcasına
Fazıl’ın 34 sonrası ‘toplum’u da sanatına aksettirdiğini görüyoruz. Fazıl toplumun kandırıldığını, gençliğin kokuşturulduğunu iddia eder. Cemiyet uyarılmalıdır. Türk Milleti aslına dönmelidir. Necip Fazıl: “Şiir toplumun his ve fikir hayatını yansıtmalıdır.” derken saf şiirden de vazgeçmemiştir.

BAZI ESERLERİ
- Örümcek Ağı
- Kaldırımlar
- Ben ve Ötesi
- Çile
- Bir Adam Yaratmak
- Tohum
- Ahşap Konak
- Künye
- Parmaksız Salih
- Para
- Ağaç Dergisi
- Büyük Doğu Dergisi
- Borazan Dergisi
- Kerbela
- Çöle İnen Nur
- Sultan Vahudiddin
- Başbuğ Velilerden 33
79 yıllık hayatında (Edebi hayatı 67 yıl) kütüphane hacminde eser verdi(113 tane). (Geç de olsa) Hak ettiği değeri bulmuştur.

Cevaplı | Önce yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık |

Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun
 

Facebook Öğretmen Sayfamıza Katılın...

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Eklenen Son 50 Dosya