Forum Yöneticisi   Kayıt: 17.08.2006 Gönderen: EDİRNE Gönderiler: 888 |
KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU SON KEZ AÇIKLIK GETİRİLEBİLİR Mİ
İNANIN Kİ BU KONUYU AÇMAKTA ÇOK DÜŞÜNDÜM ESKİ KONULARA GÖZ ATTIM (BELKİ DE GÖZÜMDEN KAÇTI)FAKAT KESİN BİR CEVABA ULAŞAMADIM... TDK KURALLARI; KURAL 1. Bir kelimenin ilk hecesinde düz ünlü (a, e, ı, i) varsa sonraki hecelerde de düz ünlü bulunur: anlaşmak, yanaşmak, kayıkçı, ısırmak, ılıklaşmak, seslenmek, yelek, bilek, çilek. tdk nın bu kuralına göre "LALE,BEDAVA" kelimeleri KüU uyar KURAL 2.Bu ünlü düzenleri ve ilk heceyi izleyen ünlüler aşağıdaki çizelgede gösterilmiştir: a › a, ı (bakar, alır) o › u, a (omuz, oya) e › e, i (geçer, gelir) ö › ü, e (ölçü, ördek) ı › ı, a (kılıç, kısa) u › u, a (uzun, uzak) i › i, e (ilik, ince) ü › ü, e (ütü, ürkek) tdk nın bu kuralına göre ise "LALE,BEDAVA" kelimeleri KÜU uymaz. ŞİMDİ SORUMA GELECEK OLURSAK bu konuya kim kesinlik getirecek.... MUHTEMEL CEVAPLARINIZ ZORLANMAYIN HANGİSİ DOĞRU İSE (KAYNAK GÖSTEREREK)SEÇEREK CEVAP VERİNİZ... 1 ÖNCE BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU KURALINA BAKARIZ UYMUYORSA KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMUNU ARMAYIZ. 2 ÖNCE BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU KURALINA BAKARIZ UYMUYORSA KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMUNU ARMAYIZ AMA SADECE KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU KURALI VAR İSE SORULAN SORUDA 1 KURALI UYGULARIZ 3 ÖNCE BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU KURALINA BAKARIZ UYMUYORSA KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMUNU ARMAYIZ AMA SADECE KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU KURALI VAR İSE SORULAN SORUDA 2 KURALI UYGULARIZ YARDIMCI OLACAK ARKADAŞLARA ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER BAŞARILAR İYİ TATİLLER ---------------- EDİRNE - UZUNKÖPRÜ - MENDERES ORTAOKULU LINKI GÖRMEK IÇIN ÜYE OLMALISINIZ!
|
 Kayıt: 22.10.2005 Gönderen: İstanbul Gönderiler: 542 |
Re: KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU SON KEZ AÇIKLIK GETİRİLEBİLİR Mİ
Bu konuya göz atan tüm arkadaşların aşağıdaki yazıyı dikkatle okumalarını rica ederim.
Okuyacaklarınız, Nihat Sami Banarlı'nın "Türkçenin Sırları" adlı kitabındaki "Gramerci" başlığı altında yer alan yazının bir bölümüdür:
“…Bu, yalnız bizde değil, başka yerlerde de biraz böyledir:
İhtisaslarının zevkine varamamış, sırrına erememiş bazı matematikçiler gibi, bazı dilbilgisi uğraşıcıları da mevzularını kuru, tatsız, somurtkan durumlara sokarlar; mesleklerini her türlü estetikten, elastikiyetten mahrum, çirkin hallere götürürler, problemlerini güya kendilerinden başkalarının çözemeyeceği sahte güçlükler içinde, çok abûs gösterirler. Türkiye'de dil mevzuları, çoğu zaman bu gramerci anlayışın pençesindedir.
Mesela Türkçede büyük ses uyumu dedikleri kaide, (bir ses bahsine ait olduğu halde) böylelerinin elinde kemikleşip kalmıştır.
Aslında, Türkiye Türkçesi, eski Türkçede mevcut bu monoton kaideyi, Türkçe ve Türkçeleşmiş nice sözde kırıp parçalamıştır. Basit ve monoton bir sesten zengin seslere akan bu sada hürriyeti, Türkçede gerçek bir zevk ve bir musıki tekamülüdür.
Türkçe, ana kelimesini anne, yalav'ı alev, alma'yı elma, ala'yı ela, yınanç'ı inanç, Selcik'i Selçuk, Maral'ı Meral yapıp daha böyle nice sözü bambaşka bir güzelliğe ulaştırmıştır.
Biz diyoruz ki, aslında böyle bir ses anlayışı, daha Orta Asya Türkçesinde de vardı. Eski Türkler, dillerinin hatırı sayılır sertliği içinde, böyle sesleri bilhassa birleşik kelimelerde kullanmaya başlamışlardı. Mesela Türkçeye Soğdca'dan kend sözü de girmişti, sözün kand telaffuzu da ... Fakat Türkler, bu sözleri Semerkent veya Taşkant şeklinde değil, aksine, Semerkand ve Taşkend sesiyle söylemeyi galiba daha güzel buluyorlardı.
Çünkü dillerde hatta iki heceli kelimelerin bile söylenişinde kalından inceye ve inceden kalına geçmek, ancak asırların hazırladığı bir tekamül hadisesidir. Basit kalmış, iptidai kalmış diller, bunu beceremezler. Fakat işlene işlene incelmiş, güzelleşmiş dillerde bunlar yığın yığındır.
Bundan ne çıkar?
Bundan, Türkçenin de ses bakımından böyle bir güzelliğe ulaştığı sonucu çıkar. Bizim gramercilere göre ise Türkçede bu kaide kesindir değişmez, değişmemiştir.
Yine biz diyoruz ki Türkçede bu kaide üzerinde ısrar etmek, Türk çocuklarının dil zevkini, dil gururunu ilk anda incitmektir. Çünkü ilk ve ortaokul çocuklarına bu donmuş veya dondurulmuş kaide söylenince,• o çocuk ister istemez soracaktır.
- Peki bizim dilimizdeki insan, minare, meydan, cami, kubbe, bahçe, kulübe, fidan, cihan, feza, lale, badem, şeftali, şira, bira, ateş, silah asker, mavi, beyaz, dünya, İstanbul, Üsküdar, Keşan,Kütahya ve daha sayılamayacak kadar çok kelime ve isim neden bu kuralın haricindedir?
O zaman, hele bugünkü Türk dili yıkıcıları, tam bir zaferle taşı gediğine koyacak ve bu körpe dimağlara o acı zehri akıtılacaktır:
- Çünkü bu kelimeler ve bu adlar Türkçe değildir! Büyük ses uyumu dedikleri kaide, yıkıcılar elinde bu çeşit bir silahtır: Daha ilk ve ortaokul çocuklarına Türkçede saymaya üşeneceğiniz kadar çok yabancı kelimeler var, diyebilmek zevkini, ferahlığını verir; dilimizde Türkçeleşmiş nice yaşayan sözün yabancı sayılması şeytanlığını sağlar.
Şimdi biz, yukarıda bir Semerkand dedik ya, sayın bir muarızımız buna itiraz ediyor ve:
-Ben Kaşgarlı Mahmud'a baktım, Türkler, bu şehre Semerkand değil, Semizkend derlermiş, Semerkand'ı da İranlılar söylemiş diye, kendini gösteriyor.
İşte ilmin (!) cevabı! ve:
Zavallı ilim!...
Peki, Taşkend’e ne derlermiş? Yarkend’e ne ad koyarlarmış?
….”
(Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, s: 180,181)
|