Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Türkçe Öğretmenleri Paylaşım Adresi Forum
   Edebiyat
     Sözcüklerin Büyüsü
Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun

| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık | En alt
Gönderen Gönderi
deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/3 20:37
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
Aşktır ki, gerisi vesairedir... (İskender Pala)

--------------------------------------------------------------------------------

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helâkim zehr–i dermanındadır
Fuzuli

Sevgili!..
Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.
Sevgili!..
Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanlıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elif belerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..
Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr’u dâra takan da, Halil’i oda yakan da oydu, ve oydu Eyyub’u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.
Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâl–i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nâgehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebet kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.
Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısırır tam yarısında geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller, ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.
Sevgili!..
Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.
Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına... Hani uykuya dalınca kenti, ve yalnız başına kalınca kendi... Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri, ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri... Vicdan sesinden bîzâr kürek mahkumlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca... Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende... Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken... Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!..
Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.
__________________________


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/3 20:39
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
"Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da." Kalemini çalmak isterdim üstadın.
__________________________


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/6 20:23
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
KÜLTÜR VE ÖTESİ

Kelime de maskelidir, insan gibi; ülkeden ülkeye değişir kimliği, çağdan çağa değişir. Kaynağında yakalayacaksın kelimeyi, akışını izleyeceksin; tanıyamazsın yoksa. Ömrün yetecek mi bu yolculuğa, sabrın yetecek mi?

Kültür yabancı bir kelime; yabancı, karanlık, ama sevimli. Cazibesi biraz da müphemiyetinden geliyor. Adını nasıl türkçeleştirsek: irfan desek olmaz, hars desek değil.

“Toplumsal ilimlerin en kaypak ve anlaşılması en zor kavramlarından biri kültürdür, diyor Şerif Mardin. Teknik anlamda kullanılmadığı zaman beraberinde getirdiği çağrışımlar Picasso, Mozart, Beethoven, tiyatro, edebiyat ve sanatla ilgilidir.” (Din ve İdeoloji S.38) Neden Picasso, Mozart ve Beethoven de Farabî, Itrî veya Tagor değil? Bu garip takdimde şuurlu bir Türk aydını yerine bir amerikan misyoneri konuşuyor. Asya'yı, Afrika'yı kültür mabedinden koğan hasta bir Batı hayranlığı.

Oysa, Ziya Gökalp'e göre “Medeniyet, müteaddit milletlerin müşterek malıdır... yani beynelmileldir. Kültür, bir medeniyetin her millette aldığı hususi şekildir... yani millîdir... Garp medeniyeti, fakat fransız kültürü, ingiliz kültürü. Medeniyet sunidir, kültür tabi.” (Türkçülüğün Esasları).

Kültür, tamamlayıcı bir isimle veya fiil olarak XVI. asırda kullanılmağa başlamış; tek başına XVIII. asrın sonlarında fethetmiş batı dillerini. Lalande anlamlarını şöyle sıralıyor:

A- En dar ve en maddî manada, uygun temrinlerle bazı beden ve zihin melekelerinin geliştirilmesi (veya gelişmiş olması): “Kültür fizik, matematik kültürü.”

B- Daha genel olarak ve gündelik dilde: 1) Okumuş ve bu sayede zevkini, tenkit kabiliyetini, muhakemesini geliştirmiş insanın özelliği. 2) Bu özelliği sağlayan eğitim.

“Bilgi, kültürün vazgeçilmez şartıdır, fakat yeter şartı değildir. Kültür denince daha çok zekânın, muhakemenin ve duyarlığın niteliği akla gelir” (D. Roustan) (Bu manada daha çok “genel kültür” tabiri kullanılır.)

C- Medeniyet. (Vocabulaire technique et critique de la Philosophie, S. 199, 200.)

Bu ele avuca sığmayan kavramın kimliğini, daha doğrusu kimliklerini belirtebildik mi? Hayır. Kültür, her gün yeni bir macera ile sevgililerini hayretten hayrete sürükleyen bir nazenin. "Çağdaş uygarlık" garip bir Sysiphos. Zirveye tırmandıktan sonra, hasretle bakıyor ovaya ve kendini uçurumların cazibesine bırakıyor. Kültürün en yüksek merhaleye ulaştığı ülkede,kültür yok artık: karşı-kültür, anti-kültür, hip-kültür, kültür-sonrası, devrimci-kültür var. Bunlar, can çekişen bir medeniyetin ölüm hırıltıları mı? Bâkir ve dilber bir dünyanın müjdeleri mi? Bilemiyoruz. Avrupalı sosyologlar, nazenini son kostümü, son hüviyeti içinde yakalamak ümidi ile, yeni dünyaya koşuyorlar. Bir de bakıyorlar ki, bitnik'ler hipi olmuş, "free jazz" "rock"la "pop"u tahtından indirmek üzere. Hareketin akıl hocaları bir yıl geçmeden unutuluveriyor, MacLuhan'ın yerini "teknoloji peygamberi" Fuller alıyor, uyuşturucu maddeler havarisi Tim Leary, Zen yayıcısı Suzuki'yi itibardan düşürüyor.

Amerika'dan gelen bu moda, Avrupa'nın resmi veya gizli festivallerinde baş tacı. Kendini herkese kabul ettirmek iddiasında. Belli geleneklere değil, bütün geleneklere düşman, bütün üslûplara asî. Hayata birşey eklemek istemiyor, hayatı değiştirmek amacında. Maziden gelen tüm sınırları, tüm yapıları, tüm değerleri yok etmek: kültür kavramını çatlatan bir davranış bu. Artık kazanılmış bir bilgiler bütünü veya herşeyi okuyup, herşeyi unuttuktan sonra kalan" değil kültür, bir oluşum, bir tutum, "bir hayatı anlama ve yaşama tarzı." (Arthaud)

Hayalin akıl, tecrübenin bilgi üzerindeki zaferi. İdrâkin tepe taklak edilişi. Keşfedilmesi, yaratılması gereken başka bir realite özlemi; eski yasaların ve ölçülerin yıkılışı. İyiyi kötüden, sürekliyi geçiciden nasıl ayıracağız? Eserin kendisi yok ki ortada, şu eser daha önemli, öteki daha değersiz diyebilelim. Ama kimse anlamıyor bu yeni kültürü, havariler şikayetçi. "Kelime hazinemizde, düşüncemiz gibi, daha önce var olan bir dünyadan geldiği için kalleşlik ediyor bize." (MacLuhan) "İnsanlığın korosu" olan istikbal, henüz bir curcuna. Bu devler veya cüceler ülkesinin bir çok Gulliver'leri var, en tanınmışı Edgar Morin'le, Jean Jacques Lebel.

İdeoloji ile teknik bu yeni kuşaklara güvensizlik veriyor sadece. Ütopyalar istiyorlar, sıcak, tabiî ütopyalar. Gençler için istikbâl yaşanan andır. Gelenek paramparça ama yerine geçecek bir değer de yok. Çağdaş medeniyet kendini inkâr eden bu isyan hamlelerini de bünyesine katabilecek mi?

Bazı yazarlar hareketi Reform'a benzetiyorlar. Onaltıncı asırda da bütün bir nesil, kurulu düzene karşı ayaklanmış, babalarla çocuklar arasında uçurum açılmıştı. Luther tezlerini haykırdığı zaman otuz yaşındaydı, Melanchton yirmi. Elebaşılar, genç üniversitelilerdi diyor Goodman.

Evet, kültürün kendi kendine savaş açışı bu. Eski bir şarkının akordsuz tekrarı: dadaizm, sürrealizm. Hem aynı, hem bambaşka. (Karşılaştırmak için bak Nadaud, Historie du surréalizme) Medeniyetin şımarttığı bu Amerikan veletleri için "kültür, bir uyutma endüstrisi, arzuyu susturuş. Oysa tabandan gelen devrim, Dionysos'tur, bayramdır, yığın arzularının vahşice doyuruluşudur" (Lebel).

Dürüst ve erkekçe bir kavgadan kaçan bu hayal hastalarını biolojileri ile başbaşa bırakalım.







Cemil MERİÇ



----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/6 20:33
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
EN GÜZEL GÜL

Zamanın birinde bir köyde yaşayan dünyalar güzeli bir kız vardı.Öylesine güzeldiki köyün bütün kızları ona benzemek için ona benzemek için ayna karşısında oyalanır,onun güzelliğini tatlı bir heyacanla,ama acı bir kıskançlıkla anlatıp dururlardı.Haliyle,isteyenide çok oldu genç kızın.Fakat o güzeller güzeli yüzünü kimseye göstermeden bekliyor,güneşleri gölgede bırakan bakışlarını hayalinde büyüttüğü bir delikanlıya saklıyordu.Zamanla kyün bütün kızlarının kısmeti çıkmış tatlı ve sıcak yuvalarında eş ve anne olmanın mutluluğunu yaşamaya başlamışlardı bile.Bu arada köyün en yakışıklı ve sevilen delikanlısı daaskerliğini yapıp dönmüştü.Beklendiği gibi o da genç kıza talip oldu.Ama güzeller güzeli kızımız hayalindeki aşkı uğruna bu delikanlıyı reddetti.Delikanlı sırf aşkının hatırına uzunca bir süre bekledi.Ancak bakışına ve yüzüne sadece aynaların tanık olduğu güzeller güzelimizin nazını çekilmez buldu.
Delikanlı aşkının karşılıksız çıkmasına kederlenip uzaklara gitti.Uzak bir diyarda kendisine yeni bir hayat kurdu.Evlendi, çoluk çocuğa karıştı.Hayalini süsleyen ilk aşkını kalbinin bir köşesinde sakladı.Bu acı hatıra kalbine batmayı sürdürdü yıllarca.
Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel ve küçük köye düştü.Tanıdık birilerine rastladı haliyle.Yüzüne mahcup bir edayla çekinerekte olsa köyün dünyalar güzeli kızını sordu.Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi gösterdi."Evlendi bu evde yaşıyor dedi".Delikanlı bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını merak etti.Yaşlı adam bir çırpıda kızın kendisinden hayli yaşlı karısı ölmüş,fukara bir adamla evlendiğini şimdi de kocası öldüğü için dul kaldığını anlatıverdi.
Adam evin kapısını çaldı korka korka .kapı açılınca yüzündeki ızdırap izleri güzelliğini gölgelemiş ancak gözlerindeki parıltı olduğu gibi duranorta yaşlı kadını hemen tanıdı.Kendini tanıttı.
Kadın derin bir tahassürle baktı adamın yüzüne.Merak ettiği şeyi sordu adam."Neden böyle birisi ile evlendin?"Kadın ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp kendisine getirirse cevap vereceğini söyledi.Engüzel gülü ararken,bahçede ilerlerken bir daha geriye dönmemesini,arkasına bakmamasını da şart koştu.Adam bunun üzerine yüzlerce gülün olduğu bahçede ilerlemeye başladı.Birden çok güzel bir sarı gül gördü.Tam onu koparıp almak üzereyken az ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarptı.Ona yaklaştı.Fakat onu koparacakken dahada güzelini .Derken,bir de baktı ki,bahçenin sonuna gelmiş.Geriye dönemezdi.Çaresiz hemen önündeki gülü kopardı.Kadın,adamın bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken,elinde solmuş cılız bir gülle kendisine doğru yürüdüğünü görünce hiç şaşırmadı.Güzeller güzeli yüzünde buruk bir tebessüm belirdi."Bak gördün mü?" dedi.Kırık dökük hayallerinin hepsini sözlerine taşıdı."Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür bitiyor.Sonunda en kötüsüne razı oluyorsun.İyi günlerde iyi güllerin arasındayken kendine sıradan bir gül seçmelisin ki,onu elinde büyütüp en güzel gülün eyleyesin.


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

nevanka
Gönderilme Zamanı: 2009/5/7 8:15
Kayıt: 2006/8/23
Gönderen: Ankara-Elmadağ
Gönderiler: 7
Re: sözcüklerin büyüsü
Deste arkadaşım güzel metinler paylaşmışsın bizimle.Teşekkür ederim.


----------------

bozkurt32
Gönderilme Zamanı: 2009/5/7 10:57
Kayıt: 2008/10/19
Gönderen: MERAM/KONYA
Gönderiler: 507
Re: sözcüklerin büyüsü
Tabii İskender Pala'yı bizzat tanıyan ve sohbetinde bulunmuş biri olarak şunu ifade etmem gerekir ki hocamız sözcüklerin büyüsü demezdi, kelimelerin izdivacı derdi.


----------------
ÞEHÝTLER TEPESÝ BOÞ DEÐÝL
TOPRAÐINI KAHRAMANLAR BEKLÝYOR
BÝR BAYRAK RÜZGÂR BEKLÝYOR.

abidik
Gönderilme Zamanı: 2009/5/7 16:18
Kayıt: 2005/10/26
Gönderen: Balıkesir-Giresun
Gönderiler: 995
Re: sözcüklerin büyüsü
Okumaktan büyük haz duyduğum bir yazarın bu güzel satırları için teşekkürler.


----------------

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/7 20:24
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
Teşekkürler arkadaşlar .Bozkurt hocam ,sözcüklerin büyüsü benim bir okuyucu olarak tercih ettiğim başlık ;yoksa üstadın paylaşımlarının başında zaten ifadeleri yer almakta ;ama kelimelerin izdivacı elbette eşsiz güzellikte.


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/7 20:35
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
GİZLENEN SEVGİLİ/İSKENDER PALA

Aşkın Sebepleri Arasında En İnanılmaz Olanı Belki De Rüyada Görüp âşık Olmaktır. İnsan Sevgiliyi Rüyada Her Vakit Görür Ama Rüyada Yalnızca Bir Kez Gördüğü Birine Sevgili Der Mi?

bunlar Olsa Olsa Hüsrev İle Şirin, Vamık İle Azra Hikâyelerinde Olur. Gönlün, Hiç Mevcut Olmayan Birine Tutulması, Sanki Hiç Gerçeği Olmayan Bir Şeyle Geçim Sağlamak Gibi Değil Midir? Birisi Hiç Görmediği Ve Asla Göremeyeceği Bir Güzeli Sevdiğini Söylerse Herhalde Aklından Zoru Olduğunu Düşünürler. Ruhu Ona Telkin Ediyormuş, Temenni Ve Arzuları Kalbini Yönlendiriyormuş, Bunlara İnanmazlar. Oysa Bir âşık, Sevgilinin Ay Mı, Güneş Mi Olduğunu Bilemese De, Aklının Bir Oyunu Mu, Hayalinin Bir Çılgınlığı Mı Olduğunu Kestiremese De, Gözlerine Her Daim Onun Görüntüsü Girdiği Müddetçe âşık Değil Midir? Âşık Olmak İçin Maddî Varlık Şart Mıdır? Allah'ın Güzelliğini Rüyasında Görüp Ona âşık Olan Sufiye İnanıyoruz Da Neden Bu âşıka İnanmıyoruz. Eğer Ona İnanmayacaksak Aşk Surete Tapmaktan Gayrı Ne Olur Ki?

o Halde Bir Kişi Sevdiğini Karşısında Görmeden De âşık Olabilir. Sevgili İçin Kaygılanmak Da, Hayaliyle Mest Olmak Da, Geceleri Uykusuz Kalmak Ve Seherlerde Acı Çekmek De Hep âşıkın Sevgiliyi Görmeden Yaptığı Şeyler Değil Midir? Bir Duvarın Arkasında Şarkı Söyleyen Bir Kadını İşitmek, Bazen Ona Tutulmak İçin Yeterlidir. Bazıları Buna Temelsiz Bir Bina Gözüyle Bakabilir, Ancak âşık, O Binayı İnşa Etmekte Her Zaman Çok Mahirdir. Zihni Görmediği Bir Varlığın Tutkusuyla Meşgul Olan Kişi, Düşünceleriyle Baş Başa Kaldığında Hayalinden Ona Şekiller Çizer, Kıyafetler Giydirir, Renk Ve Koku İsnat Eder, Tavır Biçer. Sevgili, âşıkın Zihninin İçinde Yapılıp Mükemmelleştirilir, âşıkın Hayali Ve Tasarım Gücü Sevgilinin Güzelliğini Artırır. O Şarkıcıyı Bir Yerde Görsün, Yahut Görmesin. Şimdi Kim Bu Şarkıcıya âşık Olan Kişiyi Ayıplayabilir Ki? Cenneti De Ancak Tasvirle Tanıyor Değil Miyiz? Onun Söylediği Şarkılar Kulağımızı Doldurup Kalbimizi Ona Yönlendirdiğinde Genelde âşık Onun Güzelliğini Sesine Göre Ölçmez Mi? Eğer Kendisini Gördüğünde Aşkı Artıyorsa Şarkıcıda Onun Sesine Denk Bir Güzellik Görmüş Demektir. Ama Eğer Şarkıcının Yüzü Sesinden Daha Güzel İse Bu âşıkı, Sesten Yola Çıkarak Güzelliği Keşfettiği İçin Tebrik Etmek Gerekmez Mi? Cennetin En Güzel Tasvirleri Bile Cennetin Yanına Yaklaşmaktan Uzak Değiller Midir? O Halde, Kainatta Görülen Bütün Güzelliklerin "mutlak Güzel"den Bir İz Taşıdıkları İçin Güzel Olduğunu Söyleyen Sufiler Haksız Sayılabilirler Mi? Kim Allah'ın Güzelliğine Vurulup Da Ona Tapınıyorsa Aşkı Mübarek Olsun!..

aşk Hikâyesi

"istanbul'da Bir Zamanlar, Devletlulardan Olan Komşusunun Oğluna Gönlünü Kaptırmış Bir Kız Yaşarmış. Oğlanın Hiç Haberi Yokmuş Sevildiğinden. Kederi Artıyor, Umutsuzluğu Büyüyormuş Kızcağızın. Sonunda Onun Sevdasından Yataklara Düşmüş. İffetinden Gidip Halini Oğlana Anlatamamış. Anlattığı Vakit "ya İnanmazsa!" Diye Korkuyormuş Belki De. Sonra "ya Beğenmezse!", "ya Yüz Çevirirse!" Gibi İhtimaller Belirmiş Zihninde. Bunlar Da Hastalığını Artırmış, Nergisceğiz Erimeye, Solmaya Başlamış. Nihayet Annesi Gerçeği Anlamış. Ona Sırdaş Olmayı Teklif Edip İşin Aslını Öğrenmiş. Sonra Da Demiş Ki "-ona Halini Bir Şiirle Anlatmalısın!" Kız Bu Yolu Denemişse De Oğlan Aklından Geçirmiyor, Zeki Ve Duyarlı Olmasına Karşın Asla Kıza Toz Kondurmuyormuş. Sonunda Aşk Hadden Aşıp Ölümcül Raddelere Gelmişken Kader Onlara Fırsat Tanımış, Bir Gece Baş Başa Kalmışlar. Kızın Kalbi Yerinden Oynayacak Gibi Olmuş, Sabrı Tükenmiş, Amma İffetinden Bir Adım Dışarı Çıkmamış. Gecenin Sonunda Ayrılmak Üzere Kız Ayağa Kalkmış, Fakat Kalbi O Sırada Kendisine Hükmetmiş Ve Oğlanı Yanağından Öpmüş. Sonra Tek Kelime Söylemeden Güvercin Yürüyüşüne Benzeyen Bir Yürüyüşle, Kulağındaki Küpeleri Çın Çın Sallayarak Çıkıp Gitmiş.

delikanlı Çok Şaşırmış Tabii. Gücü Takati Kesilmiş, Soğukkanlılığını Yitirmiş. Öfkelenmiş, Utanmış, Sevinmiş, Eli Ayağına Dolaşmış... Kız Daha Bahçe Kapısından Çıkmadan Aşk Tuzağına Yakalanıvermiş. Ertesi Gün Yüreğinde Ateş Alevlenmiş, Soluk Alıp Vermesi Ritmini Bozmuş, Korkuları Çoğalmış... Gözüne Uyku Girmeden Üç Gece Geçirmiş Ve Dördüncü Gün Sabahleyin Kızı Görmek İçin Evden Çıkmış. Ne Çare, Kız O Gece Aşk Yolunun Son Yolculuğuna Yürümüş. Daha Sonraki Zamanlarda Delikanlıyı Hep Onun Mezarı Yakınlarında Dolanırken Görmüşler.

soranlara Şöyle Olmuş:

- Ona Karşı Öyle Bir Arzum Var Ki, Bu Arzuyla Allah'a Yalvarabilseydim Tüm Günahlarım Bağışlanırdı. Bu Arzuyla Dua Edip İstesem, Vahşi Hayvanlar Merhamete Gelir, İnsanlara Zarar Vermekten Vazgeçerlerdi. İsterdim Ki O Hayattayken Yüreğimi Bir Bıçak İle Yarıp Açsınlar, Onu İçine Yerleştirsinler, Sonra Da Göğsümü Kapatıp Diksinler. Böylece Hep Yüreğimde Kalsın Diriliş Gününü Başka Yerde Değil, Orda Beklesin, Ben Yaşadıkça O Da Yaşasın, Kabrin Derin Karanlığına Girdiğimde De Yine Kalbimin İçinde Kalsın.


[berceste]
sînene Aşk İle Elifler Kes

bilsin Ol Servi Sevdiğin Herkes

bakî

ey âşık!.. Bağrına Aşk İle Selvi Biçimli Çizikler Çek; Ta Ki O Selvi Boyluyu Sevdiğini Herkes Anlasın.


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/7 20:43
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
ÖLÜM ÖTESİ AŞK/İSKENDER PALA

Edebiyatımızın Üç Seyranî'si Vardır. Edirneli (rumelili), Ispartalı Ve Kayserili. En Ünlüleri Bu Sonuncusu Olup Lirik Şiirleri Vardır. Hayatı Menkıbelerle Örülmüş Bu Adam Çok Derin Ama O Derecede Hazin Bir Hayat Yaşamıştır.



o Kadar Ki Ölümünden Bir Gün Evvel Evinde Yiyecek Bir Şey Bulamayınca Bir Asma Yaprağını Koparıp Mangaldaki Küle Batırarak Yiyecek, Sonra Da; "ey Nefis, Ballar Börekler Yedin De Adam Olmadın, Şu Küllemeyi Ye Bakalım, Belki Adam Olursun!" Diye İç Geçirecek Derecede Hazin. "hak Yoluna Gidenlerin / Asa Olsam Ellerine / Er Pir Vasfın Edenlerin / Kurban Olsam Dillerine" Dizeleriyle Başlayan Semai Onundur Ve Orada Yürek Yakan İki Dize Söyler:

(bir Üstada Olsam Çırak

bir Olurdu Yakın Irak)

kemiğimi Yapsa Tarak

yar Zülfünün Tellerine

şu Son İki Dizeyi Bir An Durup Gözlerinizi Yumarak Düşünün. Şöyle Bir Manzara Göreceksiniz: Bir âşık Var. Sevgilinin Hasretiyle Aşk Şehidi Olmak Üzere. Ve İçinden Şöyle Geçiriyor: "keşke Ben Öldükten Sonra Kemiğimden Bir Tarak Yapsalar Da Onu Sevgiliye Sunsalar. Böylece Hasretiyle Can Verdiğim Zülfün Tellerine Dokunabilir, Kokusunu Alabilirim."

şu Anda Pek Çoğunuzun Fuzulî'nin Su Kasidesi'ndeki O Ünlü Beytini Hatırladığınızı Biliyorum. Hani Ne Diyordu Üstad:

dest-bûsı ârzûsuyla Ölürsem Dostlar

kuze Eylen Toprağım Sunun Anınla Yare Su

"dostlarım!.. Eğer Sevgilinin Elini Öpme Arzusuyla, O Ele Hasret Çeke Çeke Ölecek Olursam; Mezarımın Toprağından Bir Kase Yapıp Onunla Sevgilime Su İkram Edin!.."

fuzulî'nin Dizeleri Bir Na'ttan Alınmadır. Seyranî'ninkiler İse Bir Nefesten. O Halde Seyranî'nin Zülüften Kastı Tasavvufî Bir Remiz Olmalıdır. Nitekim Zülf Sufiler Lisanında "hakk'ın Zatı Ve Künhü"nü Karşılar. Karanlık (zülüf) Nasıl Mechul İse Hakk'ın Zatı Da Öyle Mechuldür. Öte Yandan Zülüf (saç) Kesret Bakımından Masivayı, Sınırsız Varlık Ve Taayyünü Temsil Eder Ki; Hakikisi Bir Güzelin Yüzünü Örttüğü Gibi Mecazîsi De Bir'in Zatını Örter. Bu Durumda Seyranî'nin Varlık Adına Çevresini Kuşatan Cümle Eşyada O Bir'in Kokusunu Alma Ve Vuslat Umuduyla Hasretler Çektiğini, Bu Hasretle Can Vermek Üzere Olduğunu Vehmedebiliriz. Çünkü Ancak Bu Durumdaki Bir Kişi "kemiğimi Yapsa Tarak / Yar Zülfünün Tellerine" Diyebilir. Kemik Tarak Zülfün Telleri Arasına Girince İnsan İçin Gizli Olan Sırlar Açılacak, Belki Masivanın Suretinden Geçilip Siretine Erilebilecek.

eski Şiirimizin Mana Derinliği Hemen Bütün Şairlere Buna Benzer Çığlıklar Attırmış, Pek Çok Şair Ölümden Sonra Devam Edecek Bir Aşkın Özlemini Dile Getirmişlerdir. İşte Bir Başkasının, Edirneli Celili'nin Vasiyyeti. Daha Trajik Ve Daha Beşeri... İnsanın İçini Boşaltıp Kederle Dolduracak Derecede De Tesirli:

öldükte Bu Ben Hasteyi Eşk İle Yusunlar

cânâne Güzar Ettiği Yollarda Kosunlar

yani Ki Şöyle Demek Oluyor: "umudum O Ki, Öldüğüm Vakit Beni Gözyaşları İle Yıkasınlar Ve Mezarımı Sevgilinin Gelip Geçtiği Yollar Üzerine Yapsınlar (ta Ki Öldükten Sonra Da Onun Kokusunu Alabileyim, Onu Görüp Hasret Giderebileyim)." Bu Beyitte İki Husus Var Ki Şair, Zihinlerdeki Karşılığını Okuyucuya Bırakmış. Birincisi "eşk İle (gözyaşı İle)" İfadesidir Ki Bize "hangi Gözyaşı; Şairin Bizzat Kendi Gözyaşları Mı; Yoksa Ona Üzülenlerin Gözyaşları Mı?" Diye Sordurtur. Eğer Şairin Gözyaşı İse Onun Sevgili Hasretiyle Ağlamaktan Dolayı Öldüğünü Anlarız; Yok Ardından Ağlayan Dostların Gözyaşları İse O Vakit De Bu Derece Muhteşem Bir âşıkın Dünyadan Gidişine Ağlayan Diğer âşıklardan, Belki Rakiplerden Bahsettiğini Görürüz. İkinci Husus Şairin Mezarını Sevgilinin Yolları Üzerinde İstemesidir Ki Bu Da Bize "ölen Birinin Dünyada Bırakıp Gittiklerinin Hayatına Girip Girmediği" Sorusunu Sordurtur. Şairin İstediği, Mezarı Üzerinde Otlar, Çiçekler, Göz Göz Nergisler, Kulak Kulak Güllerin Bitmesi Ve Onlarla Sevgiliyi Seyredip Kokusunu Duyabilmesidir. Bir Tenasuh Talebi Gibi Görünen Bu İfade Aslında Zavallı Şairin Aşkının Büyüklüğüne, Ölümden Sonra Da Sevgiliye Tutkunluğunun Devam Edeceğine Dair Bir Taahhüde Delalet Eder Ki Fevkalade Zarif Ve Şairane Bir Hayaldir.

seyranÎ Aradım Onu Her Yerde

seyranî, Yaşadığı Dönemde Bazılarınca "velî", Bazılarınca "sarhoş", Bazılarınca "deli" Gibi Lakaplarla Anılmış, Velilikle Meczupluk Arasında Bir Bilgelik Sürerek Ölmüştür. Hakkında Pek Çok Rivayet, Menkıbe Ve Hikaye Anlatılmıştır. Rahmetli Hasan Ali Kasır'ın "seyranî" İsimli Kitabında Bunların Hemen Tamamı Derlenmiştir (istanbul 2001). İşte Bir Tanesi:

"bir Gün Gözleri Artık Görmez Olan Bir Dostu Seyranî'ye:

- Aah Baba, Artık Bende Dünyayı Görecek Göz Yok, Demiş

cevap:

- Üzülme Gayrı, Dünyada Da Görülecek Yüz Kalmadı Zaten!..

berceste

Âlemde Bir Devir Dönüyor Amma

devr-i İngiliz Mi Firenk Mi Bilmem

halli âsân Değil Müşkil Muamma

zulm-i Zâlim Göğe Direk Mi Bilmem

(dünyada Bir Devir (zaman, Çark, Dolap) Dönüyor Ama; İngiliz Düzeni Mi, Ecnebî Düzeni Mi Kestiremiyorum. Çözmesi Çok Zor, Karmakarışık Bir Muamma Bu... Anlayamıyorum; Zalimin Zulmü Sanki Göğe Direk Kesildi!..)

seyranî (ö. 1866)

iskender Pala


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

« 1 2 (3) 4 5 6 ... 66 »
| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık |

Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun
 

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç