Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Türkçe Öğretmenleri Paylaşım Adresi Forum
   Edebiyat
     Sözcüklerin Büyüsü
Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun

| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık | En alt
Gönderen Gönderi
deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/1 21:58
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
Est. Bozkuş hocam sadece içten gelen bir paylaşım merak etmeyin hedefe saplanmak üzere gönderilmiş olan bir ok değil


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/1 22:08
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
MECNÛN BİR DELİ MİYDİ...?

Mecnun adını hepimiz biliriz. Türkçe’deki kelime anlamı “cin tutmuş, çıldırmış, divane” falan demek. Leyla’ya olan aşkıyla efsaneleşen delikanlı, hakikatte bir deli miydi? Eğer deli idiyse derdine kim derman olabilirdi?

Sözgelimi çağımızda yaşasaydı psikiyatristler onu tedavi edebilirler miydi?


Ayrık bir aşk hastalığına yakalandığı malumdu da, onu bu hastalıktan kim kurtarabilirdi? Hastalığı yüzünden şimdi onu ayıplamak mı gerekir, takdir etmek mi; acımalı mıyız, gıbta mı etmeliyiz? Ve daha çoğaltılabilecek sorular... Fuzulî, Leyla ile Mecnun hikayesinde ona;

“Fezâ-yı aşkı çün gördüm salâh-ı akldan dûrem
Beni rüsvâ görüp ayb etme ey nâsih ki ma’zûrem”
dedirtir. “Aşkın fezasını gördüğüm andan itibaren aklın rahatlığından uzak düştüm. Ey öğütler verip duran! Beni böylesine düşkün görüp ayıplama, çünkü özürlüyüm.”

Mecnun’un deli olup olmadığını kestirmek için bu beyitteki birkaç kelime üzerinde durmamız gerekiyor. Bilindiği gibi fezâ kelimesi, “ucu bucağı bulunmayan alan, göklerin sonsuzluğu” gibi anlamlar içeriyor. Demek ki aşk ülkesi böylesine mekan ötesi bir genişliğe sahiptir. Salâh kelimesi “düzelme, iyileşme, rahatlık, barış içinde olma” gibi anlamlar ifade eder. Demek ki aklı ön plana alanlar belli bir huzur içindedirler de aklını yitirenlerin rahatı kaçmış, durumu kötüleşmiş olur.

Rüsvâ kelimesi “itibarsız, saygınlığını kaybetmiş, rezil” anlamlarını taşır. Belli ki aşk, sevilene itibar kazandırırken, seveni itibardan düşürmektedir. Nâsih, “nasihat eden, öğüt ve akıl veren” demek olduğuna göre galiba aşk, aklın ölçütlerini hiçe saydırmakta, değerlendirmeyi gönül mecrasına çekmektedir. “Özürlü, mazeret sahibi” için ma’zûr deriz. Mazereti olanların sorumlulukları olmadığına, deliye de sorgu sual bulunmadığına göre, demek ki aşk çılgınlığından dolayı kişi sorumlu tutulamaz. O halde aşkın, kişiyi itibardan düşürmesi ne gam!..

Şimdi kelimelerin aynı sırasına göre soralım:

Aşka dair bütün mesafeleri içinde ölçen ve yolculuklarını içine doğru yapan bir mecnun için yeryüzünün her ciheti bir feza sayılmaz mı? Aşkı akla tercih eden bir tutkun için, asıl huzur ve salah, aşk fezasında tadılan azapta (=lezzet) değil midir? İtibar veya itibarsızlık akla göre yapılan bir değerlendirme olduğuna ve âşık da akıl(lılık)dan uzak durduğuna göre aşk yüzünden rüsvâ oluş hakikatte ona bir itibar kazandırmaz mı? Aklı tasnif dışı bırakan bir âşık için her yerde bir nâsih, bir akıl veren bulunması ve onun da bu öğüdü kabul etmemesi garip sayılabilir mi?!..

Bırakın deliyi, akıllılardan da olsa hangi öğüdü kim dinlemiştir ki?!.. Akıldan yoksun olanların dünya ve ahiret sorumlulukları bulunmazken, yani onlar mazur görülürken, aşk ile aklını yitirenin itibar kaygısına düşeceğini kim söyleyebilir?!..

Bütün bunlardan sonra, acaba beyitteki akıl, deliliğin zıddı olan akıl olabilir mi? Fuzulî, aklın karşısına deliliği değil de neden aşkı koymaktadır? Aşk, her ne kadar akıl kavramının tersi gibi görünse ve âşıklığın ilk adımında aklı terk etmek şartı aransa da, böyle bir macerada akıl terk edilince insan deli mi olmaktadır? Eğer öyle değilse, akıl kavramıyla çelişen şey aşk değil, bizzat deliliktir. Âşık olmak akıllılık olarak değerlendirilemez, tamam ama, bu, deli olmak demek de değildir ki!..

Evet, âşık akıldan uzaklaşır ve aklın güdümünde hareket edemez, ama bunun için de kimse ona deli diyemez. Denilse denilse, âşıkın kendisi için özge bir yol seçtiği söylenebilir. O yol ki akıldan uzak bir fezadır, ama sonu nurdan bir ülkeye çıkar. Âşık bu ışıklı ülkeye ulaştığında akıl(lılık)dan çok öte bir itibara kavuşur. Bu da onun sorumsuzluğu, itibarsızlığı vs. için yeterli mazerettir zaten.

İmdi!.. Olgunluk kazanmak için aşk yolculuğuna başvurdu ve dolayısıyla akıl kurallarına uygun hareket etmedi diye hangi deli, Mecnun’u delilikle itham edip tedaviye kalkışabilir?.. Onun çılgınlığı (deliliği değil) binlerce akla bedel iken, kim ona imrenmez de akıl vermeye yeltenir?!.. Büyük veliler çilehanelerin ıssızlığını, nebiler de mağaraların yalnızlığını sünnet etmişlerken Mecnun aşk hastası olup sahralarda tek başına bir hayatı seçti diye kim onu ayıplayabilir?!.. Eğer ayıplanırsa, aşk sayesinde nasıl insan-ı kâmil (mükemmel insan, yetkin birey) olunabilsin ki?!..

Mecnun ki, evet, “deli” demektir; ama ondan evvel “tutkun, çılgın, çıldırasıya seven” de demektir. Arapça’da bu kelime “gizlenen, örtünen, kapanan” anlamı taşır. Akıllanması için babası onu Kâbe’ye dua etmeye götürdüğünde, iltizama başını koyup aşağıdaki dizelerle yalvaran birisi, sizce deli midir, yoksa akıllı mı; aşka sığınmakla başkasına açılmakta mıdır, yoksa içine kapanmakta mı; onun aklı başından gitmiş midir, yoksa aşk ile örtülmüş mü:

“Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni.”

İSKENDDER PALA


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

sedaulk
Gönderilme Zamanı: 2009/5/1 22:14
Kayıt: 2006/10/9
Gönderen:
Gönderiler: 387
Re: sözcüklerin büyüsü
BABİL'DE ÖLÜM İSTANBUL'DA AŞK....
deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/1 22:15
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
Evet ödülleri hak etmiş bu kitap hakikaten.


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

sedaulk
Gönderilme Zamanı: 2009/5/1 22:23
Kayıt: 2006/10/9
Gönderen:
Gönderiler: 387
Re: sözcüklerin büyüsü
KESİNLİKLE.............TEKRAR TEŞEKKÜRLER DESTE HOCAM...
deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/1 22:26
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
Rica ederim ,iyi geceler hocam.


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/2 11:47
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
EY BENİ EN ÇOK SEVENİN EN SEVDİĞİ



Bilirim. her gün…
doğmadan kızıllığına yazar adını..
Bilirim her martı dokunmadan denize
Kendi dilince tekrarlar duanı..
Ve her gül açmadan kollarını
Bu dünyaya
Senin kokunu bular yüreğine..
Bilirim düşmez güneş
Toprağın hiçbir zerresine…
Hatırlamadan seni…
Bilirim seversin sen seni seveni….
Ey beni en çok sevenin en sevdiği…
Ey gönlümdeki sevgiye bengisuyunu, okyanus diyarından yudum yudum damlatan…
Kar suları yıkarken ruhumu, ılık bir yağmur damlasının sevdasında, yürek atışlarıma merhamet denizinden katreler düşüren…
Ey kalbimin en derin toprağına, avuçlarımda biriktirdiğim dualarıma kattığım, kirpiklerimin ıslaklığı ile bezediğim, nazenin çiçeğimin adı…
Sonra, yalnız karanlıklarımın donduran soğukluğunda , yapraklarının gölgesinde bakışlarımı ısıttığım …
Adıyla,en tenha zamanların karmaşasında, içimin dalları kıran fırtınalarını durulttuğum…
Her uyanışımda sabaha, gurubun kızıllığına taze açmış yaseminler aklığında ismini yüreğimle yazdığım…
Ey adıyla, serin rüzgarlarında bedenimi üşüten eylülü, nisanın yeni açmış badem ağaçlarına döndüren… içimin dermansız bildiğim dertlerine, sonsuz bir iyileşmeyle deva olan…
Ey seher vakitlerinde soğuk gül yapraklarına ılık dokunuşlarla konan, şebnemlerin nazlı terennümü…
Bütün kar taneleri erguvan dalında çiçek oluyor kökünü ruhuma salan…adının gölgesine sığınınca günahlardan bizar olmuş yüreğim…
Sana gönderdiğim selamların kabul olma umudunun heyecanıyla, dağbaşlarımı kuşatan bencillik dumanlarının arasında, sevmeye dair al laleler açtıran…
İçimde dünyalık nefesler adına r büyüttüğüm bütün mavi kuşları salıyorum semaya… uğruna, kendi içimde kendimi tutsak ettiğim her anın zincirlerini koparıyorum zihnimden… teselliyi sana yolladığım selamın kabul edilmesi umudunda buluyorum… bilir misin Ya Resulullah? Her yıkılışında içimin kaleleri, kalbimin kırıklarını bu umutla sarıyorum… yüzüme kapanan kapıların dibinde gözyaşımdan bir ırmakta boğulurken, bana uzanan elin sıcaklığı bu umuttan… bütün alınmışlıklarımın, tek başına bırakılmışlarımın, darmadağın oluşlarımın sessizliğine düşen tatlı bir terennüm oluyor bu umut… içimin burukluğunda, merhametsizlik dağlarken yüreğimin her bir zerresini, sabah ezanlarına kadar kapanmayan gözlerimin aminlerine dost ediyorum bu umudun varlığını…
Ey bütün çiçeklerin naif susuşlarının ardında, hiç durmadan söylenip duran sevda ikliminin şanlı adı…
Ey ılık gamzeleri gibi toprağın, ruhumun buz tutmuş dehlizlerine merhametle inen bahar…
Gül kokusunda içime çektiğim şefkatin, eşsiz timsali…..
Uzak zamanlarında ömür tüketiyoruz saadet asrının… bir tek kalbimde büyüyen sevgi aşabiliyor zamanı, mesafeleri, asırları… donup kalıyor zaman, içimdeki özlemin sıcaklığında… çözülüyor imkansızlıklar, sessiz eriyişlerde… zaman susuyor kör kuyuların diplerinde… tarihler ses vermiyor gizli köşelerde… ve bir tek özlemim aşıyor zamanı, mesafeleri… bir tek gözyaşımdan bir kuşun kanadı bırakıyor beni, senin yürüdüğün çöl zerrelerin arasına… bir tek özlemin dev bir dalga olup, sürüklüyor bedenimi, Sevr mağarasında yuva yapan güvercinin kanat çırpmayışlarına… bir tek dualarımın kabulü taşıyor beni yaşadığın zamanların kıyısına… hıçkırıklar kesiyor nefesimi, yüzümde pişmanlıkların buyun eğişleri… anlatamıyorum… sevmekten uzak seslenişlerim susuyor iç yangınlarımda… senin adını yüreğime mühürleyip dönüyorum amin deyişlerime…
İçimin ülkelerine çöreklenmiş menfaat bulutlarından kaçıyorum..kaçıyorum kibirden yalnız kendine istiyor olmaktan, öfkeden… kaçıyorum ne varsa faniliğe dair… pişmanlıkla ıslanmış bir hıçkırıkta, selamlarımın kabul edilmesi umudunda yeniden geliyorum hayata…kan revan oluyor aklımda hüzünler… yağmamış yağmurlar kadar latif şimdi kalbimde devleşen sıkıntılar…
Korkularımı emziren bütün gecelerin siyahı, yeni açmış bir karanfil kokusu oluyor… bulunca seni…
Benliğimin kuytularında sızlayan yalnız kalmışlıklar, kayan dev bir yıldız oluyor… anınca seni…
Bütün sessizlikler rahmet oluyor… bütün çaresizlikler gündoğumu... bütün boyun büküşler amin oluyor dudaklarımda… bütün amin deyişler gül adında… seni ta içimde taşıdığım zaman bu ömür türküsünde…..
Yalnız kalıyor bazen aminler…gecenin sakinliğinde usulca hayat bulan aminler uykuya yenik düşüyor çoğu zaman…daha derinden dua etmeye susuz dudaklarım… Zaman merhametsizlikte hüküm sürüyor ya Resulalah… mazlumun ayaklar altında ezilen yüreğiyle besleniyor zalim kalp atışları… şefkate kanat çırpan kırlangıçların kanatları isyandan devleşen tel örgülere takılıyor… kanatlarından sızan kana bulanıyor ruhum… belki her gün bir günahsız yavrunun bedeni, hain bir merminin kılıcından geçiyor… günahsızların iniltileri içimde yankılanıyor… semayı sarsıyor annelerin ağıtları… gözlerimizin önünde yüreklerimizin dibinde inliyor nefesleri günahsızların… insanlar çoktan sökmüş gibiler köklerini, içlerindeki merhamet adlı çınarın… babaları ölmeden miras derdinde birbirine düşer olmuş kardeşler… duaya açık kapılarından dudakların, gıybet yükselir olmuş… yalansız konuşmalar azalmış… herkes birbirinin kuyusunu kazıyor… ve ölümü unuttu sanki kalpler… ölümü anmaktan aciz zihinlerimiz… İçim acıyor Ya Resulullah… her haksızlığın ardında tükeniyor nefeslerim… içim kanıyor… her acının ardında çaresizlik yağmamış bir bulut gözlerimde… bir tek silahım var… ona sarılıyorum gece yarıları… duaya…

Sevmek çekince dalgalarını bir zamanlar hiç durmadan dövdüğü kıyılarımızdan, okyanus ortasında su arar olduk… öldük hatta susuzluktan… yağmur sağanak sağanak boşanırken bedenlerimize… Adını unuttukça anmayı, dudaklarımızdan, başka isimler söyler oldu dillerimiz… başka sevdalar salınır oldu bakışlarımızda… içimize yabancı hevesler ,içimizde… hasretleri bile yabancılaştı dünyamızın… sevgi uzaklaştığımız hatta kaçtığımız bir hastalık gibi…ben böyleyken… hala umudu var mıdır sana olan selamlarımın kabulünün?… bu kadar kendimi bulanmışken sensizliğe…

Aynı zaman diliminde atsaydı kalplerimiz seninle… Yüreğimiz hissetseydi seni bir kere görmüş olmanın bahtiyarlığını… oysa şimdi hercai sevgilerde kanıyor ümitlerimiz… Varsa zihnimin kirli dumanları arasında ,dünyaya bel bağlamış iniltili hayatımın ortasında,hala sevmeye dair kımıldayan bir tomurcuk sana olan özlemimin sıcaklığındandır…
Ya Resulullah bu özlemimizin sınırsızlığına bakıp dua eder misin yüreklerimize? secdenin izi alınlarımızdan, amin deyişler gece uyanışlarımızdan ve sana olan sevgi solmayan yediverenler gibi hiç silinmesin gönüllerimizden…
Ey beni en çok sevenin en sevdiği…
Bir lale vakti… bir bahar gecesi… dudaklarımda sana selamlarla göz kapayışlarım var geceye… herşeye rağmen sevilme umuduyla bükülüyor boynum… sevginin sonsuzluğuna açılıyor avuçlarımda ruhum…
Ey Rabbim,
en sevdiğinin sevgisini artır ki kalbimde…
senin yanına sevdiğinin sevgisiyle dolu bir yürekle varabileyim son nefesimde…

İskender Pala




----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/2 12:08
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
Külün İçinde Saklı Ateş

--------------------------------------------------------------------------------

Küllenmiş her düşüncenin, her duygunun içinde iyi yahut kötü, acı yahut tatlı, neşeli yahut hüzünlü elbette bir kor sıcaklığı vardır ki, eşelendikçe alevi ortaya çıkar.

Bazen ısıtır bu alev, bazen yakar. Olumlu ya da olumsuz bütün hayaller, bütün idealler ve bütün arzular sonuca ulaşmadıkça, hedefini bulmadıkça elbette kül içinde saklanan kor gibi sıcak bekler. Küçük bir esinti, azıcık bir savrulma... Bir hatırlama... Küçük bir dokunuş... Hele içinizi bir yoklayın...

Zamanın hızlı akışı, feleğin hızla dönüşü içinde her şey bizim istediğimiz rengi göstermeyebilir, bizim istediğimiz biçimde tahakkuk etmeyebilir.
Bağrımızı yırtmanın, yüreğimizi parelemenin, ciğerlerimizi kan doldurmanın faydası da yoktur üstelik. Bu bir ayrı sınav biçimidir.
Tesellisi hep ertelenen bir sınav...

Çoğu insan kendisinin, asıl bulunması gereken yerde olmadığını hisseder. Aslında belki tam da bulunması gereken yerde olduğu için kabullenmek istemez. Çünkü küllenen hayallerine alevlenmeyi bekleyen nice korlar gömmüştür. Bedel ödemeden, yüreğini tutuşturmadan, kendini yakmadan gelinebilecek mertebelerin elbette bir seviyesi vardır; ve bir de yolları çile ile yürünmüş ve kabullenilmiş makamları...
Bütün korların küller içinde gül gül olduğu makamlar...
Hayret makamı, aşk makamı, sükûnet makamı, teslimiyet makamı...

İşinizde ve aşınızda, sevincinizde ve kıvancınızda, düşlerinizde ve görüşlerinizde tutuşmayı bekleyen korlar yurt tutmuşsa eğer, eskilerin düstur edindikleri şu beyti teselli babında vird edinmenizi tavsiye ederiz:

Ele girmezse eğer sevdiğimiz

Ne çâre, eldekini sevmeliyiz

Erdem, işte bu asaleti gösterebilmek, kazaya rıza ile cevap verebilmektir. Hele bir düşünün, buraya ağlamaya mı gelmiştik, gülmeye mi; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu?!..

İSKENDER PALA


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/2 14:48
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
ÜSTÜN DÖKMEN'DEN GÜZEL BİR YORUM

Çocuğumuz düşüp kafasını masaya çarpınca biz hemen masayı döveriz, "he
masa ehhhh sen niye orada duruyorsun" diye. Çocuk masa orada
durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her
hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur."
Malum...

Mesela, bizim Balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160 Kilometrehız
yaptırdılar. İlk virajda sizlere ömür... Kimin üstüne kaldı? Makinistin.

Mersin'de bayrağımız yakıldı, yırtıldı. Askere taş attılar, panzere
molotof... Memleket ayağa kalktı.
Kimin yüzündenmiş?......... İki veled...

Gelene geçene ayran tost falan satan, kendi halinde sakin bir kasabaydı,
Susurluk...
İçişleri Bakanlığı, MİT, Jitem, generaller, özel tim polisleri,
kumarhaneciler, bakanlar, milletvekilleri, işadamları... Bin kişi falan
yargılandı. Her şey kimin başının altından çıkmış?
Yeşil'in.

Deprem oldu... 7 vilayette 50 bin kişi öldü. Binlerce bina yıkıldı, on
binleri ağır hasarlı. Hepsinin sorumlusu olarak kimi kulağından tutup
hapse tıktık?
Veli Göçer'i.

Edirne'de bebeler şakır şakır öldü... Hiç utanmadan bisküvi kolilerine
koyup, gömdüler.
"Araştırdık, ihmal yok" dediler. Peki neden öldü bu yavrular? Klima'dan...
Dikkat isterim, klimacı bile değil, klima.

Rakıdan öldük. O gün ile bu gün arasında ne değişti?......
Kapağın rengi...

Sanal "sorumlumuz" bile var...
Yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor.
Trafik Canavarı'ndan...

Dolar patlarsa?
Enflasyon Canavarı'ndan...

Hatta "sorumlu olmayan sorumlumuz" da var... Milli takım oynayıp
yeniliyor. Suçlusu kim?
Takıma alınmayan Hakan...

Domatesleri Ruslara kakalayamıyoruz...
Sinekten...

Deli dana geliyor.
Inekten...

Millet hormonlu diye tavuk yemiyor.
Erman Toroğlu'ndan.

Evleri su basıyor.
Yağmurdan.

Ormanlar yanıyor.
Sigaradan.

Gemi batıyor.
Dalgadan.

İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor?
Rahmetli pilottan...

Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?

Allah'tan...


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

deste
Gönderilme Zamanı: 2009/5/2 14:57
Kayıt: 2008/4/2
Gönderen:
Gönderiler: 853
Re: sözcüklerin büyüsü
YAVUZ BÜLENT BAKİLER/TÜRKÇEDE ZÜPPELİK

TÜRKÇEDE züppelik, önce Arapça ile başlamış. Herkes bildiği, anladığı, sevdiği Türkçe kelimeler dururken tam bir Arap gırtlağıyla Arapça ve Farsça kelimelerle konuşmayı marifet sayan züppenin biri bir gün bir kasap dükkanına gitmiş. Bana bir kilo koyun eti ver diyeceğine ağzını şöyle açmış:

- Ya gassaab! Lahm-ı ganemden, vahid gıyyeee, bil vezin itaaa eyleee!

Kasap sanmış ki adam, Kuran’dan ayet okuyor:

Amin hocam, amin, amin diyerek avuçlarıyla yüzünü sıvazlayıp durmuş. Müşteri kızmaya başlamış:

- Yahu, ben senden bir kilo koyun eti istiyorum, sen amin deyip duruyorsun. Şurdaan bir kilo koyun eti versene bana...

Kasap boynunu bükmüş:

- Hocam, ben ne bilirim o kelimeleri... Benden doğru dürüst et istesene...

Milletimizin yediden yetmişe bildiği, sevdiği kullandığı kelimeler dururken Arapça ve Farsça kelimelerle tamlamalarla konuşmak züppeliktir.

Fransızca züppeliği

TANZİMATLA birlikte, bizde bir de Fransızca züppeliği başladı.

Bu yeni züppeliği Recaizade Mahmut Ekrem Bey Araba Sevdası (1896) isimli romanında çok mükemmel anlatır. Roman kahramanı Bihruz Bey, babasından kalan mirası satıp savurarak kendisine gösterişli atların çektiği şık bir araba alır. Sonra, Fransızlar gibi giyinerek arabasına kurulur ve Çamlıca yollarında gezintiye çıkar. Maksadı, kendisi gibi Batı’ya özenen genç ve güzel kızlarla tanışmaktır.

Bihruz Bey, artık konuşmasını da değiştirir. Cümlelerini Fransızca kelimelerle kurar. Mesela bir genç kızla konuşurken, Dün sizi, jö jardeninizde gezinirken jö vu diye kırıtır. Sözlerine O mon diyööö, pardon diye başlar.

Hizmetçisine bile, Matmazel, pardon... Bana ön pö bakar mısınız diye seslenir.

Sokak satıcılarına Mösyö diye hitap eder.

Araba Sevdası’nı okuyanlar, Bihruz Bey’in züppeliğinde ittifak halindedirler. Züppe, yâni özüne ve köküne yabancılaşan, milletin bütün mukaddeslerini küçümseyen, Batı karşısında tam bir aşağılık duygusuyla iki büklüm kalan, avanak ve ahkâm kişi.

Türkçemiz bugün hem İngilizce züppelerinin, hem de uyduruk ve kaydırık kelimelerle konuşup yazan yeni züppeliğin boyunduruğuna giriyor.

İşyerlerimiz İngilizce kelimelerle açılıp, saçılıyor. Dergilerimiz İngilizce ve Fransızca isimlerle çıkıyor. Yarış atlarımız bile artık İngilizce isimlerle koşuyorlar. Atalarımız doğru söylemiş, rüzgâr ekenler fırtına biçiyorlar. Kolejlerde, Anadolu Liseleri’nde ve bazı üniversitelerimizde eğitim dilini İngilizce’ye çevirenler, Türkçemizin başına bu yeni züppeleri de musallat etmişlerdir.

Bu zihniyet ummanları dolduracak kadar yanlıştır ve rezaletin ta kendisidir. Türkçe’yi bir tarafa itmenin, İngilizler gibi düşünmenin, İngiliz gibi davranmanın hazin bir neticesidir. Ama hangi birini düzelteyim. Kamu, bütün, herkes, bir milletin tamamı demektir. Yunus Emre kamu kelimesini doğru kullanıyor: “Biz kimseye kin tutmayız / Kamu âlem birdir bize” diyor.

Türkçe’ye ihanet halkımızdan, milletimizden gelmiyor. Bazı dil züppelerinden, bazı devlet dairelerinden geliyor. Peki bunun çaresi yok mu diye soracaksınız. Var tabii ve çok basit. Fransızca’da olduğu gibi bir kanunu çıkarmak ve oraya şu hükmü perçinlemek lâzım:

Madde: 1: Türkiye’de eğitim dili Türkçe’dir. Yabancı dille eğitim yapılamaz.

Madde: 2: Türkiye’de hiçbir işyeri yabancı bir isimle açılamaz.

Madde: 3: Türkiye’de yayın yapan radyo ve televizyonlarda program sunan, haber okuyan kişilerin Türkçe ve telâffuz konularında yeterlilik belgeleri almaları şarttır.

Müeyyidesi olan bir kanun çıkarmadığımız taktirde dil züppelerinden daha çok yaka silkeriz.


----------------
Yorgunum, yorgunluðumun yaþamak gibi bir anlamý var...

« 1 (2) 3 4 5 ... 66 »
| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık |

Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun
 

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç