Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Türkçe Öğretmenleri Paylaşım Adresi Forum
   Edebiyat
     Sözcüklerin Büyüsü
Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun

| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık | En alt
Gönderen Gönderi
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/1/28 21:11
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 100
Re: Sözcüklerin Büyüsü
...

Züleyha, Yusuf a bir mektup yazmaya başlayınca "Yusuf" diye başladı, "Yusuf" diye bitirdi.Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok.Ve Züleyha nın lügatinde "Yusuf"tan öte sözcük yok.

NAZAN BEKİROĞLU
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/2/5 20:03
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 100
Re: Sözcüklerin Büyüsü
...

Her sevgi insanın kendisini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen şey senin de ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu. Sandım ki çoktum, bir oldum. Eğriydim, doğruldum. Yitiktim bulundum.

NAZAN BEKİROĞLU
AysunK
Gönderilme Zamanı: 2016/2/8 19:31
Kayıt: 2009/11/4
Gönderen: Kocaeli
Gönderiler: 2310
Re: Sözcüklerin Büyüsü

Gülüşüne yağmur damlası çarpsa,
Şiir olur.
Bunu bir ben bilirim,
Bir de gökyüzü.

İsmet Özel

AysunK
Gönderilme Zamanı: 2016/2/24 11:22
Kayıt: 2009/11/4
Gönderen: Kocaeli
Gönderiler: 2310
Re: Sözcüklerin Büyüsü
DENİZ HASRETi

Gözümde bir damla su deniz olup taşıyor
Çöllerde kalmış gibi yanıyor, yanıyorum
Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor
Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum

Nasıl yaşayacağım ey deniz senden uzak
Yanıp sönüyor gözlerimde fenerin
Uyuyor mu limanda her gece sallanarak
Altından çivilerle çakılmış gemilerin?

Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgarı
Dalgaların gözümde tütüyor mavi, yeşil...
İçimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları
Ufkunda yükselmeyen güneşler güneş değil

Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden
Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?
Ey deniz, şöyle bir gün sana bakacak mıyım
Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden?

Ömer Bedrettin Uşaklı


AysunK
Gönderilme Zamanı: 2016/2/25 18:32
Kayıt: 2009/11/4
Gönderen: Kocaeli
Gönderiler: 2310
Re: Sözcüklerin Büyüsü
Vuruluyoruz kalp yerimizden. Gencecik insanlar bir bir kayıyor aramızdan yıldızlar gibi. Fotoğraflar kalıyor geriye çarşaf çarşaf.
Öyle fotoğraflar ki sahiplerinin ölmüş olduklarını bilmesek bile ölümü bu fotoğraflardan okumak mümkün hikâye hikâye. “Kimimiz nişanlı kimimiz evli.” Kimimiz çocuk yaşında kimimiz mektepli.
Düştüğü yeri yakan ateşte biz de yanıyoruz önce. Parçalarımız savruluyor dört bir tarafa. Tekrar bir bütün olamayacağımızı sanıyoruz. Ama geçiyor. Toparlanıyoruz. Ne kan tutması kalıcı oluyor başımızda ne de kalp yetmezliğinden ölüyoruz.
Sol gözümüz seğiriyor günlerce gerçi, ateşli nöbetlere düşüyoruz. Sendeleyerek dolaşıyoruz sağda solda. Benzimiz sarı. Şaşkın tavuklar gibi dönüp duruyoruz kendi etrafımızda. Dilin kemiği kırılırken eğe kemiği yarılıyor. Mahşer dehşetinde, gözlerimiz yuvalarından uğramış, koşuşturuyoruz. Ama kıyametimiz kopmuyor, yer yerinden oynamıyor. Can boğaza dayanmış ama ölmüyoruz. Sudan çıkmış balıklar gibiyiz ama suni solunum yapıyoruz, çırpınarak yaşıyoruz. Nefesimiz kesiliyor bir an için. Sonra geçiyor. Çaresiz, derin bir nefes alıyoruz. Yaşanmaz sanıyoruz bu acıyla. Yaşıyoruz.
Öfkeli yazılar döşeniyoruz. İçimizden güzel şeyler yazmak gelmiyor gülmek gibi. Birkaç gün erteliyoruz yaşamayı. Yediğimizden içtiğimizden utanıyoruz. Hep böyle kalacak sanıyoruz. Ama çok çabuk normalleşiyoruz. Bu ani dönmeyi kaldırıyor bünyemiz gibi midemiz de. Aklımızsa çoktan ikna “Yapacak bir şey yok” durumlara, “Bu böyle, hayat bu” olduğuna. Bu böyle de gidiyor, gül gibi yaşayıp gidiyoruz da. Alışıyoruz.
Oysa böyle olmaması gerek. Bu, eşyanın tabiatına aykırı. İnsanın değilse bile insanlığın doğasına aykırı. Kırılmamız gerek bizim bir bir değil, topyekûn kırılmamız. Ama “TT”lere bir bakıyoruz ki, A-aa! Üfürükten teyyarelerimiz anında arzıendam edivermiş. Futbol takımları, heyecanla beklenen derbi sonuçları, şunun bunun aşkı, evlilik programları, dizi kahramanları, ölümcül kapışmalı yarışmalar çoktan alıp gitmiş başını. Batsak yeridir bu böyleyse. Utanıyoruz. Ama yine de tepeden tırnağa çiçek açmış bir erik ağacının önünde bir an durup “selfie”mizi çekiyoruz. Aşınıyoruz.
Tahayyüle sığmayan gerçek oluyor. Taşıyamam zannettiklerimizi paşa paşa sırtlanıyoruz. Hayatlarımız aynı. Unutmam sandıklarımızı unutuyoruz. Unuttuğumuz için yeni yıldızlar kayıyor. Olup biteni hep birlikte seyrediyoruz. Ne olacak bilmiyor, sessizce bekliyoruz. İçimizden biri çıkıyor Kâhin Prenses Kassandra gibi. Olacakları söylüyor haykıra haykıra. İnanmıyoruz. Biraz daha ısrar ederse, taşlıyoruz. Mazeretimiz hazır. Sabrediyoruz.
Oysa sabrın da taşı vardı bir zamanlar. Önce zulme uğrardı masaldaki kahraman, sesi çıkmazdı. Kırk gece bir ölünün başını beklerdi meselâ, ödü patlardı ama katlanırdı. Aklına gelmeyenler başına gelirdi, kılı kıpırdamazdı. Dağ taş olsa tahammül edemez gerçeklerle yaşardı da yaprak kıpırdamazdı. Sabırla tahammülün nerede ayrıldığını bilmezdi.
Ama öyle sessizce gözyaşı dökmekle bitmezdi masallar. Masalcı vardı. Sabır gerçi yüceltilen bir değerdi ama tahammülün haddi aşıldığında doğanın diline aykırı bir durum çıkardı ortaya. Sabır, acının hantal hamallığına dönüşmemeliydi. Ondan sebep insan dayanır taş dayanamazdı. Gün gelir sabır taşı orta yerinden çatlardı.
Sabır taşı çatladığında artık mühlet bitmiş demekti. O zaman masalcının eli kahramanının takatini aşan kahıra baş kaldırarak devreye girerdi. Sabır taşı çatladığında masal yeni bir bölüme girerdi. Mücadele başlardı, dağlar taşlar aşılır, devlerle savaşılırdı. Masal ancak o zaman mutlu sonla biterdi. Diyeceğim o ki sabrın taşı çatlardı hiç olmazsa bir zamanlar. Masala bir el dokunur, bir şey olurdu.
Biz de sabır taşının çatlamasını bekliyoruz ölülerin başında. Ama sabır taşı sentetik şimdilerde. Ne gelirse bana mısın, demiyor. Esnedikçe esniyor. Masalcı da masalından çıkmış üstelik. O da şaşkın. Kraliçe, Pamuk Prenses'ten alacaklı, bir de zehirli elmasının hesabını soruyor.
Bizimki de ne sabırmış hani! Kimin elmasını yedik? Bilemedim ki şimdi.
N.Bekiroğlu
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/3/5 22:16
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 100
Re: Sözcüklerin Büyüsü

...Aşk… Gök kubbenin altındaki en gizemli kelimelerden biri. Bilinmeyen… Belki bilindikçe daha da bilinecek renkleri, desenleri ortaya çıkan.Tanımlanamayan… Belki binlerce kez tanımı yapılmış olmasına rağmen tanımlanamayan. Aşk; belki de bin bir başlı ırmak, her birinin yolculuğu ayrı, ama hepsinin ulaşmak istediği deniz bir.
İskender Pala
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/3/6 17:10
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 100
Re: Sözcüklerin Büyüsü
LA/ NAZAN BEKİROĞLU

...Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
Bir: Kelimeler.
İki: Aşk.
Üç: Annelik duygusu.
Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.
Ama aşk çok ağırdı.
.....
Yarısını Adem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı.
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/3/7 20:52
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 100
Re: Sözcüklerin Büyüsü
NAR AĞACI/ NAZAN BEKİROĞLU
...

İşte bu dünyadaki her şey o kadar gölge. Perdenin bu tarafında hepimiz birer gölgeyiz aslında. Oyun bittiğinde bir püf!, mum söner. Oyun biter. Bütün suretler de karagözcünün kutusunda bir araya konur, kaldırılır. Geriye ne suret kalır ne perde."
AysunK
Gönderilme Zamanı: 2016/3/10 20:11
Kayıt: 2009/11/4
Gönderen: Kocaeli
Gönderiler: 2310
Re: Sözcüklerin Büyüsü
Eşyalardan hayatı öğrenmek yerine eşyayı hayatımızın bir parçası yaparız.Benim nazarımda eşya sadece maddi karşılığı olan işimi gören bir nesne değildir.onlara manevi anlamlar yüklerim.mesela sevdiğimiz bir arkadaşımızla aldığımız bir şey yıllar sonra bize onu hatırlatır.Bu yüzden değil mi yollarımızı ayırdığımız insanlardan sonra atıp yaktığımız eşyalar...Anısı olmasın isteriz en azından gözümüzün önünde durmasın.Yıllarca kullandığımız arabamızı satınca üzülürüz,aramızda bir bağlılık oluşmuş demek ki.Zamanımızı onunla paylaşmışız,ona çeşitli duygular yüklemişiz.Ve neticede eşyanın da insan gibi bir ömrü var,yıpranması yok olması var...
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/3/16 21:37
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 100
Re: Sözcüklerin Büyüsü
...
" Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim...
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin..."

NAR AĞACI/NAZAN BEKİROĞLU
« 1 ... 61 62 63 (64) 65 66 »
| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık |

Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun
 

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç