Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifremi Unuttum

Hesap Oluştur!

Google Tanıtımları

.::. Herokulalazim.com Sitemiz Kuruluşudur .::.

Türkçe Öğretmenleri Paylaşım Adresi Forum
   Edebiyat
     Sözcüklerin Büyüsü
Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun

| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık | En alt
Gönderen Gönderi
Ekim7
Gönderilme Zamanı: 2015/9/30 13:18
Kayıt: 2007/5/3
Gönderen: Erzincan
Gönderiler: 1296
Re: Sözcüklerin Büyüsü
Alıntı:


Siz dolu tarafından görmussunuz bardağı sayın hocam ne mutlu size


Ya hu dolu tarafı da mı var?
Oysa hiçlik için uğraşreken...
En kısa arınma yolu neyse sizi ona ulaştırsın..
Amin.


----------------
http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=61958

dest-e
Gönderilme Zamanı: 2015/9/30 13:27
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 99
Re: Sözcüklerin Büyüsü
Ekim7 ogretmenim ,Nazan Bekiroglu'nun murekkebinden birkaç damla idi sadece.Siz sorun etmeyin ıslanma şerefine nail olduysanız .
AysunK
Gönderilme Zamanı: 2015/10/4 17:20
Kayıt: 2009/11/4
Gönderen: Kocaeli
Gönderiler: 2308
Re: Sözcüklerin Büyüsü
"Korkma” dedi. “Kimse aşktan ölmez. O işler sadece masallardadır. Bir de romanlarla filmlerde. Hangi ateş sonsuza kadar yanmış ki? Biraz tüter sonra sönersin."

Mücellâ - Nazan Bekiroğlu

Kasım ayında tüm kitabevlerinde...
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2015/12/6 15:29
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 99
Re: Sözcüklerin Büyüsü
BAB-I CÜMEL/NAZAN BEKİROĞLU

...

Gökyüzündeki yıldızlar bir yere gitmezler. Gündüz de yerindedirler. Ama onları görebilmemiz için gecenin bastırması, göklerin kararması gerekir. Benim halim de böyle. Salih insanları fark edebilmek için önce bütün insanlardan vazgeçmem gerek.

Belki hayata dair bilgimizin tamam olması için çıkmıştır varlığını bile bilmediğimiz bunca kötülük karşımıza. Bir insanın olgunlaşması için ne kadar çok acı gerek.

Çok hatıra var. O yüzden çok acı var.

Göz iki sevgilidir, iki kerime. Ama asıl kayıp gönülde gerçekleşiyor.

Küçük Prens'i seyrettim. Kitabı bir kez daha okudum. Aşkın gül hali ile tilki hali hakkında düşünmeyen kaldı mı acaba?

Evcilleşmek, bizi biz yapan özelliklerimizden vazgeçmek. Kimse evcilleşmek istemez.

Meğerki kendimizden daha değerli bir şey olsun. Annelik, evcilleşmektir bu yüzden. Aşk evcilleşmektir.

Çılgın Kalabalıktan Uzakta. Thomas Hardy'nin meşhur romanı. Evliliği evcilleşmek olarak gören bir kadının özgürlük tutkusu. Sonra? Gönüllü evcilleşmesi. Neden kadınlar hak etmeyenleri seçer?

İnsan iki şeye inanmakta güçlük çeker: Gerçek olamayacak kadar güzel. Gerçek olamayacak kadar kötü.

Hiç kimsenin olamayacak kadar herkesin.

Bilseydin. Biliyorsun ya, bildiğini bilseydim.

Antik dönemde papirüse yazılan şekiller yumuşak, münhani; taşa kazınmış harfler ise sert, keskin ve köşelidir. Yazının kaderi yazılan zemine bağlı.

Susmadığı, söylediği için: Sözaltı.

Ya Rab, yaşadığım güzelliği düşünmeye vaktim kalsa. Her ırmağın kıyısında beni bu kadar karışık rüyalar karşılamasa. Rüyalarım bir kez çıkmasa. Tecrübe beni bir kez haklı çıkarmasa.

Bir ırmak, bir çölün üzerinden geçerse ancak onun adı Nil olur. Bir eşinin de göklerde aktığına, cennetten çıktığına inanılmanın, ırmakların anası olmanın bedeli bir çölden geçmek.

Eski dünya Nil gibi Fırat ve Dicle'nin de birer eşinin cennette aktığına inanıyordu. Kaynağı cennette olan ırmaklardı onlar.

Bir ırmağın taşkını kimi bereket getirir ama kimi de felâkettir. Asidir Dicle, rejimi düzensiz taşkını riskli.

Bir ırmağın taşkını bazen Dicle'yi Fırat'a karıştırır. Zaten akılları o kadar yekdiğerindedir ki Basra Körfezi'ne varmadan az önce birleşir ve aynı isim altında akarlar: Şattülarap.

Fırat kıyısındaki ateş ve gam çölünde son kez doldu tulumlar. Sonra su ile araya engel girdi. Şemşîr. Kerbelâ.

dest-e
Gönderilme Zamanı: 2015/12/26 22:29
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 99
Re: Sözcüklerin Büyüsü

Nazan Bekiroğlu
Aşkı Şeyh Galip'ten Öğrenmedik Mi?/Nazan Bekiroğlu


Şiirler, mısralar biriktirmişim onda. Altını çizdiğim satırları aktarmışım sayfalarına. Bu gün de o defterin yapraklarını çeviriyorum ve Fuzulilerin, Muhıbbilerin, Bakilerin üzerinden geçip Şeyh Galip beyitlerinde karar kılıyorum. Karar kılmak değil aslında benimki, orada takılıp kalıyorum, daha ileri geçemiyorum. Yıllar önce çok soğuk bir kış akşamında gittiğim bir konser esnasında davetiyenin boşluklarına kargacık burgacık bir yazıyla kaydettiğim şu mısralar çarpıyor gözüme çünkü. Aşkı Şeyh Galip'ten öğrenmedik mi?

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni

Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni

Ben bu sözden dönmezem devreyledikçe nüh felek

Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Kaderin alnına yazdığı sevdadan -sevgili yüz bin cefa etse bile- vaz geçmeyen, dokuz kat gök devrettiği müddetçe sözünden dönmeyecek olan Galip bu aşka yeri ve gökleri tanık tutmaktadır. Bundan büyük söz olur mu? Değil mi ki şairin cihandaki itibarı, âşıklar arasındaki şöhreti bile efendi bildiği sevgiliden mütevellittir:

Efendimsin cihânda i'tibârım varsa sendendir

Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir

Dahası sevgili, Galip'in hayatının bereketi, ruhunun semeresidir; şairin, ömür sermayesinden bir kârı varsa o da sevgilidendir:

Benim feyz-i hayâtım hâsıl-ı rûh-ı revânımsın

Eğer sermâye-i ömrümde kârım varsa sendendir

O sevilen ki bir sözüyle şairin yıkık gönlünü onarmış, onun şefkatinin şafağı sevenin karanlık gönlünü ışıklar içinde bırakmıştır:

Bir sühanla dil-i vîrânımı ma'mûr etti

Şafak-ı şefkati bu gönlümü pür nûr etti

Böylesi bir aşkı bulan âşık, sevgilinin güzelliği gibi cefasının da bitimsiz olması için isteklidir. Besbelli cefa da aşktandır. Yeter ki cihanda hiç kimse sevgiliyi kolayca sevmesin:

İsterim hüsnün gibi cevrine pâyân olmasın

Tek seni sevmek cihân halkına âsân olmasın

Gerçi hiç kimse şairin gönlündeki ateşin sebebinden haberdar değildir. Lâkin aşkın kendisi yeteri kadar zahmetli iken bir de onu saklamaya çalışmak ikinci bir külfet doğurur. Üstelik sevenin âh'ının dumanları her zaman tütmekte olduğu halde bu böyledir:

Kimse bilmez bâis-i sûz-ı dilim Gâlib benim

Derd nâ-ma'lûm iken her gâh âh etmek de güç

Zaten Galip, “düştü” redifli gazelinde kısmet kumaşının dağıtıldığı ezel meclisinde kendisine muhabbet payı olarak, düşe düşe paramparça bir kalbin düştüğünden şikâyet etmiştir:

O zaman ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm

Bize hisse-i muhabbet dil-i pâre pâre düştü

Aynı gazelin daha ilk beytinde kalbin camdan kayığı taşlık yola düşünce dayanamamış, paramparça olmuştur:

Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü

Dayanır mı şîşedir bu reh-i sengsâre düştü

Neticede Galip aşktan ve onun hallerinden -ki kalbini yakıp bitirmiştir- âh eden kişidir. Ama biz aşktan başka şeyler de öğrenmişizdir Galip'ten hayata dair. Çekilenlerin bu dünyada kalacağını, mutluluk demleri gibi sıkıntı dönemlerinin de sonsuza kadar sürmeyeceğini. Çünkü dünya, âdettendir, böyle hükmeder:

Çekilenler kalır Es'ad bu cihân içre hemân

Vakt-i şâdî de gelir mevsim-i mihnet de geçer

dest-e
Gönderilme Zamanı: 2015/12/27 21:15
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 99
Re: Sözcüklerin Büyüsü
Kıskanmak, Aşıklığın Şanındandır/İskender pala
Şair Nazîm, kıskanılacak bir haykırışla buyurmuş ki: “Seni her kim severse ben rakîbim ya Rasulallah”.

Sevgiliyi sevenlere rakip olan bu şaire rakip olabilmek ve onun söylediğini bir aks-i sada gibi samimiyetle, ta yürekten, gözyaşları içinde dillendirmek acaba kaç mümine nasip olmuştur dersiniz? Böyle bir rekabetin içinde olmaktan geçelim, bu rekabeti istemek ve bu uğurda niyet taşımak da az şey midir? Peki ya bu rekabete kalkışanlara kıskanarak bakmak, onları gıpta ile düşünmek?!..

Kıskanmak, elbette âşıklığın şanındandır. Yalnızca Allah âşıklarıdır ki Allah’ı birbirinden kıskanmaz. “Kıskanma”nın aşktaki ikinci evresi ise “benzemek”tir. Sevenin kendisini sevilene benzetmesi, onun gibi davranması, onun yaptığını yapması, söylediğini söyleyip, işittiğini işitmesidir. Onunla geçen zamanları yâd etmek, onunla yaşanan yerleri dolaşmak, onun vasıtasıyla tanınan kişilere itibar etmek, onun adı anılınca gayrete gelmek, ondan bahis açmak, onu korumak, sahiplenmek vs. vs. Buyurun, Kainatın Efendisi’ne âşık bir kuldan söz edelim.

Ümmü Süleym diye bilinen muhterem kadın Rumeysa, günlerden birinde oğlunu Efendimiz’e getirip hediye etmişti. Çocuğun adı Enes idi. Malik’in oğlu Enes. Enes bu pazarlığa hiç itiraz etmedi, teslimiyet gösterdi ve on yıl kadar Rasulullah’ın yanında kaldı. Sevinciyle sevindi, üzüntüsüyle üzüldü. Onunla oturdu, onunla yedi, onunla yürüdü, onunla koştu. İyi günde ve kötü günde bir evlat gibi hep hizmetindeydi, bir evlat gibi hep sıyanet ve şefkat gördü. Sonunda ona o kadar benzedi ki, yürüyüşüyle, konuşmasıyla, oturup kalkmasıyla salt bir sünnet abidesi oldu. Bu derece yakınlık gönlüne de işlemiş olmalı ki, bir gün, ondan ayrı kalma düşüncesini hatırlayıp titredi. Yalnızca bir gün bile ondan ayrılacak olmanın hüznüyle, üzüntüsü ve kederiyle günlerce avareye döndü ve nihayet Efendimiz’e gelip, “Senden ayrı kalmaya dayanamam ey Allah’ın elçisi!” dedi, ağlayarak devam etti: “Sen gidince arkandan gelirim ama ya gittiğim yerde Seni bulamazsam. Onun için senden özel olarak şefaat dileniyorum, beni bırakma, tıpkı bu dünyadaki gibi orada da yanından ayırma.” Efendimiz gülümsedi ve ona şefaat sözü verdi. Fakat Enes şefaate nerede ihtiyaç duyulacağını kestiremiyordu. Devam etti:

“Başım nerede sıkışır ey Allah’ın kutlu elçisi; nerede senden ayrı düşme ihtimalim vardır, söyle de seni orada arayayım.”

“Beni Sırat’ta ara ey Enes, önce Sırat’ta ara.”

Enes, buluşma mahallini öğrenmişti. Başının sıkılacağı yerde Sevgili ona randevu vermişti. “İyi de ya orada buluşamazsak!” diye düşündü Enes. Ya yollar kesilirse, ya Sırat’a vaktinde ulaşamazsa, ya bir aksilik çıkarsa!.. Vuslatı garantilemeliydi. Tekrar sordu:

“Ya seni Sırat’ta bulamazsam ey Sevgili!”

Efendimiz, hiç beklemeksizin Enes’in tereddüt ve endişesini giderdi:

“O vakit Mizan’da bulursun, cancağızım Enes!”

Enes’in dudaklarına gülümseme yerine bir hüzün geldi. Çünkü Sevgili’nin buluşma teklif ettiği yer öyle sıradan bir yer değildi. Mahşer yeriydi. Kalabalık kelimesi orası için icat olunmuştu. Orada kim kimi bulabilirdi ki, o Habib’i bulabilsin? “Ne olur ne olmaz” dedi içinden, “işimi garantiye almalıyım!” Yüzünü kızartıp yeniden sordu:

“Ey Nebi! Ya Mizan’da yanına yaklaşamazsam?”

Nebiler Sultanı onun gönlünü kırmadı ve “O zaman” dedi, muhatabının başını okşayarak, “Ey Enes, o zaman, beni Havuz’un başında bul. Bu üç yerden birinde mutlaka buluşuruz.”

Enes’in aşkına bakarak şair Nazim’in o mısraının başını da okuyalım şimdi: “Reh-i aşkında bî-sabr u şekîbim ya Rasulallah - Seni her kim severse ben rakîbim ya Rasulallah (Aşkının yolunda öyle sabırsız ve hasretine öyle tahammülsüzüm ki ey Allah’ın elçisi, seni her kim severse (Enes bile olsa) ben ona rakibim (seni onun sevdiğinden daha çok sevmeyi isterim) ey Allah’ın elçisi.”
AysunK
Gönderilme Zamanı: 2015/12/30 18:15
Kayıt: 2009/11/4
Gönderen: Kocaeli
Gönderiler: 2308
Re: Sözcüklerin Büyüsü
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş;
Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbahârı arar...
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşîdeleri,
O bahârın bu işte ferdâsı:
Kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar!

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyâz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ'şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar!

Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgan! -
Son kalan mâi tüyleri kovalar
karlar
Ki havâda uçar uçar ağlar!

Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berg-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!

Her şâhsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümîd...
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!

Göklerden emeller gibi rîzân oluyor kar,
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar.

Bir bâd-ı hamûşun per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar.

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzan,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân,

Karlar.. bütün elhânı mezâmir-i sükûtun,
Karlar.. bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun...

Dök hâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök,
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:

Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi! ...

Cenap Şahabettin
dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/1/16 20:52
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 99
Re: Sözcüklerin Büyüsü
CÜMLE KAPISI/ NAZAN BEKİROĞLU

...
Tepeden tırnağa çamursun Adem ilk bakışta . Toprağın topraklığına batmış gibisin .Ama bu halinle kıymetlisin . Çünkü bu halini aşabilirsin . İçindeki kutsal ruha sahip çıkabilirsin . İşte o zaman melek değil ama melekler gibisin .Ve ey Adem , unutma , böyle bir tartıda melek gibi olmak melek olmaktan ağır çeker . Çünkü sen o iki şey arasında özgür irade - bilinçli seçimsin...

Ekim7
Gönderilme Zamanı: 2016/1/18 8:51
Kayıt: 2007/5/3
Gönderen: Erzincan
Gönderiler: 1296
Re: Sözcüklerin Büyüsü
Alıntı:

dest-e yazmış:
CÜMLE KAPISI/ NAZAN BEKİROĞLU

...
Tepeden tırnağa çamursun Adem ilk bakışta . Toprağın topraklığına batmış gibisin .Ama bu halinle kıymetlisin . Çünkü bu halini aşabilirsin . İçindeki kutsal ruha sahip çıkabilirsin . İşte o zaman melek değil ama melekler gibisin .Ve ey Adem , unutma , böyle bir tartıda melek gibi olmak melek olmaktan ağır çeker . Çünkü sen o iki şey arasında özgür irade - bilinçli seçimsin...



Hem melek de ne ki?
Ete kemiğe bürünüp ilahi aşkın sırlarına erişip de kendisini fena edebilir (yok edebilir) insan...


----------------
http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=61958

dest-e
Gönderilme Zamanı: 2016/1/27 20:25
Kayıt: 2015/1/2
Gönderen: :)
Gönderiler: 99
Re: Sözcüklerin Büyüsü
...

Mülk gibi söz de, ne senin, ne benim.
Cümle gibi aşk da, ne senin, ne benim.
Söz de, aşk da,
Ne senin, ne benim.
Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
Ağustos göklerinde başımın üstünden geçen bulut,
mayıs gülü,
Işıklı nisan yağmuru,
Ne kadar Allah'tansa;
Mülk gibi söz de ve aşk da O'ndan.
'Sen' tahtına yazıcı kimi oturtsa da;
Beşeri bir sevgili ya da cismani bir aşk gibi görünen,
Hiçbir yol O'ndan özgeye çıkmıyor aslında,
Gönül tahtına O'ndan özge sultan olmuyor.
Değil mi ki her şey O'ndan;
Gidecek yer yok O'ndan başka,
Gelinen yer yok O'ndan başka

Nazan Bekiroğlu - Yusuf ile Züleyha
« 1 ... 60 61 62 (63) 64 65 66 »
| Önce Yeniler Önceki Başlık | Sonraki Başlık |

Mesaj Gönderebilmek için Kayıt Olun
 

Ne Demiş Atalarımız?

Dosya Gönder


YARDIM (VİDEO)

Tiyatro-Skeç